Ahilikte Gençlik ve Eğitimi

Ahilikte Gençlik ve Eğitimi

21 Mart 2018 0 Yazar: Recep Bayoğlu

Anadolu’muzda bir Türk kurumu olan “Ahilik“, kendine özgü, sosyo-ekonomik bir kurumdu. Ahilik geniş kapsamlı bir kuruluş olarak aynı zamanda bir eğitim kurumu idi. Genç kuşakların mesleğe hazırlanması, onların meslek eğitimini gerektiriyordu.

Ahilikte gençlik kesimini “Çıraklar” oluşturuyordu. Daha sonra “Kalfalık” ve “Ustalık” gibi kademeler geliyordu. Biz bu bölümde daha çok gençlerin durumu ve eğitimi üzerinde duracağız.

Ahilik, fütüvvetnâmelere dayalı idi. Bunlar eğitim programı niteliğindeydi. Konumuzla ilgili olan yönlerinden bazı örnekler vereceğiz.

Özellikle Selçuklular döneminde ortaya çıkmış, bir yaygın eğitim kurumudur.

Kırşehir’deki Ahi Evran Anıtı 241x300 - Ahilikte Gençlik ve Eğitimi

Kırşehir’deki Ahi Evran Anıtı

İslâm toplumlarında fütüvvet (iyi huylar) anlayışı vardır. Allah’ın buyruklarını tutma, nefisle mücadele, iyi huylu olma, bütün insanlara sevgi gösterme gibi esaslara verilen addır. Bu anlayış, Selçuklularda “Ahilik” (Kardeşlik) biçimine dönüşmüştür, ki bir lonca örgütüdür. Kelime olarak “Kardeşlik” anlamına gelir.

Ahi birlikleri 13. yüzyıldan itibaren, çeşitli mesleklere bağlı olarak ortaya çıkan dini ve ekonomik örgütlerdir.

Üretimin Standart ölçülere uygun olarak yapılmasını denetlemişlerdir.

Temel ilkeleri, çeşitli fütüvvetnâmelerde tespit edilmiştir.

Ahilikte eğitim üç amaca yönelikti:

    1. Dürüst vatandaş yetiştirmek
    2. Mesleki beceriler kazanmış eleman yetiştirmek (Meslek Eğitimi)
    3. Askerî güç hazırlamak.

Şimdi bunları teker teker ele alabiliriz.

1. Vatandaşlık Eğitimi

Çırak, akşamlan Ahi zaviyelerinde ahlâk ve fazilet eğitimine tabi tutulur, toplum ahlâkı öğrenirdi.

Burada genç, millî töre ve görenekleri, toplu yaşamın gereklerini öğrenirdi. Özellikle İslâm kültürü öğretilmeye çalışılırdı. Namaz, oruç gibi İslâmın koşullarını öğrenirdi. İnsanlık, dürüstlük, temizlik, milli oyunlar, edebiyat, dini eğitim (Kur’an’ı Kerim okuma), yemek pişirme, tarih, musiki, tasavvuf dersleri öğretiliyordu. Bu dersler uygulamalı biçimde yaşanarak öğretiliyordu.

Güzel sanatlar dallarında yetenekli olanlar da o dallarda yetiştiriliyordu. Örneğin güzel yazı, süsleme gibi sanatlar. Her çırak mutlaka okuma,yazma öğrenirdi. Hafta sonlarında oyunlar oynanır ve eğlenceler düzenlenirdi. Her usta, çırağın ahlâkından sorumlu idi. Her çırak, kendisine kalfalardan iki kişiye Yol kardeşi ve ustalardan birisini Yol Atası seçerdi. Çırağın bir de bir “Üstadı” (Sanat Öğretmeni), bir de “Pîri” bulunuyordu.

2. Meslek Eğitimi

Meslek eğitimi iş yerinde ve atölyelerde verilirdi. Yâni kuramsal bilgilerden çok, uygulamalı bir meslek eğitimi söz konusu idi. Her çırak, ustasını izleyerek, bakarak, onu taklit ederek öğrenirdi. Bu öğretim, taklide dayalı, yaparak ve yaşayarak bir öğrenme idi. İşyerleri eğitim ve öğretime uygun ortamlardı. Her usta, çırağına, sanatının bütün inceliklerini, sırlarını öğretmek zorunda idi.

Sadece meslek öğretilmeyip, meslek ahlâkı da öğretildi. Zaman ve düzen alışkanlığı kazandırma, dürüst çalışma, üretimi artırma, çıraklan iyi yetiştirme, müşteriye saygı gösterme, aldatmama, gibi tutumlar meslek ahlâkına yönelikti. Çıraklara zâviyelerde sadece toplum adabı öğretilirdi. Ustalar çıraklarına bir baba gibi davranırlardı. Bunlara uymayanlara örgüt, çeşitli cezalar uygulayabilirdi. Örneğin dükkânım kapatmak, selâm ve yardımı kesmek, lokma çıkarmaya, ikram yapmaya, kurban kesmeye zorlamak gibi.

3. Askeri Eğitim

Zâviyeler, mensuplarına askerî eğitim de yaptırıyorlardı. Örneğin haftanın belirli günlerinde silah talimleri ve ata binme öğretimi vardı. Beden eğitimi de yaptırılırdı. Kalfaların kılıç kullanmaları, ata binmeleri atıcılık öğrenmeleri gibi spor ve askerî bir eğitime tabi tutulmaları görülürdü.

4. Ahilikte Mesleki Yetiştirme Dereceleri

Ahilikte meslekî dereceler, Yamak, Çırak, Kalfa, Usta olmak üzere dört kademe idi.

a. Yamak

Yamaklık koşulları şunlardı:

    • Bir esnafa yamak olabilmek için, 10 yaşından küçük olmamak gerekirdi.
    • İşe devamının velisi tarafından sağlanması gerekir idi.
  • İki yıl parasız ve sürekli yamaklık edenler özel bir törenle çıraklığa yükselirdi.

Ahi Birliklerinde, bir gencin meslek yaşamının ilk kademesi yamaklıktır. En çok 10 yaşında olan çocukların, velisi tarafından bir sanat öğrenmek amacıyla ustaya verilmesiyle yamaklık dönemi başlardı.

b. Çırak

Çıraklar, sanata henüz girmiş ve çok kez, ücretsiz çalışan heveslilerdir. Çırağın görevleri, temizlik işlerini yapmak, öteberi taşımak, haber götürmek, işine düzenli devam etmek, (dükkân ve zaviyeye), dükkân ve zâviyelerde gösterilen sanat ve dersleri bellemek, temiz giyinmek, dürüst hareket etmek idi. Yiyeceğini ustası vermekte idi. Çırak, bir sanata girince, aynı zamanda bir tarikata girmekte idi. Çırak, girdiği tarikatta ustanın manevî evladı olmakta idi. Ustaların yanında konuşmaz ve gülmezlerdi.

Ahi örgütleri, çıraklan hem bir meslek sahibi yapıyor, hem de onların iyi bir Müslüman, iyi bir insan olarak yetiştiriyordu. Bu nedenle hakka, hukuka uyan, yoksullan gözeten ve sağlam, kaliteli mal üreten güçlü sanatkârlar yetişmiştir.

Çırak adayında aranan üstün nitelikler; sözü yerli yerinde söylemek, cömert ve vefalı olmak, güler yüzlü, tatlı dilli olmak, dedikodu etmemek ve kibirli olmamak.

Çıraklık Törenine Geçiş

Bu törene çırak adayı çocuğun Ahi kardeşi (Ustası) ve kalfaları (Yol kardeşleri) ile velisi ve esnaf şeyhi katılırdı. Esnaf şeyhi haftalık ücreti saptardı. Bu ücretin iki haftalığı tutan, ustası tarafından esnaf sandığına terfi harcı olarak yatırılırdı. Çırağın velisi de esnaf vakfına bir bakır kap hediye ederdi.

Usta, çırağın bütün haklarım gözetir, onu sömürmeyi asla düşünmezdi. Çünkü öyle yaptığı takdirde ona bir daha çırak verilmezdi.

c. Kalfalık

Kalfalar, usta olmaya namzet ve henüz sermayesi bulunmayan ücretli işçilerdir. En az 1001 gün çıraklık yapanlar, kalfalığa geçme hakkını elde ederdi. Kalfa, ustanın bulunmadığı zamanlarda, onun yetkisine sahip olarak her türlü işi yürütürdü. Özel bir törenle ustalığa geçer ve ayn bir dükkân açarlardı. Kalfalar da zâviyelerde eğitilmekte idi.

Kalfalık dönemi bütün meslekler için üç yıldı.

Kalfa, sınav niteliğinde bir törene katılırdı. Bu törende kalfa, kendi eliyle sanatı ile ilgili birşey hazırlar, bunu ustalar meclisine sunardı.

Kalfalık Töreni

Çıraklık süresini tamamlayan gencin ustası tarafından yeter derecede yetiştiği ve ahlâken de olgunlaştığı örgüte bildirilirdi. Tören, esnaf odasında ya da mescit, câmi gibi kapalı yerlerde yapılırdı. Esnaf yönetim kurulu üyeleri, adayın ustası, kalfalar ve o mesleğin ustaları törende hazır bulunurdu. Adayın yeteneği ve iyi ahlâkı ustası tarafından anlatılırdı. Sonra, “Aşır” okunur ve dua edilirdi. Daha sonra esnaf başkanı nasihat edip, adayın beline peştemal (şedd) kuşatırdı. Bundan sonra diğer taraftan kalfalar ve çıraklar kendisini tebrik ederdi.

d. Ustalık

Ustalık peştemal kuşatılarak olurdu. Ustalık koşullan olarak, kalfa iken, üç çırak yetiştirmesi başta gelirdi. Meclise girebilmesi için de üç kalfa yetiştirip bunlara peştamal kuşatmış olması zorunlu idi.

Çıraklıktan ustalığa geçmek için bir işte uzun süre çalışmış olmak ve üstadların önünde ciddî bir sınavdan geçmek şarttı. Ancak usta olduktan sonra bağımsız bir işyeri açabilirlerdi. Usta olmayan, iş yeri açamazdı.

Kalfanın yaptığı iş, ustalarca iş, ustalarca beğenilirse; o kalfa usta olurdu. Ayrıca Ahi Baba tarafından kulağına şu sözler söylenirdi:

“Harama bakma, haram yeme, haram içme. Doğru sabırlı, dayanıklı ol. Yalan söyleme. Büyüklerden önce söze başlama. Kimseyi kandırma. Kanaatkâr ol. Dünya malına tamah etme. Yalnış ölçme, eksik tartma. Kuvvetli bir üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil ve kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol”.

Ayrıca, ustaların alacakları çırak sayılan ile üretecekleri mallar da çeşitli standartlara bağlanmıştır.

Ustalık Töreni

Üç yıl kalfa olarak çalışan, hakkında şikayet olmayan, görevlerini tam anlamıyla yerine getiren, çırak yetiştiren, müşteriler ve arkadaşlarıyla iyi geçinen, bir dükkân yönetecek duruma gelen kalfalar ustalığa yükselirdi. Usta olan kişi, artık, işyeri bulma, araç gereç, hammadde, çırak, kalfa bulma hazırlığına başlardı. Daha sonra esas tören başlardı. Ustası ile birlikte aynca namaz kılar ve onunla mesleki konularda bir süre görüştükten sonra ustası ona şu sözleri söylerdi.

“Taşı tut altın olsun Allah seni iki cihanda aziz etsin Tuttuğun işten hayır gör Erenler pirler hep yardımcın olsun Allah rızkını bol etsin, yoksulluk göstermesin, sıkıntı çektirmesin Bilginlerin dediklerini, esnaf başkanlarının nasihatlarını, benim sözlerimi tutmazsan; ana, baba, öğretmen, usta hakkına riayet etmezsen, halka zulüm edersen, kâfir ve yetim hakkı yersen, hülâsa Allah’ın yasaklarından sakınmazsan yirmi tırnağım ahirette boynuna çengel olsun “.

Daha sonra usta, kalfasının belindeki kalfalık peştemalını (şedd) çıkarıp, kendi eliyle ustalık peştemalını kuşatır. Sonra da edilir.

Zâviyelerde okur-yazarlık eğitimi de yapılır ve dini ilmi bilgiler verilirdi. Edebiyat, Kur’an’ı Kerim okuma, Türkçe, Arapça dillerinin öğretilmesinden başka, güzel yazı yazma, musiki dersleri de verilirdi. Büyük şairimiz, Bakî, bir saraç çırağı olarak böyle bir eğitimden geçmişti.

Zâviyelerde gençlere bu eğitimi veren kişilere “Muallim Ahi” veya “Emir” denirdi. Şehrin kadısı ve müderrisler de ders verirdi. Öğretimde yardım, şefkat gibi insanlık ülküleri aşılanıyordu. Ayrıca görgü kuralları da tamamen bir eğitim idi.

Görgü kuralları fütüvetnâmelerde sıralanmış olup bu kurallar 740 maddeden oluşmakta ve gençlere öğretilmesi için emirler halinde idi.

Örneğin temiz giyinmek, sofrada büyüklerden evvel yemeğe başlamamak, yemekten önce ve sonra el yıkamak, kendi önünden yemek, lokmaları küçük almak, ekmeği yemeğin suyuna batırmamak, yemek odasına ayakkabı ile girmemek, başkalarının yanında sümkürmemek ve kaşınmamak, ağzım şapırdatmamak, hakkından fazlasını yememek gibi. Bunlardan başka su içmek, konuşmak, sokakta yürümek, çarşıda yürümek, alışveriş, oturmak, hamama gitmek, başım taramak, yatakta yatmak gibi kurallar da vardı. Zâviyelerde birçok gözetmenler (Nezaretçiler) vardı. Zâviyelerde çeşitli eğlenceler, konuşmalar, şarkılar, ilâhiler, oyunlar oynanırdı.