Filozoflar; Xenophanes, Heraklit, Parmenides ve Zenon Dönemi

Filozoflar; Xenophanes, Heraklit, Parmenides ve Zenon Dönemi

Xenophanes

Pisagor’un çağdaşı olan Xenophanes de, Pisagor gibi, Batı Anadolu kıyılarında doğmuş ve buraların İranlılar tarafından zapt edilmesi üzerine, İtalya’ya göç etmek zorunda kalmıştır.

Xenophanes de, Pisagor gibi bir din düzelticisidir. Xenophanes, çok Tanrıcı inançlarla, mitolojik tanrı tasavvurları ile mücadele eder. Eserine başlarken, ilkin, Homer ile Hesiod’u tenkit eder.

Bunlar, insanlıkla ilgili olan bütün kötü şeyleri Tanrılara da mal ettiler. Tanrıları insan kılığında tasarlayıp, hırsızlık, zina, aldatma gibi bütün kötü şeyleri yapabileceklerini tasarladılar. Eğer, öküzler ve aslanlar da resim yapabilselerdi, kendi tanrılarını öküz ve aslan şeklinde çizerlerdi. Nitekim her ulus da, kendi Tanrı’sına kendi sıfatlarını verecektir.

Böylece, zenciler, Tanrılarını, yassı burunlu ve siyah kıvırcık saçlı olarak tasarlayacaklar, buna karşılık, kuzey Trakyalılar, mavi gözlü ve san saçlı bir Tanrı düşüncelerdi.

Xenophanes’e göre, gerçekte Tanrı, bu sıfatların hepsinden uzaktır. Bunlardan hiç biri Tanrıya mal edilemez. Tanrı, birdir, sonsuz ve hareketsizdir. Ne doğar, ne ölür, ne de değişir.

Bununla birlikte, Tanrı, âlemdeki bütün değişmeleri ve bütün hareketleri idare eder. Kendisi hiç bir vakit hareket etmeyen ve yer değiştirmeyen bu Tanrı, her şeyi duyar ve görür. Xenophanes, başka Tanrıların varlığını da kabul eder. Ama bütün bu Tanrıların üstüne, onların hepsine birden hâkim olan bu tek ve güçlü Tanrı’yı koyar.

Bundan dolayı, Xenophanes’in tek Tanrıcılığı daha tam bir monotheism değildir. Çünkü âlemi idare eden bu tek Tanrı’dan başka, bu tek Tanrı’ya bağlı olan başka Tanrıların varlığını da kabul eder. Buna karşılık, Xenophanes’de tam bir pantheism vardır. Çünkü filozofa göre, var olan her şey, Tanrı’nın kendindedir. Tanrı, her şeyi kuşatmaktadır. Yani onlara göre;

Tanrı ile âlem bir ve aynı şeydir.

Bu âlemin içinden, onu harekete getiren ve düzenleyen kuvvet Tanrı’nın kendisidir. Xenophanes, her şeyin Tanrı tarafından kuşatıldığını, her şeyin Tanrı ile bir ve ayrı olduğunu ileri sürerken, Tanrı ile maddeyi aynılaştırmakta, daha doğrusu, maddi olan bir Tanrı düşünmektedir. Bundan dolayı, Xenophanes’in pantheism’i materyalist bir pantheism’dir.

Xenophanes, aynı zamanda. Tanrının mekânlı bir şekli de olduğunu kabul eder. Ona göre, Tanrı, küre şeklindedir. Küre şeklindeki bu Tanrı, hareketsiz ve bütün bölümlerinde kendi kendinin ayrıdır.

Xenophanes’in bu dini ve pantheist görüşünün yanında bir de fizik anlayışı vardır. Xesonaphanes’in fizik anlayışı, Milet filozoflarının fizik anlayışına yaklaşır. Xenophanes’e göre de bir ana unsur vardır ve bu ana unsur topraktır. Her şey, ‘topraktan çıkar ve günün birinde, yeni baştan toprağa döner.”

Toprak, kendinden çıkmış bir unsur olan suda erir. Bu erime deniz suyuna tuzlu lezzetini verir. Xenophanes, hayatının sonlarına doğru Elea şehrinde yerleşmiştir. Sonraları bu şehirde kurulan bir felsefe mektebinin felsefe tarihinde ayrı bir yeri vardır.

Heraklit

Bu mektebin kurucusu olan Parmenides’le, kendisinin çağdaşı olan Efesos’Iu Heraklit arasında ilk gerçek felsefi tartışma meydana çıkmıştır. Heraklit, yaş bakımından, Xlenophanesle Parmenides arasında gelir. Heraklit, aşağı yukarı, İsa’dan önce, V. yüzyılda yaşamıştır.

Heraklit’den kalan fragment’de, kendisinin halktan olan insanları küçük gördüğü sezilir. Bu parçanın bütününe, filozofun, kendisine güvenini gösteren aristokrat bir ton hâkimdir. Heraklit, eserlerini halk için değil, kendi seviyesinde olan aristokratlar için yazmıştır.

Bunun için de eserlerine, kasten, açık olmayan, karanlık bir şekil veriyor. Eserlerinin, herkes tarafından anlaşılmasını istemediğinden, onları, güç anlaşılır bir hale getiriyor. Heraklit âlemi, sürekli bir oluş ve akış olarak, sürekli bir süreç olarak kavrar. Âlemdeki olguların süreksizliğini, güzel ve sanatlı sözlerle ifade eder.

Âlemde, zıtlıklar, birbirini takip eder. Daha doğrusu, olgular, durmadan, kendi zıtlarına dönerler. Sıcak, soğuk olur, soğuk ise sıcak, yaş kum olur ve kuru ise yaş, Âlemde, duran ve kalan bir şey yoktur. Heraklit’de âlem süreci, bir yandan durmadan değişen ateşi, öte yandan, bir nehrin akışım andırır.

Filozofun, meşhur bir deyimi ile «bir nehirde iki kere yıkanılamaz.» Çünkü sular değişmiş, daha doğrusu, akıp gitmiştir Bundan dolayı, dünkü nehir, artık bu günkü nehir değildir. Bu günkü nehir, yalnız görünüşte dünkü nehirdir.

Heraklit’e göre, âlemde, değişmeyen, sürekli şeyler varmış sanısı, zıtlıkların, bir müddet için görünmemesinden doğar. Çünkü âlemdeki oluş, ancak, zıtlıkların varlığı ve her şeyin kendi zıddına çevrilmesi ile açıklanabilir. Gerçekte, âlemde olup biten şeyler, varlıklar arasındaki bu zıtlıktan, her şeyin, kendi zıddına dönmesinden meydana gelirler:

Bütün bu değişmeler, bütün bu oluş ve akış içinde, her vakit, kendi kendinin aynı kalan tek şey, âlemdeki oluşu idare eden ve âlemdeki bütün olgulara hâkim olan kanundur. Heraklit, âlemin bu düzenini meydana getiren bu genel kanuna «logos» adını verir.

Filozoflar; Xenophanes, Heraklit, Parmenides ve Zenon Dönemi

Logos, bağlantılı manalı söz yahut da akıl anlamına gelir.

Heraklit, âlemi düzenleyen ve idare eden kanuna, logos adını vermekle, âlemde, bağlantılı ve anlamlı bir düzenin hâkim olduğuna işaret etmek istemiştir. Âlemdeki, logos tarafından idare edilen bütün değişmeler, belli bir nispet içinde meydana çıkarlar. Bu yüzden, âlemde, hiç bir şey yok olmaz, tersine, her şey, yeni bir bileşim içinde yeni baştan ortaya çıkar.

Heraklit, logos adını verdiği bu âlem aklı ile Tanrı’nın, bir ve aynı olduğunu kabul eder. Bu suretle Tanrı, âlemin içinde bulunan, âlemi düzenleyen ve idare eden prensibin, yani, logos’un kendisi olarak göz önünde tutulur. Logos ise Ateşle aynıdır. Heraklit, âlemdeki oluş ve akışı idare eden logos’u ateş saymakla, âlemin bir süreç olduğuna işaret etmek istemiştir.

Âlemdeki her şey, tıpkı ateş gibi sürekli bir değişme içindedir. Âlemdeki her şey ateşten çıkmıştır, ateşten çıkan her şey de, günün birinde, gene Ateşe dönecektir. Böylece, âlemin logos’u aklı olan ateş, aynı zamanda, âlemin ana maddesidir. Ateşin sıkışmasından, toprak meydana gelir.

Toprağın, gevşeyip erimesinden de su ortaya çıkar. Sudan çıkan buharlar, havayı meydana getirirler. Dünya’nın ruhu olan logos, yani ateş, Dünya’nın bütün bölümlerinin içine geçmiştir. Dünya’nın, bütün bölümlerinin içine işlemiştir. Ferdi ruhlar, dünya ruhu olan logos’dan birer parça birer bölümdürler. Bunlar, asil Ateşten geçici olarak ayrılmış ve günün birinde gene asli Ateşe dönecek olan Ateş parçalarıdır.

Şu halde, insan ruhu, bir Ateştir ve bu Ateş, ne kadar kızgın olursa, insan da o kadar hareketli o kadar canlı olur. İnsan, ölünce, ruhu, yeni baştan bu sonsuz ateşe kavuşur. Bu suretle Heraklit, monotheist ve pantheist bir görüş ortaya atmış olur. Çünkü âlemdeki bütün olguları düzenleyen Tanrı, aynı zamanda, âlemin içindedir.

Heraklitin önemli olan bir başka düşüncesi de, iki âlem kabul etmiş olmasıdır. Heraklit’de, «görünüşler dünyası» ile «gerçek gerçeklik dünyası» bir birinden ayrılır. Görünüşler âlemi, duyularımızla algıladığımız âlemdir. Bu âlem, bize, sanki sürekli imiş, değişmeyen olgulardan meydana geliyormuş gibi görünür. Buna karşılık, akılla kavramları âlem, sürekli bir oluş ve akış içindeki âlemdir.

Parmenides

Elea’lı filozofların ilki ve Elea mektebinin kurucusu Xenophanes’in öğrenciliğini etmiş olan Parmenides’tir. Parmenides de tıpkı Heraklit gibi, görünüşler âlemi ile gerçek âlemi birbirinden ayılır. Görünüşler âlemi, duyuların bize bildirdiği âlemdir. Gerçek âlem ise, akılla kavranılan âlemdir. Ancak, hangi âlemin görünüşler âlemi, hangi âlemin gerçek âlem olduğu meselesinde, Parmenides, Heraklit’den ayrılır.

Heraklit’e göre, gerçek âlem, sürekli bir oluş Ve akış içinde bulunan âlemdir. Görünüşler âlemi ise sanki değişmeyen ve her vakit kendi kendisinin aynı gibi görünen âlemdir. Buna karşılık, Parmenides’e göre, gerçek âlem, değişmeyen ve her vakit kendi kendisinin aynı olan âlemdir. Gerçek âlem, tek ve birlikli bir âlemdir. Görünüşler âlemi ise, sürekli bir değişme ve akış içinde bulunan âlemdir. Görünüşler âlemi, eşyanın yanıltıcı bir çokluğa büründüğü âlemdir.

Görünüşler âlemi, her şeyin, sanki kendisinden başka bir şey oluyor ve değişiyormuş gibi göründüğü yanıltıcı âlemdir. Hâlbuki gerçek âlem, değişmeyen, bölünmeyen, hareket etmeyen bir âlemdir. Bu âlem, «Bir» in kendisidir, Bir ise Tanrı ile bir ve aynıdır. Parmenides’e göre, gerçek olan şey, varlığın, bir olduğu ve var olduğudur. (Varlık, vardır ve var olmayan şey yoktur) sözü, onun bütün düşüncesinin esasını ifade eder.

Parmenides’de düşünce ve varlık aynı şeydir.

Bundan dolayı, var olmayan şey, ne düşünülebilir ve ne de kavramlarla ifade edilebilir. Şu halde, doğru düşünmek, çelişmesiz düşünmek demek, var olanı düşünmek demektir. Var olmayanı düşünmek bir çelişmedir. Varlık, yokluktan çıkmaz, yok olan bir şey var olamaz. Şu halde, bir şey, hem var hem de yok olamaz. Bundan dolayı, çelişmeye düşmeden bir değişmeden söz etmek, çelişmeye düşmeden değişmeyi düşünmek mümkün değildir.

İşte Parmenides’e göre, tek bir unsur kabul eden ve bütün varlıkların bu ana unsurdan meydana geldiğini ileri süren İonia’lılar, bu çeşit bir çelişmeye düşmüşlerdir. Çünkü İonia’lılar, var olan şeylerin, önce belli bir şey olduklarını, ama sonra değişip kendilerinden ayrı ve başka bir şey olduklarını ileri sürmüşlerdir.

Pannenides, felsefe tarihinde, âlem hakkındaki görüşü akla dayandırmak isteyen ilk akılcı filozoftur. Bu filozof, felsefe tarihine yeni bir düşünce getirmiştir. Bu düşünce de bir yandan içinde kesin bir logiğin hâkim olduğu gerçek gerçeklik âleminin, öte yandan bir görünüş âleminin kabul edilmesidir. İşte Parmenides’in, akıl yoluyla kavrandığını ileri sürdüğü âlem ilkidir ve akıl adına reddettiği âlem ise ikincisidir.

Yani, Heraklit’in gerçek Âlem olarak kabul ettiği hareketli oluş âlemidir. Parmenides’den önce gelen bütün filozoflar, âlemin ne şekilde meydana çıkmış olduğu, Âlemin oluşması hakkında bir görüş ortaya atmışlardır.

Elea mektebi bu gibi açıklamalara girişmez. Bununla birlikte, Parmanides’in fiziğinde, görünüşler dünyası söz konusu olduğu vakit, ionialılara ve Pisagorculuğa dayanan bazı unsurlara da rastlanır. Görünüşler dünyasının, ateşle topraktan yahut da ışıkla karanlıktan meydana geldiğini açıklamaya çalışır. Bu suretle, görünüşler dünyasının iki unsurdan ‘meydana geldiğini ileri sürmek ister.

Zenon

Parmenides’in öğrencisi olan Zenon, hocasının doktrinini logik kanıtlarla açıklamaya çalışır. Zenon tarafından ileri sürülen bütün kanıtlar, varlığın birliği ve hareketsizliği düşüncesini savunur. Bunlar, bir kısmı değişikliğe ve harekete, bir kısmı ise çokluğa karşı olmak üzere iki türlüdür.

Zenon, çokluğa karşı olan kanıtlarından birinde, bir ölçek buğdayı göz önünde tutuyor. Bir ölçek buğday, birçok buğday tanelerinden meydana gelmiştir. Bunlardan her birinin, ayrı ayrı açıkça algılanması gerekir. Bu bir ölçek buğday yere devrilirse. Bir gürültü duyulur. Buna karşılık, yalnız bir tanesi yere düşerse, hiç bir ses çıkmaz.

Çokluğa karşı olan diğer bir kanıtta da, varlığın sonsuz bir şekilde bölündüğünü tasarlayalım diyor. Bu bölünme sonucunda, ne ağırlığı, ne kalınlığı olan, yani, varlıktan yoksun olan bir sonsuz küçüklüğe varılır. Böyle bir unsur, artık gerçek bir şey değildir. Çünkü bu unsurun varlığa eklenmesi yahut da varlıktan çıkarılması, varlığı ne büyültür ne de küçültür.

Harekete karşı olan kanıtına gelince, Zenona göre eğer Kaplumbağaya bir az avans verilirse. Yunanistanıın o zamanki en hızlı koşucusu olan Aschylos, buna yetişemeyecektir. Aschilos’un kaplumbağaya yetişmesi için bir zaman aralığının geçmesi lâzımdır.

Aschylos

Ama bu zaman içinde kaplumbağa da ilerlemiştir. Aschylos’un kaplumbağanın açmış olduğu mesafeye erişmesi için, yeni baştan bir zaman aralığının geçmesi lazımdır. Hâlbuki bu zaman içinde Kaplumbağa yeni baştan ilerlemiştir. İşte, bu düşünce tarzı istenilirse, bu şekilde, sonsuzluğa kadar sürdürülebilir ve Aschylos’un Kaplumbağaya hiç bir vakit yetişemeyeceği ileri sürülebilir.

Zenonıun verdiği başka bir kanıta göre de hareket halindeki ok, dinginlik içindedir. Çünkü havaya atılmış olan bir ok, her an mahrekinin belli bir noktasındadır. Mekânın belli bir noktasında bulunan bir cisim ise, dinginlik halindedir. Şu halde hareketinin her anında dinginlik halinde bulunan bu ok, bütün hareketi boyunca da dinginlik halinde bulunuyor demektir.

Zenonıa göre, hareket ve çokluk kavramları söz konusu olduğu vakit, zorunlulukla, bu çeşit güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Zenonıun kanıtları bütün hedefi, değişme, hareket, çokluk gibi kavramların çelişmeye düşürdüğünü göstermektir. Bu suretle o, gerçeklik dünyasını aldatıcı birçokluk olarak göz önünde tutan hocası Parmenides’i haklı çıkarmaya çalışıyor.

Elea mektebi, esaslı logik kavramlar kurmuş ve gerçeklik üzerine verdiği logik açıklamalarla kendisinden sonra gelen devirler üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Bununla birlikte, gerçekliği açıklama yolunda verimsiz bir çığra sapmıştır. Elea mektebinin ardından gelen felsefe, gerçekliğe yeni baştan ilgi göstermiş ve gerçekliği açıklama yolunda denemelere girişmiştir.

Şimdiye kadar göz önünde tuttuğumuz filozoflar içinde, Miletliler, her şeyden önce, tabiat araştırıcısı idiler. Buna karşılık, Pisagor, Xenophanes, Heraklit ve Parmenides dini ilgiler taşıyan ve dinde bir düzeltme yapmak isteyen düşünürlerdi. Bunlar eski halk dinini, monotheist görüşlerle düzeltmeye girişmişlerdi.

Editörden...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir