Dünya Okçuluğunun Tarihi Gelişimi

Genelde okçuluğun, özelde ise “okçuluk sporunun” kökleri incelendiğinde bu sporun geçmişinin çok eskilere, tarihin derinliklerine dayandığı görülür.

Bu nedenle okçuluğun varoluş serüvenini iki kısım altında incelemek mümkündür:

İlki, menkıbeye veya hikâyeye dayalı efsanevi kısım, ikincisi ise bilimsel kısımdır. Bilimsel kısma geçmeden önce kaynaklarımızda yer alan ve okçuluğun ortaya çıkışını ilk peygamber Âdem aleyhisselama dayandıran hikâyeye bir bakalım: “İbni Hacer Askalani’nin rivayetine göre, Âdem aleyhisselam, ektiği hububatın kargalar tarafından telef edilmesinden yakınmış ve sızlanmış. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam imdadına yetişmiş ve kendisine ekinlere musallat olan kargaları yok etsin diye cennetten okla yay getirmiştir. Bu efsaneye göre Cebrail 6 adet ok getirmiştir. Okların birinde Allah’ın, diğerlerinde peygambelerin adı yazılı imiş.

Âdem, çocukları Habil ve Kâbil’e ok atmasını bu oklarla öğretmiş onlar da çocuklarına öğretmiş olduğu rivayet edilmektedir.” (İsmail Fazıl Ayanoğlu, “Okmeydanı ve Okçuluğun Tarihi” S.16, 1974)

Mağara çizimler

Mağara çizimler

Bugün, müzelerde, arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılmış, neolitik çağlardan kalma ok uçları bulunmaktadır. Tarihin derinliklerine indiğimizde, Kütahya’da, Fransa’da ve Atlas Dağlarında bulunan mağaralarda, duvarlara resmedilmiş; ok atan, savaşan, avlanan insan figürleri bulunmaktadır. Bu da bize, okçuluğun hem çok eski çağlardan beri bilindiğini hem de tüm kıtalara yayılmış ortak bir “ata sporu” olduğunu göstermektedir.

Mağara duvarlarında avlanma sahnesi

Mağara duvarlarında avlanma sahnesi

“Firavun mezarlarına gömülen yaylardan, Mısırlıların bu sanatta pek ileri gittikleri anlaşılmaktadır. Mısırlılara muvazi (denk) olarak Girit’te ve eski Yunan’da da yaycılık sanatının ileri bir seviyede olduğu bilinmektedir. Homer, Odise’sinde Odiseus’un ünlü yayını anlatır (Odise 22 şarku). Kuzey Amerika’da Kızılderililerin ok atıcılıktaki maharetleri de pek üstün bir seviyeye ulaşmıştır. Hunlar da Avarların etkisiyle Orta Çağ’da ok atışları yapmışlardır. Wikingler de deniz savaşlarında ok kullanmışlardır. Fakat bunlar, diğer uluslarda olduğu kadar bu sanatta ilerleyememişlerdir.

Mısır'da okçuluğu anlatan temsilî resim

Mısır’da okçuluğu anlatan temsilî resim

Japonlara gelince: Bunlarda ok sporu Batılıların anladığı manada değildir. Japonlar için ok sporu, içine kapanışın bir ifadesidir. Ve teknik değil, fikrî bir olaydır. Onlara göre ok atan nefsini yok etmek için kendi benliğini ortadan kaldırır. Bu durumu, ruhun soluk alma (konsantros) yolu ile elde eder. Son derece gelenekçi bir şekilde tutulan ok ve yay sadece bu duruma yardımcı vasıtadır. Japonlarda yay 2.21 m uzunluğunda bambudan veya diğer ağaçlardan yapılır. Okların ucunda da “yelek” tabir edilen renkli üç tüy vardır.” (İsmail Fazıl Ayanoğlu, “Okmeydanı ve Okçuluğun Tarihi” S.11, 1974) Dünyada okçuluğun bir spor dalı olarak kabul edilmesi ve bir federasyon ile temsil edilmesi, ilk kez 1931 yılında gerçekleşmiştir.

Japon Okçuluk Sanatı Kyudo

Japon Okçuluk Sanatı Kyudo

Federasyon, Polonya’nın Lwow kentinde 7 ülkenin katılımıyla (Fransa, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Polonya, Amerika Birleşik Devletleri, Macaristan ve İtalya), Fédération Internationale de Tirà l’Arc (FITA) adıyla kurulmuştur. Merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde olan Dünya Okçuluk Federasyonunun bugün 162 üyesi vardır. İlk Dünya Okçuluk Şampiyonası ise 1933 yılında Londra’da düzenlenmiştir. Türkiye, Dünya Okçuluk Federasyonuna 1955 yılında, 16. üye olarak katıldı. Bu federasyona her 4 yılda bir seçimle bir başkan seçilmektedir. 2005 yılında, ilk kez bir Türk başkan olarak seçilmiştir. Bu kişi, Türkiye Okçuluk Federasyonu eski başkanı Prof. Dr. Uğur Erdener’dir. Hâlen görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Uğur Erdener`in başkanlığında dünya okçuluğunda radikal kararlar alınmaya başlanmıştır. Onun döneminde, dünya okçuluk şampiyonası iki yılda bir düzenlenmeye ve dünya kupaları organizasyonları yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede okçular her yıl yoğun bir yarışma hazırlıkları takvimine sahip olmuşlardır.

Türkiye Okçuluk Federasyonu tarafından 1987 yılından itibaren, adeta dünya şampiyonası niteliğinde olan “Uluslararası Altın Ok (Golden Arrow)” yarışması –ortalama 45 ülkenin katılımıyla- Antalya’da başlatılmışır. 2006 yılından itibaren yarışma adının World Cup olarak değiştirilmiş olup, bugün halen dünya kupasının çok önemli bir ayağı olarak gerçekleştirilmektedir.

Kaynak: MEB Ders Kitabı – Okçuluk Ders Kitabı

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir