Dil Nedir?

Dil Nedir?

7 Temmuz 2019 1 Yazar: Recep

Konuya “Dil Nedir?” Diyerek başladım ve konu içerisinde dilin önemi, özellikleri gibi başlıklara da kısaca yer vereceğim. Dilin önemi ile ilgili sözler tarihe adını altın harflerle yazdırmış önemli şahsiyetler tarafından söylenmiş ve FikirAVM’de de kendine yer bulmuş olacak. Konumuza geçelim Dil Nedir?

Dil Nedir?

Dil Nedir

Dil, somut ve soyut olarak insanın etrafında var olan her şeyin sese bürünmüş şeklidir. İnsanoğlunun zihnini en çok kurcalayan sorulardan biri varlıkların nasıl sese büründüğü ve bu seslerin insanlar arasında nasıl ortak bir ifade aracı haline geldiğidir.

Yüzyıllar boyunca bilim adamları ve felsefeciler dillerinin nasıl meydana geldiği, insanoğlunun kullandığı ilk dilin hangisi olduğu, dillerin sonradan nasıl çeşitlendiği konusunda fikirler ileri sürmüşlerdir. Bu ünitede dilin tanımları üzerinde durulmuş ve dillerin oluşumu ile ilgili ler açıklanmıştır.

Dilin Tanımı Ve i

Dilin Tanımı Ve Önemi

Dil insanlık tarihi boyunca üzerinde en çok düşünülen ve tartışılan kavramlardan biri olmuştur. Ünitede dilin tanımı, dillerin doğuşu ile ilgili teorileri ve dildeki çeşitlenmeyi işleyeceğiz.

Dil ile ilgili yapılan çeşitli tanımlamalar ve açıklamalarla konuya başlayabiliriz:

“Dil, (aynı dili konuşan ve yazan) insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendine özgü kanunları olan ve bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar i, seslerden örülmüş toplumsal bir yapıdır.”

(Muharrem Ergin)

“Dil düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir.”

(Doğan Aksan)

Dilin bütünü milletin evidir. Bin bir odalı bir ev! Buna şehir, ülke demek daha doğru olur. Milletler dillerini tıpkı medeniyetleri gibi korurlar…

“Dil sıkı sıkıya milli varlığa ve topluma bağlıdır.”

(Mehmet Kaplan)

Dil, anlaşmayı sağlayan li işaretler birliğidir. İnsandan insana mesajlar iletebilen semboller bütünüdür.

Dilin, İnsanlık tarihiyle birlikte var olduğu kabul edilmektedir. Alman dilci Humbolt “Dille hayat, dille tarih ayrılmaz kavramlardır.” der. Alman düşünür Hegel’e göre “Dil tarihten de öncedir.” Martin Heidegger ise “Dil varlığın evidir.” diyerek dilin varlığın bütün evrenini kuşattığını ifade etmiştir. Gerçekten de dil, tıpkı ev gibi bir milletin duygu, düşünce ve hayatının barınağı, korunağıdır.

Dil, bir milletin oluşmasındaki en önemli etkendir. Milletler tarih sahnesinde dilleriyle var olurlar. Dillerini kaybeden milletler kimliklerini de kaybederler. Ziya Gökalp “Lisan” şiirinde bunu şöyle dile getirir: Türklüğün vicdanı bir, Dini bir, vatanı bir; Fakat hepsi ayrılır Olmazsa lisanı bir. bir ifadeyi Çinli Filozof Konfüçyüs de dile getirir:

Konfüçyüs’e sorarlar:
-Bir ülkenin yönetimi size verilseydi, ilk olarak e nereden başlardınız?
Büyük düşünür şöyle cevap verir bu soruya:
-Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Çünkü dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gerekenler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa töre ve bozulur. Töre ve bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez.
İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

Dilin Nitelikleri

Dilin Nitelikleri

Dil, uzun zaman içinde, tarih, , , medeniyet ve toplumsal etkilerle, bütün toplumun kolektif şuurundan, heyecanından ve zekasından doğmuştur. Fertten doğmuş olmakla birlikte zamanla ferdin malı olmaktan çıkmış, genelleşmiş ve belli biçimler kazanmıştır.

Dolayısıyla fert, topluma ait olan bu müessese üzerinde istediği gibi tasarruf etme hakkını kaybetmiştir. Yalnız, ona bu dili konuşma hakkı verilmiştir. Sadece konuşma değil, kurallarına uygun olarak konuşma. Bir millete mensup olan hiç kimse, ana dilini bozma, yanlış ve kötü kullanma hakkına sahip değildir. Dilin bu nitelikleri şu iki özellikle ilgilidir.

  1. Bireysel şuur alanının dışında kalışı
  2. Kendini bize doğuştan kabul ettirmesi

li ler, mimikler, renkli bayraklar, fenerler, göğse takılan çiçekler, cebe konan mendiller, sürünülen kokularla da meram anlatmak mümkündür. Çok geniş çerçevede bunlar da dil sayılırlar. Çünkü bir anlaşmayı, bir iletişimi sağlarlar. Ama bunların ifade alanları, kabiliyetleri sese göre daha sınırlıdır. Bu yüzden toplum ses dilini tercih etmiştir. Ses dilinin çeşitli anlamları vardır:

  • Eski bir tarihi ve geçmişi olan insan topluluğunun anlaşma vasıtası (Türk dili gibi).
  • Belli bir çağın kelime dağarcığı ve söz dizimi: Tanzimat dili, Divan dili gibi
  • Meslek gruplarının anlaşma i: Gemici dili, tıp dili, argo gibi.
  • Bir yazarın, şairin söyleyiş tarzı: Nedim’in dili, Yahya Kemal’in dili, Yaşar Kemal’in dili gibi.
  • Bir sanat alanının kendine özgü anlatım biçimi: Şiir dili, nesir dili, tiyatro dili gibi.

Dil; yapısı, oluşumu, tarihi gelişimi, kullanıldığı coğrafi alan, kullanılış yeri, zamanı ve çağı, onu kullanan zümreler, dilin geçerliliği ve işlekliği gibi yönlerden de ayrıca adlandırılır:

Ana dil, arkaik dil, avam(halk) dili, çocuk dili, devlet dili, din dili, diplomatik dil, doğal dil, edebiyat dili, duygu dili, gazete dili, hayvan dili, ibadet dili, bilim dili, konuşma dili, konferans ya da hitabet dili, milli dil, meslek dili, sahne dili, resmi dil, tiyatro dili, uluslararası dil, yabancı dil, yazı dili, zengin dil vs…

Dillerin Türeyişi İle İlgili Teoriler

Dillerin Türeyişi İle İlgili Teoriler

İnsanın ilk olarak nasıl, ne zaman ve hangi dili konuştuğu yüzyıllardır merak edilen bir konudur. Bu sorulara cevap vermek oldukça zordur. Bunun nedeni yazılı metinlerin ancak yakın bir geçmişi aydınlatmasına imkan vermesindendir. En eski belgeler sayılan Sümerce metinler bile ancak 5500 yıl öncesine ışık tutmaktadır. Oysa insanoğlunun çok daha önceleri var olduğu ve dilin birinci kolu sayılan konuşmanın çok daha önce ortaya çıktığı ve yazının daha sonraları kullanıldığı kuvvetle muhtemeldir.

Dillerin doğuşu insanbilim, ruhbilim ve günümüzde genetik biliminin ortak merak konusudur. Ayrıca çocuk dili üzerinde yapılacak bazı araştırmaların, dillerin doğuşu hakkında bizlere bazı ipuçları verebileceğini söyleyen bilim adamları da bulunmaktadır.

Milattan 500 yıl önce yaşamış olan Hintli Yaska, Herakleitos’un çağdaşı Demokritos, Romalıların Varro ve Donatus adlı dilcileri dilin doğuşuyla ilgili çeşitli çalışmalar yapmışlardır.

Dillerin Doğuşu ile İlgili Babil Kulesi Efsanesi

Pek çok efsanede zikredilen ve kutsal kitaplarda da adı geçen Babil Kulesi, yeryüzündeki ulusların ve onların konuşmakta olduğu binlerce dilin nasıl oluştuğuyla ilgili bir inanışı ihtiva etmektedir: Efsaneye göre insanlar, Tanrıya ulaşmak ve ona daha yakın olabilmek için, uyum içerisinde ve büyük bir istekle göğe yükselen bir kule yapmaya başlamışlardır.

Kule, çok geçmeden yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı, kuleyi inşa eden her insana ayrı bir dil vermiş, onları dünyanın dört bir tarafına savurmuştur. İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir.

Dille ilgili ilk atik düşüncelere Herakleitos (M.Ö. V. yy)’da rastlanır. Bu eski Yunan filozofu “Dili anlamak evreni anlamak demektir.” sözüyle evrenin anlaşılmasını, dilin anlaşılmasına bağlayarak farklı bir meta ortaya koyar.

Dilin nasıl türediği konusunda pek çok ortaya atılmıştır. Bunları dört ana bölümde değerlendirmek mümkündür.

İlahiyatçı/Teolojik

Tevrat’ta “Ve Rab Allah, her kır hayvanını ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı ve onlara ne ad koyacağını görmek için Adam’a getirdi ve Adam her birinin adını ne koydu ise canlı yaratıkların adı o oldu.” (Ahd-i Atik, Bab 2/19-20) “Ve Adam, eşine Havva adını verdi.” (Tekvin, Bab 3/20) cümleleri geçmektedir.

İncil de “Söz/kelam başlangıçta var idi ve kelam/söz Allah nezdinde idi.” (İncil Yuhanna’ya göre Bab 1/1) der.

Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili şu ayetler vardır: “Ona beyanı (iç duyguların ifadesini) ilham etti.” (Rahman/4), “Allah, adem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara/31), “Allah, adem’e , Ey adem, eşyanın isimlerini meleklere haber ver, buyurdu.” (Bakara 33)

Üç mukaddes kitabın verdiği bilgiye göre dil Hz. adem’e ve onun şahsında insanlara doğuştan verilmiş ilahi bir yetenektir. Bu bilgilerle yetinmeyen filozoflar da ayrıca ilgilerini çeken bu konu üzerinde fikir ve akıl yürütmüşler, bu e yaklaşmışlardır. Abelard, Jacob Grimm ve Whitney İlahiyatçı / Teolojik ü savunan isimlerdir.

Doğuştancı

İlahiyatçı e yaklaşmakla birlikte, noktası dini değil, biyolojiktir. İnsanda doğuştan var olan dil yeteneği, zamanla taklit, jest ve mimiklerle ortaya çıkmıştır. Max Müller ve Ernest Renan’ın ü bu doğrultudadır.

Deneyimci

İnsan çevresindeki ses ve lerin etkisinde kalarak onlara ses ve ler çıkarmayı deneyerek dil (konuşma) yeteneği kazanmıştır. Condillac, Hobbes, Darvin gibi düşünürler bu ü ileri sürmüşlerdir.

Antropolojik

Bir filozof fantezisi olarak değerlendirilebilir. 25 milyon yıl önce Doğu Afrika’da yaşadığı var sayılan ve maymınsan denilen yaratıklar üzerine kurulmuş bir teoridir. Maymun ve insan özellikleri taşıyan maymınsanlar, ormandan kovulduktan sonra çıplak arazide yaşamak zorunda kalmışlar.

Böylece ön ayaklarını az kullanmaya, arka ayakları üzerinde durmaya başlamışlar. Milyonlarca yıl devam eden süreç sonunda insan türü meydana gelmiş. Şiddetli rüzgarların ağaç dallarını birbirlerine sürterek meydana getirdiği yangın, insan türü tarafından görülmüş ve olay birbirlerine işaretle anlatılmak suretiyle dil doğmuştur.

Son üç , insanın dili sonradan öğrendiği ve geliştirdiği temasından eder. Bunun nasıl başladığı konusunda birtakım ler ileri sürülmüştür. Bazı bilgilerden, liklerden le, dillerin önce el ve gövde leriyle başladığı (el dili), sonra yüz ve jest lerinin buna eklendiği (jest ve mimik dili) daha sonra da bunların yetersizliği karşısında sesin doğduğu ve bunlara ilave edildiği iddia edilmiştir. (Adam Smith, Heinrich von Pudor gibi.)

Konuşma Dili ve Yazı Dili

Konuşma Dili ve Yazı Dili

Bir dilin konuşma ve yazı dili olmak üzere iki yönü vardır. İnsanların karşılıklı ve sesli olarak ürken konuştukları dil “konuşma dili”dir. Yazıda kullanılan dilse “yazı dili”dir. Yazı dili aynı zamanda bir milletin “ dili”dir. dili, milletlerin merkezi olarak gelişen yerleşim diline verilen addır.

Konuşma dilinde, yanlış söylenen bir sözden ya da bir kelimenin yerli yerince kullanılmamasından doğan aksaklık geriye dönülerek düzeltilebilirken, yazı dilinde bu mümkün olmaz. Bu bakımdan yazı dili, içerisinde yanlışlıkların ve eksikliklerin bulunmasına müsaade etmeyecek ölçüde dikkatli ve titiz bir şekilde kullanılması gereken bir dildir. Konuşma dilinde de bir özensizliğe ve dikkatsizliğe yer olmamasına rağmen, anında düzeltmelere imkan vermesi, kusurlu söyleyişlerin düzeltilmesi bakımından yazı dilinden farklıdır.

Yazı dili, lehçelerden veya ağızlardan birine göre şekillenir. Bir milletin din, edebiyat ve bilim adamları yazı dilini zenginleştirir ve yazı dili belli ölçülerde konuşma dilinden farklılaşır. Türklerinin yazı dili, Batı Türk Dilinin Anadolu lehçesidir. Yeni Türkçede ses özellikleri ve çekim yönlerinden İstanbul ağzı esas alınır.

Yazı dili, bir milletin millet olma sürecine önemli katkılar sağlar. O milletin aydınları yazı dilini bildikleri ve yazı lehçesini konuştukları için lehçe ve ağızların farklılaşması önlenmiş olur.

Dil Nedir? Özet

  • Dil, (aynı dili konuşan ve yazan) insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır. Dil, milleti oluşturan temel unsurdur. Toplumun kolektif şuurundan, heyecanından ve zekasından doğmuştur.
  • li ler, mimikler, renkli bayraklar, fenerler, göğse takılan çiçekler, cebe konan mendiller, sürünülen kokularda çok geniş çerçevede dil sayılırlar.
  • Dillerin doğuşu ile ilgili farklı ler vardır.
  • “İlahiyatçı/Teolojik ” kutsal kitaplardaki bilgiye dayanır. Buna göre dil, ilk insan Hz. adem’e ve onun şahsında insanlara doğuştan verilmiş ilahi bir yetenektir, ilahi armağandır.
  • “Doğuştancı ”e göre insanda doğuştan var olan dil yeteneği, zamanla taklit, jest ve mimiklerle ortaya çıkmıştır.
  • “Deneyimci ” insanın çevresindeki ses ve lerin etkisiyle onlara ses ve ler çıkarmayı deneyerek dil (konuşma) yeteneği kazandığını öne sürer.
  • Antropolojik ise dil, 25 milyon yıl önce Doğu Afrika’da yaşadığı var sayılan maymınsanlardan türeyen insanın, ilk yangın olayını birbirlerine anlatmaya çalışmasından doğmuştur.
  • Dilin konuşma ve yazı dili olmak üzere iki yönü vardır. İnsanların karşılıklı ve sesli olarak ürken konuştukları dil “konuşma dili”dir. Yazıda kullanılan dilse “yazı dili”dir. Yazı dili aynı zamanda bir milletin “ dili”dir.