18 ve 19. yüzyıl felsefesinin genel özellikleri – Aydınlanma felsefesi

18 ve 19. yüzyıl felsefesinin genel özellikleri – Aydınlanma felsefesi

19 Kasım 2019 0 Yazar: Recep

18 ve 19. Yüzyıl felsefesinin genel özellikleri bakımından aydınlanma olarak ta bilinmektedir. Bu dönem felsefesini anlamak için ilk önce onun özelliklerini, problemlerine ve o dönemin dil ve edebiyatının felsefe ile olan ilişkisine bakmak gerekir.

18 ve 19. Yüzyıl Felsefesinin Genel Özellikleri

Bu çağ felsefesini “Aydınlanma felsefesi” olarak adlandırdık ve bu konuda en iyi tanımı dönemin ünlü düşünürü hatta aydınlanmanın en önemli düşünürlerinden olan i.kant yapmıştır.

İ.Kant‘a göre aydınlanma: “İnsanın kendi suçu nedeniyle düşmüş olduğu ergin olmayış durumundan kurtulma” olarak tanımlanmıştır. Kant bu döneme ilişkin “aklını kullanma cesaretini göster” demiştir.

Aydınlanmanın amacı doğa ve insanı akıl temelinde anlamaktır. Bu dönemde ekonomik ve siyasal bir çok gelişmeyi hayata geçiren en önemli gelişme aklın öne çıkması olarak belirtilmiştir. Bu gelişme neticesinde ise Fransız ihtilali ve Sanayi devrimi gibi üretim anlamında önem arz eden olaylar meydana gelmiştir.

18 ve 19. yüzyılda aydınlanma ile birlikte ekonomik olarak da değişiklikler oluyor, bunu düşüncenin değişimi ile birlikte hayata dair bir çok akıl gerektiren değişim yaşanabileceğine olumlu bir örnek gösterebiliriz.

18-19. yüzyıl felsefesi ile yaşanan önemli olaylar

Fransız ihtilali

18. yüzyıl gelişmelerinin ve 19. yüzyıl felsefesinin somut bir sonucu olarak Fransız ihtilalini gösterebiliriz.

Fransız ihtilali nedenleri

Fransız ihtilalinin nedenlerini iki ayrı başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar görünen neden ve ihtilalin arkasında ki görünmeyen nedendir.

Görünen neden

Halk fakir durumdayken kralın zengin olması bu ihtilalin görünen ve herkes tarafından bilinen nedenidir.

Arkasında ki neden

Halkın okur yazar ortalamasının artışı ve bağımsız yayınlara destek verilmesine öncülük eden fransız filozoflarının felsefi görüşleridir.

Fransız ihtilali sonucunda mutlak rejim yıkılmış ve yerine cumhuriyet rejimi kurulmuştur.

Sanayi devrimi

Sanayi devrimi kültürel ve ekonomik etkilişimin artışına üretim amaçlı fabrikalar ulaşımı kolaylaştıran yenilikler ile katkı sağlamıştır.

Sanayi devrimi genel olarak bir çok insana faydalı sonuçlar sunmuş olmasının yanı sıra bazı insanlar için de olumsuz sonuçlar ortaya koymuştur.

Sanayi devriminin olumsuz sonuçları

  • Üretimdeki yükseliş dönemi olarak kabul edilen bu dönemde devletler arası rekabet artmış bu da savaşları arkasından getirmiştir. Öyle ki bu rekabet sonucunda yaklaşık 1 asır sonrasında tarihin en önemli olaylarından biri olan 1. dünya savaşı meydana gelmiştir.
  • Üretimin artışı ve rekabetin ortaya çıkışı ile birlikte ham madde ve yeni pazar arayışı meydana gelmiştir.
  • Yine üretimde ki artış ham madde ve yeni pazar eksikliği neticesinde sömürgeciliği hızlandırmıştır.

18 ve 19. yüzyıl felsefesinin genel özellikleri – Kısaca

  • Akla güven duyulmuş ve akılcı düşünce artmıştır.
  • Özgürlüğü engelledikleri düşüncesiyle siyasi ve dini otoritelere karşı gelinmiştir.
  • Düşünce özgürlüğü desteklenmiştir.
  • Aydın ve yazarlar sınıfı oluşmuştur.
  • Sanat, felsefe ve edebiyatta önemli eserler verilmiştir.
  • Fransız İhtilali ve Sanayi devrimi gerçekleşmiş ve buna bağlı problemler ortaya çıkmıştır.
  • Felsefede yeni ekoller çıkmıştır

Aydınlanma çağı

Aydınlanma çağı, 18. yüzyıl Avrupa’sına damgasını vuran;toplumsal, bilimsel, felsefi vb. alanlardaki köklü değişimleri ve gelişmeleri sağlayan bu çağa “Akıl Çağı” demek yerinde olacaktır. Çünkü Aydınlanma çağı, feodal bağların ve kurumların topa tutulduğu, feodalizmin içinde ortaya çıkan ve olgunlaşan burjuvazinin amaçlarının gözetildiği büyük değişimlerin görüldüğü bir çağ.

Bugünü anlamak istiyorsak geçmişi gözardı ederek yapamayız bunu ve günümüz dünyasını, hızla “globalleşen” dünyamızı -ya da Samir Amin’in deyişi ile “Kaos İmparatorluğu“nu- anlamak istiyorsak ve evrenin ve insanın yitişi karşısında daha fazla sessiz kalınamayacağı kanaatini taşıyorsak anlayamadan, bilmeden değistiremeyeceğimizi biliyorsak, anlama ve anlamlandırma çabasından kaçmamalıyız. İşte bu nedenlerden ötürü günümüz burjuva toplumlarını ve ideolojisini tanımlayabilmek için, burjuva siyaset kuramının oluşturulduğu döneme, felsefi söylemin çoklukla burjuvaziye hizmet ettiği ya da burjuvazinin bu söylemi kendi çıkarları için kullandığı, Aydınlanma Çağı’na bakmak gerekir.

“Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergen olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır. Sapere aude!* Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.” diyor Kant.

Aydınlanma ile gerçekten de insan aklı üzerindeki dinsel, siyasal, geleneksel kurumların ve otoritelerin ipoteği kaldırılmaya çalışılmış, insan aklının başka insanlar, güçler ya da kurumlar tarafından yönlendirilmesi ve idare edilmesi kıyasıya eleştirilmiş, aklın özgürleşmesi için metafizikle, skolastik felsefe ile ve -mevcut üretim ilişkileri kendi gelişimine ayak bağı olmaya başlayan, güçlenmekte ve iktidar talebini haykırmakta, sesini yükseltmekte olan, burjuvazinin istemine paralel olarak-monarşik yönetim biçimi ve üzerinde yükseldiği feodal üretim ilişkileriyle mücadele edilmiştir.

İnsan aklının bilgi ölçüsü olarak alındığı, insan ve kültür sorunlarının gündeme getirildiği, bilginin topluma yayılmasının amaçlandığı, geleneklerin ve inançların bir “akla uygunluk” ilkesi ile değerlendirildiği, Engels’in “Din, doğa anlayışı, toplum, devlet örgütü, herşey en acımasız bir eleştirinin konusu oldu; her şey, aklın mahkemesi önünde kendini savunmak zorunda kaldı ya da mahkum oldu” dediği bu çağla birlikte insanlığın gelişimi önündeki bir çok engel kaldırılmış oluyordu.

Aydınlanma çağı düşünürleri

Aydınlanma düşünürlerinin, insan aklını esaretten kurtarma çabaları gerçekten takdire değerdir. Ve Aydınlanma hareketi, çağının koşullarında ilerici, devrimci olarak adlandırılabilecek bir sınıfa burjuvaziye omuz vermiştir. “Aydınlanma düşünürlerinin ekonomi alanındaki görüşleri akılcı bir biçimde örgütlenmiş burjuva işletme modeline dayanıyordu.

Adam Smith’in The Wealth of Nations (Ulusların Zenginliği) adlı yapıtında övdüğü “manüfaktür” modeli üzerine inşa edilmiş genişleyen iş bölümüne dayalı işletme yapısı, fizyokratların ve Ansiklopedistlerin insan çalışmasını ve emeğini akılcı bir biçimde örgütleme eğilimleriyle uyum halindeydi. Diğer yandan, burjuva özgürlükleri monarşi döneminde hatırı sayılır ölçüde gelişmiş, Kralın ve merkezi otoritenin darbeleri altında yola getirilmiş aristokratik sınıfların zararına evrensel bir özgürlük anlayışının vazgeçilmez kurumları olarak yüceltilmişlerdir.

18 ve 19 yüzyıl felsefesi (Aydınlanma felsefesi)

Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki: Aydınlanma, insanın amaçlarının evrimleşmesi sürecinde önemli bir yerde durur. Fakat bu evrimleşme yüzyıllardır araç olan insanın artık araçlığa son verip kendisini amaçlaştırması halini alamamıştır, yine de bu yolda bir aşamadır.

Halkın büyük çoğunluğunun araç, din adamları ve aristokratların amaç olduğu sosyo-ekonomik düzen değişmiş, Aydınlanma hareketiyle mevcut egemen güçlerin karşısında iktidar sahiplerine karşı burjuvazinin önünü açacak düşünceler oluşmuş ve halk kitlelerinin yine araç ama bu sefer burjuvazinin amaç olarak tanımlandığı bir sistemin siyasal, felsefi, düsünsel zemini hazırlanmıştır. Ya da burjuvazi tarafından Aydınlanma düşünürlerinin düşünceleri bu amaçta kullanılmıştır.

18. yüzyıl Aydınlanması üzerine bunları söyledikten sonra, klasik felsefe tarihlerinde Antik Aydınlanma ya da Yunan Aydınlanması adıyla geçen ve I.Ö. V. yüzyılda Sofistlerin gerçekleştirdikleri bir Aydınlanmanın varlığından da söz etmek gerekir. Bu iki çağı, farklı asırlara karşılık gelen iki dönemi isimlendiren, Aydınlanma adını veren Alman filozofu Immanuel Kant’dır.