Amerika Kıtasında Sömürge Dönemi

1600’lerde Britanya sömürgelerine gelen göçmenlerin çoğu İngiliz’di. Diğerleri ise Hollanda’dan, İsveç’ten, Almanya’dan, Fransa’dan ve daha sonraları İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan geldiler.

Bazıları savaştan kaçmak, bazıları ise siyasi baskıdan, dini zulümden veya bir mahkumiyetten kurtulmak için ülkelerini terk etmişti. Ülkelerini terk edenler arasında özgürlüğüne kavuşmak isteyen köleler de vardı. Köle olarak satılan Afrikalı siyahlar kıtaya kelepçeleriyle geldiler.

1690 yılına gelindiğinde Amerika kıtasında nüfus 250,000’e ulaşmıştı. 100 yıl bile geçmeden 2.5 milyona tırmandı.

Amerika Kıtasında 13 Koloni

Amerika’ya çok farklı nedenlerle gelen göçmenler 13 ayrı koloniye yerleşerek geliştiler. Koloniler kendi aralarında belirgin farklılıklar gösteren üç bölgeye ayrılıyordu.

İlk yerleşimler Atlantik kıyıları boyunca ve okyanusa ulaşan nehirler civarında kurulmuştu. Kuzeydoğudaki göçmenler ağaçlarla kaplı dağlar ve Buz Çağından kalma buzullarının erimesiyle açığa çıkan taşlarla dolu topraklar buldular. Suyun gücünü dizginlemek çok kolaydı ve böylece “New England”da (Yeni İngiltere) – Massachusetts, Connecticut ve Rhode Island – ahşap ürünleri, balıkçılık, gemi inşaatı ve ticarete dayalı bir ekonomi gelişti.

New York ve Pennsylvania gibi Orta kolonilerde daha ılıman bir iklim ve daha çeşitli araziler vardı. Buralarda hem sanayi hem de tarım gelişti, ayrıca buradaki toplum daha karmaşık ve kozmopolitti.

Örneğin New York’ta Bohemyalılar, Danimarkalılar, Hollandalılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İrlandalılar, İtalyanlar, Norveçliler, Polonyalılar, Portekizliler, İskoçyalılar ve İsveçliler bir aradaydı. Virginia, Georgia ve Carolina’lar gibi Güney kolonilerde daha uzun bir tarım mevsimi ve daha verimli topraklar vardı, dolayısıyla ekonomi büyük oranda tarıma dayalıydı. Buralarda hem küçük çiftçiler hem de Afrikalı kölelerin çalıştırıldığı büyük tarımın arazileri olan varlıklı aristokrat arazi sahipleri vardı.

Amerikalı sanatçı Benjamin West’in (1738-1820) bir resminden ayrıntı. Burada William Penn’in, Quakerlar1  ve dini özgürlük arayanlara bir sığınak olarak kurduğu Pennsylvania kolonisinin bulunduğu bölgede yaşayan Kızılderililerle yaptığı anlaşma temsil edilmektedir. (Pennysylvania Güzel Sanatlar Akademisi’nin izniyle)

Amerikalı sanatçı Benjamin West’in (1738-1820) bir resminden ayrıntı. Burada William Penn’in, Quakerlar ve dini özgürlük arayanlara bir sığınak olarak kurduğu Pennsylvania kolonisinin bulunduğu bölgede yaşayan Kızılderililerle yaptığı anlaşma temsil edilmektedir. (Pennysylvania Güzel Sanatlar Akademisi’nin izniyle)

Göçmenler ile Kızılderililer denilen Amerika yerlileri arasındaki ilişkiler huzursuz bir işbirliği ve çatışma arasında gidip geliyordu. Bazı bölgelerde ticaret ve kısmi bir sosyal etkileşim mevcuttu ancak genel anlamda yeni yerleşimler yayıldıkça, çoğu zaman savaşta mağlup edildikten sonra, Kızılderililer göçe zorlanıyordu.

Amerikan kolonilerinin yerleşimi doğrudan Britanya hükumeti tarafından değil, özel gruplar tarafından finanse ediliyordu. Georgia dışındaki bütün yerleşimler, kraliyet iznine sahip hissedarların şirketleri veya mülkiyetleri olarak ortaya çıkmıştır. Bunların bazıları şirket liderleri tarafından sıkı bir şekilde yönetiliyordu ancak zaman içinde hepsi Britanya anayasası ve geleneklerine dayalı bir katılımcı yönetim sistemi geliştirmiştir.

Britanya’da yıllar süren siyasi kargaşa, Kral II. James’in tahttan indirilmesi ile sonuçlanan, monarşiye sınırlar getiren ve halka daha fazla özgürlük sunan Şanlı Devrim (Glorious Revolution: 1688-1689) ile sona erdi. Bu değişimler Amerikan kolonilerinin işine yaradı.

Sömürge meclisleri yerel parlamento olarak hareket etme hakkı talep etmeye başladı. Kraliyet valilerinin gücünü sınırlandıran ve kendi güçlerini arttıran yasaları yürürlüğe sokmaya başladılar. Takip eden yıllarda hükumet ve sömürge meclisleri arasında bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalar, sömürgecilerin Amerikan ve Britanya çıkarlarının birbirinden gittikçe daha fazla ayrılmaya başladığını fark etmelerini sağladı. Bu tartışmalarda ortaya çıkan ilkeler ve içtihatlar sömürgelerin yazılmamış anayasaları halini aldı.

Thomas Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesinin yazarı ve ABD’nin üçüncü Başkanı

Thomas Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesinin yazarı ve ABD’nin üçüncü Başkanı

İlk başlarda odak noktası Britanya milletler topluluğu içinde özerk bir yönetim isteğiydi. Bağımsızlık arayışı daha sonra ortaya çıkacaktı.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir