ABD’nin İlk Hükumetinin Kurulması

ABD’nin İlk Hükumetinin Kurulması

17 Mayıs 2018 0 Yazar: Recep

Britanya’ya karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesinin ardından 13 Amerikan kolonisi 1783 yılında, 13 Amerika Birleşik Devleti halini aldı.

Bu eyaletler savaş bitmeden önce ortak mücadeleleri için bir çerçeve anlaşması imzaladılar. Konfederasyon Yasaları adı verilen bu yapı, son derece gevşek ve kırılgan bir birliğin, George Washington’un deyimiyle bir “kumdan ip”in oluşmasını sağladı.

Ortak bir para birimi yoktu; her eyalet hâlâ kendi parasını basıyordu. Ulusal bir silahlı kuvvet yoktu; birçok eyaletin hâlâ kendi ordusu ve donanması vardı. Dış politika üzerindeki merkezi kontrol çok küçüktü; eyaletler doğrudan diğer ülkelerle temasa geçiyordu. Ayrıca vergilendirme ve vergi toplama için hiçbir ulusal sistem yoktu.

Maryland ve Virginia arasındaki ortak sınır olan Potomac nehrinin gemicilik hakları hususunda iki eyalet arasında çıkan tartışmalar, 1786 yılında beş eyaletin Maryland-Annapolis’te bir konferans düzenlemesine neden oldu. New York’tan gelen bir delege olan Alexander Hamilton bu tür ticari konuların daha büyük ekonomik ve siyasal sorunların bir parçası olduğunu ve Konfederasyon’u yeniden değerlendirmeye ihtiyaçları olduğunu söyledi. Kendisiyle hemfirkir olan diğer delegelerle birlikte sadece bunu yapmak üzere bir kongre düzenlemeyi önerdiler. Amerika’daki tartışmasız en güvenilir adam olan Washington’un da desteği ile bu fikre fazla cesur olduğunu düşünenlerin de sıcak bakması sağlandı.

Philadelphia’da, delegelerin Birleşik Devletler Anayasasını hazırladığı Independence Hall’daki tarihi oda. (© Robert Llewellyn)

Philadelphia’da, delegelerin Birleşik Devletler Anayasasını hazırladığı Independence Hall’daki tarihi oda. (© Robert Llewellyn)

1787 Mayıs’ında Philadelphia’da yapılan toplantı çok önemliydi. Kongreye seçilen 55 delege sömürge ve devlet yönetiminde deneyimli kişilerdi. Tarih, hukuk ve siyasal kuram konusunda bilgiliydiler. Çoğu gençti ancak kamu hizmeti ve bilimsel başarı alanındaki sıra dışı kariyerinin sonuna yaklaşmakta olan yaşlı Benjamin Franklin de bu grubun içindeydi. İki önemli Amerikalı ise orada değildi: Thomas Jefferson Fransa büyükelçisi olarak Paris’teydi, John Adams ise Britanya elçisi olarak Londra’daydı.

Kıta Meclisi, kongreye Konfederasyon Yasasında değişiklik yapma hakkını tanımıştı. Ancak delegeler yeni ulus için yetersiz olduğunu düşünerek Konfederasyon Yasasını bir kenara bıraktı ve yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılmasına dayalı yeni bir devlet modeli üretti. Bu toplantı bir kurucu meclis haline gelmişti.

Sembol: Kırık Çan

Sembol: Kırık Çan

Yeni anayasanın bazı ayrıntıları hakkında görüş birliğine ulaşmak gerçekten çok zor olmuştu. Birçok delege eyaletlerin haklarını sınırlayan güçlü bir ulusal devletin kurulması gerektiğini savunuyordu. Diğer birçok delege ise eyaletlerin otoritesini koruyan zayıf bir ulusal devletin olması gerektiğini aynı inandırıcılıkla savunuyordu. Bazı delegeler Amerikalıların kendi kendilerini yönetecek kadar akıllı olmadıklarını düşünüyor ve dolayısıyla her türlü halk oylaması önerisine karşı çıkıyordu. Diğerleri ise ulusal devletin mümkün olduğunca geniş bir halk tabanı olması gerektiğini düşünüyordu. Küçük eyaletlerin temsilcileri ulusal bir anayasa çerçevesinde eşit temsil konusunda ısrarcıydı. Büyük eyaletlerin delegeleri ise daha etkili olmaya hakları olduğunu savunuyordu. Köleliğin yasa dışı olduğu eyaletlerin temsilcileri köleliği yasaklamak hedefindeydi. Köleliğin yasal olduğu eyaletler ise bu yöndeki her türlü kısıtlamaya karşıydı. Bazı delegeler Birlik’teki eyaletlerin sayısını kısıtlamaktan yanaydı, diğerleri ise Batı’daki yeni kurulan şehirlerin eyalet olmasını destekliyordu.

Her sorun yeni fikir ayrılıklarına yol açtı ve bütün ayrılıklar uzlaşı ile çözüldü. Anayasa tasarısı çok uzun bir metin değildi ancak henüz kurulmuş olan bu karmaşık devlet için bir çerçeve sunuyordu. Ulusal devlet para basmak, vergi toplamak, patent vermek, dış politika faaliyetleri yürütmek, ordu barındırmak, postane kurmak ve savaş açmak konusunda tam yetkiliydi.

Ulusal devlet kuvvet dağılımını dengeleyen ve birbirlerini denetleme yetkisine sahip üç eşit bölümden oluşuyordu: bir meclis (kongre), bir başkan ve bir yargı sistemi. Ekonomik konular metin hakkında yapılan tartışmaların seyrini etkiledi ancak eyalet çıkarlarının, bölgesel ve ideolojik çıkarların da tartışma üzerinde etkisi oldu. Metni yazanların idealizmi de çok önemliydi. Bireysel özgürlüğü ve toplumsal erdemi destekleyen bir devlet tasarladıklarına inanıyorlardı. Dört ay süren bir müzakere sürecinin ardından 17 Eylül 1787 tarihinde delegelerin çoğu yeni Anayasa’yı imzaladı. 13 eyaletten 9’u anayasayı onayladıklarında metnin bu toprakların kanunu olmasına karar verdiler. Onay süreci de neredeyse bir yıl sürdü. Karşı çıkanlar güçlü bir merkezi devletin zorba ve baskıcı olabileceğine dair korkularını açıkladılar. Savunucular yasama ve yargı güçlerinin birbirlerinden ayrılması ve birbirlerini denetleyebilmesini sağlayan bir sistem ile bu riskin önüne geçilebileceğini savundular. Bu tartışma iki farklı grubun oluşmasına neden oldu: Güçlü bir devlet isteyen ve Anayasa’yı destekleyen Federalistler ile eyaletlerin yumuşak bir şekilde birbirine bağlı olması gerektiğini düşünen ve Anayasa’ya karşı çıkan Anti-Federalistler.

Anayasa’nın onaylanmasının ardından bile, birçok Amerikalı önemli bir öğenin eksik olduğunu düşünüyordu. Metinde birey haklarına yer verilmemişti. 1789 Eylül’ünde ilk meclis New York City’de toplandığında hukukçular bu maddelerin eklenmesi gerektiği konusunda uzlaştı. Haklar Beyannamesi (Bill of Rights) olarak bilinen bu 10 değişikliğin Anayasa’nın bir parçası haline gelmesi iki yıl sürdü.

10 değişikliğin ilki konuşma, basın ve din özgürlüklerini; protesto etme, sessizce toplanma ve değişiklik talep etme haklarını garanti altına alıyordu. Dördüncü madde bireyi sebep gösterilmeden aranmaya ve tutuklamaya karşı koruyordu. Beşinci madde her türlü adli vakada hukukun usulünce işletilmesini sağlıyordu. Altıncı madde adil ve hızlı bir mahkeme sürecini garanti ediyordu ve sekizinci madde bireyi zalim ve olağandışı cezalandırmalara karşı koruyordu.

Haklar Beyannamesinin 200 küsur yıl önce kabul edilmesinden beri, Anayasa’da sadece 17 değişiklik yapılmıştır.