Düşünmenin Önemi ve Gerekliliği

Düşünmenin Önemi ve Gerekliliği

20 Ekim 2018 0 Yazar: Recep

Her şeyden önce insanın doğayı anlama isteği doğuştan gelir. İnsan, dünyaya hayvanların sahip olduğu yaşamını sürdürme ve kendini koruma gibi birtakım yeteneklerle değil, akıl denen bir güçle gelmiştir.

Aklı sayesinde hem dünya hem de kendine dönük düşünebilmeye yetenekli bir varlıktır. Hazır bilgilerle dünyaya gelmediğinden, her şeyi bilmeye ihtiyaç duyar. Bu yapısından kaynaklanan bilinmeyeni bilinir kılma isteği onu asla rahat bırakmaz. Bu nedenle dünyayı anlamak için pek çok soru sorar ve bunlara yanıt bulmak ister. Böylece var olan şeyler arasındaki ilişkileri, bağları bulmaya çalışır.

İnsan kendisi ve dünya üzerine düşünen tek varlıktır.

İnsan kendisi ve dünya üzerine düşünen tek varlıktır.

İnsanın bilme denilen bu anlama, açıklama çabası olmasaydı ne olurdu? Bu durumda insanın, kendisini çevreleyen gerçekliği anlaması, onunla ilişki kurması ve hatta yaşaması mümkün olmazdı. Başka bir söylemle giyinmesi, beslenmesi, varlığını sürdürmesi, doğayı anlaması, bilim, teknik gibi alanlardaki başarılarıyla yaşamını kolaylaştırması ve en önemlisi yaşama amacının farkında olabilmesi kısacası her şey bilgisi sayesinde gerçekleşir.

Şimdi kendimize şu soruları soralım: İnsanın bilmek istediği şeyler nelerdir? Bilme; özne olarak insanın, nesne olarak var olanla karşılaşması mıdır? Bilgi nedir? İnsan bilmeyi nasıl gerçekleştirir? İnsan kendisini ve dünyadaki tüm var olanları bilmek ister. Bu bilme etkinliğinde insan düşünen yani özne (suje) iken, onun karşılaştığı ve bilmek istediği varlıklar ise nesne (obje) dir. Bilgi ise özne ile nesne arasındaki ilişki sonucunda ortaya çıkan bir üründür. Başka bir ifade ile bilgi, var olanı tanımaktır. Burada önemli olan bir şeyi söylemeden geçmeyelim, bilinmek üzere ele alınan nesnelere ilk hareket özneden gelir. Anlam veren varlık odur. Bu durumda bilgide insandan var olana doğru yönelen bir bilinçlilik hâli vardır.

Bilinç, insanın kendisi, yaşantıları, dünya üzerindeki bilgisi, aynı zamanda düşünme ve kendini tanıma yeteneğidir. İnsan düşünüşünün var olana yönelmesiyle bilim, sanat, teknik gibi bilgi türleri kazanılmakta, bu da ona bir düşünme zenginliği getirmektedir. İnsan, bilinçli bir varlık olma özelliği ile yaşadıkları karşısında olumlu ya da olumsuz tavır alabilmekte, dünya içerisinde kendi yeri ve değeri üzerinde düşünebilmektedir.

İnsanın, düşünme eylemini gerçekleştiren bir varlık olarak, bu düşünme eylemi üstüne düşünmesi, bu bilinç uyanışı, felsefe etkinliği için ilk adımdır. Bu ona, dünya ve kendi var oluşu üzerinde hep yeniden ve derin düşünmeyi gerektiren bir bakış açısı sağlar. Böylelikle kendisi üzerine eğilmesiyle kendisini ve kendisinin evrendeki yerini sorgulaması, var olanlara anlam vermesinin başlangıcıdır. İşte, bu arayışı insanı özbilinç seviyesine taşıyan şeydir.

İnsanın kendini sorgulaması ve tanıması , dünyadaki yerini fark etmesine katkı sağlar.

İnsanın kendini sorgulaması ve tanıması , dünyadaki yerini fark etmesine katkı sağlar.

Özbilinç, düşünen öznenin kendi üstüne dönerek düşünmesi, duygularına, algılarına, bilgilerine ve kavrayışlarına bağlı olarak kendini anlama, tanıma ya da bilme yeteneğidir. Buradan anlaşılıyor ki insanın yaşadıkları üzerine düşünmesi, neyi nasıl düşündüğünün hesabını vermesi, yaptıklarının değerini sorgulaması gerekir. Bu açıdan düşünmek zordur ve insanın bilgi, duygu, eylem gibi her yönünü dikkate alan bir etkinliktir. İşte bir düşünme etkinliği olan felsefe kişinin kendini bilmesine giden yolu açar. Öyle ki “Kendini Bil” buyruğu filozoflarca önemsenmiştir.

Örneğin, Mevlâna’nın “Dün akıllıydım dünyayı değiştirdim. Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.” sözünü düşünelim. Sonra Yunus Emre’yi hatırlayalım. “İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmez isen ya nice okumaktır.” derken insanları kendini bilmeye yöneltmektedir. Daha da öncesinde Sokrates’i unutmayalım. İnsanın kendini bilmesi ve kendine hâkim olması gerektiğini ünlü filozof Sokrates (MÖ 469-399) “Üstüne düşünülmemiş bir yaşam yaşanmaya değer değildir.” diyerek ifade etmiştir. Sokrates burada kişiden kendisi üzerine düşünerek her şeyden önce bilmediğinin farkında olmasını, bilgisinin sınırlarını bilmesini ister. Bunu bilmesinin onda bilginin peşinden koşma isteğini doğuracağına inanır.

Şimdi burada duralım ve dünyamıza bir bakalım. Yaşanan tüm sorunların insanın insanla, insanın toplumla, insanın doğayla ilişkisinden kaynaklandığını görürüz. Bunun içindir ki insanın sorunlarının farkına varabilmesi kendisini tanımasına bağlıdır. Kendini anlamaya çalışmak bir bakıma başkalarını anlamayı da zorunlu kılar. Dünyadaki yerinin ve niçin var olduğunun farkında olan kişinin varlığının gerçek değerini ortaya çıkaracağını ve anlamlı yaşayacağını söyleyebiliriz.

Bilinçli bir varlık olan insan düşünür. Düşünen insan kendisi ve dış dünyayı tanımak için sorular sorar. Bilimde, sanatta, teknikte gelişmeler ortaya koyar, yeni bilgiler üretir. Elde ettiği bilgiler ve kavramlar üzerine düşünür. Böylelikle insan, var olan bilgileri yeniden tartışmaya, soruşturmaya açarak bu bilgilerden hareketle en doğru bilgiye ulaşmaya çabalar. Herhangi bir konuda doğrulara ulaşıldığı düşünülse de o sonuçlarla yetinmez ve onları sorgulamaya devam eder. Bu çabası düşüncenin yeniden üretilmesine neden olur. Tam da burada insanın elde ettiği bilgiler üzerine yeniden düşünmesini ve eleştirel olmasını sağlayan bu düşünüşün felsefe olduğu söylenebilir.

Felsefeyle insan hem dünyaya ilişkin bilgileri hem de kendi üstüne dönerek neyi, ne kadar, nasıl bildiğini sorgular. Bu da insanın hakikat yolundaki bilgi arayışını daima sürdürmesini sağladığı gibi var oluşunun bilincine varmasına da katkıda bulunur.

Bu Makale Faydalı mıydı?

Oy vermek için yıldızlara tıkla!

Ortalama puan / 5. Oy sayısı:

Beğendiğine Sevindim ...

Hadi bu yazıyı sosyal medyada paylaş!

Yazıyı faydasız görmene üzüldüm!

Hadi bu yazıyı geliştirelim!