Divan-ı Hümayun ve Üyeleri Hakkında Bilgi – Maddeler Halinde

Divan-ı Hümayun ve Üyeleri Hakkında Bilgi – Maddeler Halinde

16 Nisan 2019 0 Yazar: Recep

Divan-ı hümayun üyeleri ve görevleri kısaca anlatılabilecek bir konu olmadı için konuya biraz derinlemesine inmem gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle bu konu ile alakalı her türlü soruyu yoruma veya soru cevap kısmına bırakırsanız, cevap vermekten mutluluk duyarım.

Divan-ı Hümayun ve Üyeleri

Osmanlı Devleti’nde, padişahın başkanlığında birinci derecede Devlet işlerini görüşmek üzere toplanılan Divana “Divanıhümayun” adı verilirdi. Osmanlı Devleti’nde ilk divan, Orhan Bey Dönemi’nde kuruldu. I. Murat Dönemi’nde ülke sınırlarının genişlemesi ve sorunların artmasına bağlı olarak divan da genişletildi. Divanda ki vezir sayısı artırıldı. Diğer divan üyelerinin ise görev ve yetkileri artırıldı. Divan, Orhan Bey Dönemi’nden Fatih’in ilk devirlerine kadar her gün toplandı. 16. Yüzyıldan itibaren ise divan toplantıları haftada dört güne indi, bunun iki günü de arz günü olarak kabul edildi. Hükümdar nerede bulunursa divan da orada kurulurdu.

İlginizi Çekebilir : Pençik, Devşirme Sistemi ve Yeni Çeriler

Fatih’e kadar divana hükümdarlar, Fatih’ten sonra vezir-i azamlar başkanlık etti. Ancak padişahlar divan toplantılarını divanın üst tarafında bulunan kafes arkasından dinlemeye devam ettiler. Dolayısıyla divan toplantılarını devamlı kontrol altında tuttular. Divan 17. Yüzyıldan itibaren önemini kaybetti. 18. Yüzyıldan itibaren ise sadrazam konaklarında yapılan divan görüşmeleri üç ayda bir yapılır hale geldi. Zamanla sadrazam konakları Bab-ı ali (yüksek veya yüce kapı) adını alarak Devletin yönetim merkezi haline geldi.

Osmanlı’da divan; bugünkü anlamda Bakanlar Kurulu, Danıştay, Yargıtay gibi Devlet kurumlarının görevlerini yerine getiren bir meclisti. Divanda idari, askeri, hukuki, adli, mali konular; davalar ve şikayetler görüşülüp karara bağlanırdı. Burada alınan kararlar, Osmanlı hukuk sistemi gereğince kanun sayılırdı. Ülkenin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan veya taşrada kadılar tarafından haklarında yanlış karar verildiğini düşünenler; valilerden, askeri sınıflardan şikayeti bulunanlar Divana başvurabilirdi. Dolayısıyla Divan, hangi din ve millete mensup olursa olsun hangi meslek ve tabakada bulunursa bulunsun kadın erkek herkese açıktı. Başlıca Divan üyeleri şunlardı:

Divan-ı Hümayun Üyeleri ve Görevleri

vezir-i azam (Sadrazam)

Padişahın mutlak vekili idi. Bundan dolayı padişahın mührünü de taşırdı. Her türlü hükûmet işlemlerini padişah adına onaylayarak resmileştirir idi. Fatih Dönemi’nden itibaren Divan toplantılarına başkanlık eden vezir-i azam, mülki ve askeri büyük makamlara atamalarda bulunurdu. Padişah sefere katılmadığı takdirde “Serdar-ı Ekrem” unvanıyla ordunun başında sefere çıkardı. Ayrıca başkentteki düzen ve yönetimden de sorumluydu.

Vezirler

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında padişahın yardımcısı konumunda olan bir vezir bulunmaktaydı. Ancak I. Murad Dönemi’nden itibaren ülke sınırları ve sorunlarının artmasına bağlı olarak vezir sayısı da artmış ve bu nedenle birinci vezire vezir-i azam denilmiştir. Vezirler, Divanda vezir-i azamın sağında bulunur, Kubbealtı denilen yerde toplanıp kendilerine verilen işlere baktıkları için Kubbe vezirleri olarak da anılırlardı. Kanuni Dönemi’nden itibaren önemli eyaletlere atanan valiler, vezirler arasından seçildi.

Kazasker

Adalet işlerinden sorumludur. Medrese işlerine bakar, kadı ve müderrislerin atamalarını yapardı. Taşrada kadıların çözemediği davaları çözmeye çalışırdı. Fatih Dönemi’nden itibaren Anadolu ve Rumeli kazaskeri olarak sayıları ikiye çıkarılmıştır.

Defterdar

Mali alandaki tüm işlemlerden sorumlu idi. Devlet gelirlerinin dış hazineye teslimi ve bunların harcamaya dönüştürülmesi en önemli görevleriydi. Divanda iki defterdar bulunurdu. Rumeli defterdarı baş defterdar olarak Anadolu defterdarından daha geniş yetkilere sahipti. Baş defterdar yatırım, para basımı ile ilgili girişimleri ve hazırladığı bütşeyi önce sadrazama sunar, padişah onayı ile de uygulamaya koyardı.

Nişancı

Divanda, padişah adına alınan her türlü ferman ve berata padişahın tuğrasını çekerdi. Fethedilen bölgelerdeki arazileri tapu tahrir defterlerine kaydederdi. Tevkii ya da Tuğrai olarak da bilinirdi. Kanuni Dönemi’nden itibaren, tımarların sisteminin düzenlenmesi ve dağıtılması görevi de nişancıya verildi.

Şeyhülislam

Divanın asli üyesi olmayan şeyhülislam, gerekli görülen konularda Divana çağrılır ve fikri alınırdı. İlmiye sınıfının başı olarak en yüksek din görevlisi konumundaydı. Divanda alınan kararların çeri hukuka uygun olup olmadığı yönünde karar verirdi. Şeyhülislamın bu kararına da fetva denirdi.

Reisülküttap

Divan-ı Hümayun’un asli üyesi olmayan reisülküttaplar, Divan katiplerinin ve kalemlerinin şefi konumundaydılar. 17. Yüzyıl sonlarına kadar nişancıya tabi olarak görev yaptılar. Reisülküttapların görevleri, Divanda kabul edilen fermanlara uygun olarak emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek bunlara cevaplar hazırlamaktı.

Kaptanıderya

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nden itibaren kaptanıderya da Divanın asıl üyesi olmuştur. Denizcilik işlerinden sorumlu en büyük komutan sıfatındaydı. Tersaneye ait işlere bakar, donanma ile ilgili çalışmaları yürütürdü.

Yeniçeri ağası

Askeri konularda gerek görüldüğü zaman Divana çağrılırdı. Kapıkulu askerlerinin her türlü sorununu Divana iletirdi. Aynı zamanda başkent İstanbul’un da güvenliğinden sorumluydu.

Bu Makale Faydalı mıydı?

Oy vermek için yıldızlara tıkla!

Ortalama puan / 5. Oy sayısı:

Beğendiğine Sevindim ...

Hadi bu yazıyı sosyal medyada paylaş!

Yazıyı faydasız görmene üzüldüm!

Hadi bu yazıyı geliştirelim!