Anadoluda Türkçenin Gelişimi

Anadolu’da Türk edebiyatının ilk örnekleri XIII. yüzyılın ikinci yarısına götürülebilir. Bununla birlikte Anadolu’nun Türkleşmeye başlaması iki yüzyıl evvel, Alparslan’ın (m. 1063-1072) Anadolu’ya gelmesiyle gerçekleşir. Yani Türkleşen Anadoluda Türkçenin Gelişimi sürecide böylelikle başlamıştır.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu. Melikşah (m. 1072-1092) tarafından kurulduğunda devlet dili Farsça; edebî ve ilmi eserler ise hem Farsça hem de Arapça yazılıyordu. Fakat şu nokta hemen belirtilmelidir ki Türkler Anadolu’ya geldiklerinde hem sözlü edebî gelenekleri hem de zengin bir halk edebiyatları zaten mevcuttu.

Anadolu’ya gelen Türklerin çoğu Oğuz olduklarından Anadolu’da gelişen Türkçe de Oğuz Türkçesi’ne dayanmaktadır. Batı Türkçesi olarak adlandırılan bu dille yazılan ilk eserler incelendiğinde Ahmed Yesevî ve onu izleyenler arasındaki bağ kolaylıkla farkedilir. Bu ilk dönem eserlerinde Türk nazım şekli olan dörtlükler ve hece vezni İran ve Arap edebiyatından gelen nazım şekilleri ve aruzla birlikte görülmektedir.

Anadolu Selçuklu dönemindeki edebî ve ilmî eserler Farsça ve Arapça olarak kaleme alınmışsa da Türk sultanları ve ona bağlı olan halkın Türkçe konuştuğu kesindir. Nitekim Karamanoğlu Mehmed Bey, Selçuklu tahtı üzerinde hak iddia ettiğinde bu meselenin önemini kavramış ve geniş halk kitlelerini yanına çekmek için çıkarmış olduğu bir emirle resmî dilin Türkçe olduğunu ilan etmiştir (m. 1278). Ancak Türkçe’nin gerek resmî dil gerekse edebî dil olarak gelişmesi ve kendini kabul ettirmesi gerçek anlamı ile Osmanlı sultanlarının Türkçe’ye verdikleri önemle ve bazı eserlerin Türkçe’ye çevrilmelerini bizzat istemeleriyle gerçekleşmiştir.

Genellikle Farsça ve Arapça bilen aydın kişilere önceleri Türkçe yazmak zor gelmiş, eserlerinde yer yer Türkçe’nin yetersizliğinden söz etmişler, yeni nazım şekillerine ve anız veznine uygun şiir yazmakta; Türkçe kelime ve ifadeleri aruza uygulamakta, kâfiye bulmakta zorlanmışlardır. Bazı Anadolu yazar ve şairleri ise daha ilk eserlerinde Türkçe’nin önemine işaret etmişler, içinde yaşadıkları toplumun konuştuğu dille yazmanın gereğini idrak etmişlerdir. Bunun için Âşık Paşa’nın Garib-nâme’sindeki:

“Türk diline kimsene bakmaz idi

Türklere hergiz gönül akmaz idi”

beyti ile, Hoca Mes’ud’un Süheyl ü Nev-bahar’ındaki

“Cihanda bugün resm eyle gider

Ki öküş kişi Türki’ye meyi i der”

beytine bakmak yeterlidir. XIV yüzyıl şairlerinden Gülşehrî’nin genişletip ilaveler yaparak Türkçe’ye kazandırdığı, aslı Farsça olan ve ünlü İran mutasavvıflarından Feridüddîn-i Aflar (ö.m. 11937-1234?) tarafından yazılan Mantıku’t-Tayr adlı eserin Türkler tarafından da okunup anlaşılacağından duyduğu memnuniyeti ifade etmesi de bu fikri destekler mahiyettedir.

Oğuz Türkleri, Doğu Türkçesi’nden farklı olarak Arapça dini eserlerden özellikle Kur’an’dan esinlenen bir imla ve yazı sistemi geliştirmişlerdir. Yazıda öncelikle Kur’an örnek alındığından Türkçe kelimelerdeki ünlülerin yazılmadığı, vokal yerine hareke kullanıldığı hatta bazı ilk devir örneklerindeki imlada, Türkçe’de olmayan “Tenvin”in bile kullanıldığı görülür (Kısas-ı Enbiyâ). XVI. yüzyıldan itibaren artık harekenin önemini kaybettiği bir zamanda bile, genellikle vokaller yazılmamıştır. Manzum eserlerde geçen bazı Türkçe kelimelerin aruz vezni sebebi ile çok farklı yazılışlarına rastlanılır. Dolayısıyla ilk zamanlar bu konuda tam bir tutarlılık görülmemektedir.

Türkler, Araplar’dan İran’a geçip, İslami etkilerle birlikte İran’da gelişen edebiyatı yüzyılın ortalarından başlayarak Türk edebiyatına tercüme yoluyla kazandırmışlardır. Aynı zamanda bugün Divan edebiyatı adım verdiğimiz edebiyatı hem muhteva hem de şekil bakımından almışlar ve kendi bünyelerinde geliştirmişlerdir.

Anadoluda Türkçenin Gelişimi konusundaki yazı hakkında lütfen yorumlarınızı paylaşınız.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir