Atatürk’ün Ekonomi İle İlgili Görüşleri

Atatürk’ün Ekonomi İle İlgili Görüşleri

30 Ocak 2018 0 Yazar: Recep

Atatürk’ün ekonomi politikası, çok sevdiği ulusunun çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılması hedefine yöneliktir. Bu uygarlık düzeyi, zamanın Batı Avrupa toplumlarında örnekleri görülen bir ekonomik refah düzeyidir. Kemalist ekonomik kalkınma modeli, dünyanın ezilen uluslarına örnek teşkil edecek özellikler taşımaktadır. Bu politikanın temel özellikleri şunlardır:

Atatürk’ün Ekonomi İle İlgili Görüşleri

Atatürk ekonomik kalkınmayı sistem yaklaşımı ile ele almıştır.

Çağdaş anlamda bir “model”in bütün unsurlarını taşıyan Atatürk’ün ekonomi politikasının, belirli ve ölçülebilir amaçları vardır. Bu amaçlara uygun araçları, araçların topluca amaçlara yönetilmesini sağlayan bir sistem yaklaşımı, ekonomik sistemin bütün alt sistemler ile belirlenebilen ve ölçülebilen sonuçları vardır.

Bu sonuçların amaçlarla karşılaştırılmasından sonra ulaşılacak yargılara göre düzeltilmesini sağlayacak bir geri besleme düzeni vardır. Bu özellikleri olan ekonomik kalkınma politikası ile Atatürk, askerî stratejide uyguladığı o eksiksiz sistem yaklaşımını, amaçladığı toplumsal kalkınma sisteminin bir alt sistemi olan ekonomiye de uygulamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, Türk toplumunun ekonomik ve sosyal kalkınmasına yaptığı sistem yaklaşımını, 1937’de şöyle ifade etmiştir:

“Şimdi arkadaşlar, ekonomi hayatımızı gözden geçireceğim. Derhal bildirmeliyim ki ben ekonomik hayat denince, ziraat, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün nafıa (bayındırlık) işlerini birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir kül (bütün) sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatmalıyım ki, bir millete müstakil (bağımsız) hüviyet ve kıymet veren siyasî varlık makinesinde, devlet, fikir ve ekonomik hayat mekanizmaları, birbirine tabidirler. O kadar ki, bu cihazlar birbirine uyarak aynı ahenkte çalıştırılmazsa hükümet makinesinin motris (önde gelen sürükleyici) kuvveti israf edilmiş olur; ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir milletin kültür seviyesi üç sahada, devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve başarıları neticelerinin hâsılası ile ölçülür.”

(Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 375)

Atatürk’ün ekonomi doktrini, kendinden önce uygulanmış ideolojilerden farklıdır.

Atatürk’ün ekonomi alanında kendinden önce öne sürülmüş ekonomik sistemlerle ilgili ideolojilerden hangisini benimsediği konusunda çok tartışma yapılmıştır. O, kendi ekonomik ideolojisini zaman içinde oluşturmuş ve onu yıllarca uygulamıştır. Atatürk’ün yarattığı ekonomik ideolojinin en özlü ifadesi, 1936 yılında yayımlanan İkinci Sanayi Planı’nın ön sözünde yazdığı şu sözlerin içindedir:

“Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususî teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleketin iktisadiyatını devletin eline almak.”

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdî ve hususî teşebbüslerde yapılamamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve görüldüğü gibi kısa bir zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz yol, görüldüğü gibi liberalizmden başka bir sistemdir.”

(Atatürkçü Düşünce El Kitabı I, s. 78)

Atatürk’ün kalkınma modelinin amaçları, çağdaş kalkınma planlarının amaçlarından farklı değildir. Atatürk’ün söz ve eylemlerinden anlaşıldığına göre,

Kemalist Ekonomik Kalkınma Modelinin Amaçları

  • Tam çalışma,
  • Hızlı ve dengeli sermaye birikimi,
  • Dış ödemeler ve dış ticaret dengesinin sağlanması,
  • Dengeli gelir dağılımı,
  • Enflasyonsuz hızlı kalkınma,
  • Bölgeler arası dengeli kalkınma,
  • Özel girişiminin geliştirilmesi,
  • Yabancı sermaye ile iş birliği olarak açıklanabilir.

“İç ticarete gelince, bunda en önde gördüğümüz esas, teşkilâtlandırma ve muayyen tipler üzerinde işleme ve rasyonel çalışmadır.” (Atatürkçü Düşünce El Kitabı I, s. 86)

“Kesin zorunluluk olmadıkça, piyasalara karışılamaz; bununla beraber hiçbir piyasa da başıboş değildir.”

(Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 386)

Atatürk’e göre kişisel girişim gücü korunmalı ve desteklenmelidir. Ekonomik kalkınmanın temelinde kendi deyimiyle, “ferdî teşebbüs ve menfaatin bulunması” doğaldır ve bunun böylece kabul edilmesi, demokratik rejimin temel koşulu ve kalkınmayı hızlandırmanın en etkin yoludur. Aslında Türkiye İş Bankası ile T.C. Merkez Bankasının kuruluşunda halkın sermaye iştirakinin sağlanması ile Atatürk bu alanda iki de örnek göstermiştir.

Devlet, özel girişim alanını izlemeli, denetlemeli ve temel ekonomik amaçlara yöneltmek için teşvik etmelidir. Devletin bu denetim ve yöneltmeyi etkinleştirebilmesi için, ekonomik faaliyete, doğrudan yatırımlar yaparak katılması ve özel girişimcilere öncülük etmesi gerekir.

Atatürk’e göre kişisel girişimin engellenmesini önlemek için devletin doğrudan yatırımlara ve devlet işletmelerinin ekonomi içindeki rol ve önemine sınırlar çizilmesi çok önemlidir. Bu sınırlar, ekonomik hayatın dinamizmi içinde katı ve değişmez olamaz. Hükümetlerin temel görevlerinden biri, zaman içinde bu sınırları sık sık gözden geçirerek yeniden saptamak olmalıdır.

Hükümetler, bu görevi aksattıkları takdirde ılımlı devletçilik politikası, katı ve verimsiz bir devlet kapitalizmine dönüşecek ve ideolojik biçimler alacaktır. Bu tehlikeden kaçınabilmek için hükümetler, devletin girişimde bulunduğu alan ve bölgeler geliştikçe, bu alan ve bölgelerde halk girişimcileri ve yöneticileri yetiştikçe işletmelerdeki devlet mülkiyetinin halka devredilmesini sağlamalıdır. Bu sayede halkın sağlanacak fonlarla, gelişmemiş alan ve bölgelerde yeni devlet yatırımları yapılmalıdır. Diğer deyişle, belirli işletmelerdeki devlet mülkiyeti geçici ama devletçilik sistemi kalıcı olmalıdır.