17. Yüzyıla Kadar Osmanlılarda Müzik Kültürü

17. Yüzyıla Kadar Osmanlılarda Müzik Kültürü

Osmanlı Devleti, sınırlarının genişlemesiyle imparatorluğa dönüşmüş, bu durum devletin çok kültürlü bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır. Türk müziği, bundan etkilenerek içinde farklı müzik formlarını barındıran geniş kapsamlı değişimler geçirmiştir. Türk müziğinde yeni makamlar, usuller kullanılmaya başlanmış besteleme ve seslendirme alanlarında da ileri düzeye ulaşılmıştır.


17. Yüzyıla Kadar Osmanlılarda Türk Müziğinin Özellikleri:

• Tabılhane, mehterhaneye; saray meşkhanesi, Enderun müzik okuluna dönüşmüştür.
• Mevlevihaneler ve tekkeler müzik eğitiminde ve icrasında etkin hâle gelmiştir.
• Medreselerde, Kur’an okuma yöntemlerini ve tecvidi öğreten darülkurra bölümleri etkin hâle gelmiştir. Dinî müzik türünde, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i 14. yy.da yaygınlaşarak en fazla icra edilen eser olmuştur.
• 15. yüzyılda Anadolu kökenli ilk önemli kuramsal çalışmaları, Ahmetoğlu Şükrullah, Abdul-lahoğlu Hızır, Ladikli Mehmet Çelebi ve Şirvanlı Fethullah Mümin yapmıştır.
• 15. yüzyılda Fatih’in İstanbul’u fethiyle Türk müziği, Bizans müziğiyle icra ve türler açısından etkileşime girmiştir.
• 17. yüzyıla kadar geçen dönemde Tabduk Emre, Yunus Emre , Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal ve Köroğlu halk müziği geleneğini devam ettiren önemli şairlerdir.
• 16. yüzyılda Şevkname adlı eseri ile bilinen Abdül Ali Efendi, dinî musikide Hatip Zakiri Hasan Efendi, besteci Gazi Giray Bora Han ve Sazname adlı eseri ile bilinen Durak Ağa, Türk müzik tarihinde öne çıkan isimler olmuşlardır.
• Osmanlı Devleti’nde bir arada yaşayan Rum, Ermeni, Yahudi gibi farklı etnik gruplardan sanatçılar, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı coğrafyasındaki Türk müzik kültürünün gelişmesine önemli katkıda bulunmuşlardır.
• 16. yüzyılın en parlak dönemi olan Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Devleti, batıdaki en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Bunun sonucu olarak da müziğimiz çok sesli Batı müziği ile etkileşime girmiştir. Avrupalı devletlerle siyasi ilişkiler gelişmiş, Batı Avrupa’dan saraya gelen armağanlar arasında org da yer almıştır. Sarayda, harem saz takımları kurulmuş ve müzik etkinlikleri düzenlenmiştir.

Levni’nin harem saz takımı minyatürü - Nakkaş Osman’ın harem bahçesinde meclis minyatürü

Yukarıda, soldaki görselde, Osmanlı minyatür sanatçısı Levni’nin; bir tambur, bir mıskal, bir zurna ve bir daireden kurulu harem saz takımını gösteren minyatürü yer almaktadır.


Köroğlu

köroğlu

köroğlu

Sözlü anlatılarda ve yazılı halk edebiyatında farklı Köroğlu tipleri ile karşılaşılmaktadır. Bu tipler arasında destan kahramanı olan Köroğlu, hikâye ve masal kahramanı olan Köroğlu ile ozan tipini temsil eden Âşık Köroğlu yer almaktadır. Saz şairi Köroğlu hakkında ilk bilgilere Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde rastlanmaktadır. Seyahatname’de Köroğlu’nun adı çöğür çalan şairler arasında yer almaktadır. Saz şairi Köroğlu 16 – 17. yüzyılda yeniçeri ocağında yetişmiş, 1578 – 1590 yılları arasında Osmanlı – İran savaşlarına katılmıştır. Şiirlerinde yiğitlik, dostluk, aşk ve doğa sevgisi gibi konuları coşkun bir sesleniş ve sade bir dille işlemiştir.

 

BAĞDAT’A SEFER EDENLER
Bağdat’a sefer edenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi
Turna teline gidenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi

Bağdat’a sefer eyledim
Hoylu’m da kaldı gelmedi
Acem ile ceng eyledim
Hoylu’m da kaldı gelmedi

Düğünü bozup gidenler
Badeyi süzüp gidenler
Acem ile ceng edenler
Hoylu’m nic’oldu gelmedi

N’olsam koç Köroğlu n’olsam
Hoylu’yu düşümde görsem
N’olaydı da ben de ölsem
Hoylu’m da kaldı gelmedi

Şunlara da Göz Atmalısın

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir