İstanbul’un Fethi Sebep, Sonuç ve Önemi Nedir?

İstanbul’un Fethi Sebep, Sonuç ve Önemi Nedir?

10 Nisan 2019 6 Yazar: Recep Bayoğlu

İstanbul’un Fethi Başlıklı makale içerisinde fetih ile ilgili geniş bilgilere yer verilmiştir. Bunun yanı sıra kısaca özetlenmiş ve soru cevap şeklinde verilmiş bilgilere de ulaşabilirsiniz.

Sonuçları

İstanbul’un fethi Türk tarihi olduğu kadar dünya tarihi açısından da önemli bir olaydır. Bu fetihle birlikte bin yıldan fazla bir süredir hayatını sürdürmekte olan Doğu Roma İmparatorluğu tarihe karışırken Osmanlı Devleti açısından yeni bir dönemin kapıları açılmıştır. İstanbul’un alınmasını takip eden dönemde Osmanlı Devleti, siyasi ve ekonomik anlamda gücünü giderek artırmış ve 16. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Akdeniz havzasının tartışılmaz hakimi olarak dünya siyasetinin önde gelen aktörü haline gelmiştir. İstanbul’un fethi dendiğinde Fatih Sultan Mehmet ile birlikte anılan isimlerin başında asıl adı Muhammed olan Akşemseddin gelmektedir.

Fethi konu edinen eserler incelendiğinde, Akşemseddin’e ilişkin birbirinden farklı iki anlatımı ayırt etmek mümkündür. Akşemseddin’i fethi önceden haber veren ve kuşatma esnasında askerin maneviyatını artıran faaliyetlerde bulunan dinen ulu bir şahsiyet olarak ön plana çıkaran anlatım, onu doğaüstü bir konuma yerleştirmekte ve böylece fetih sürecinde yapıp ettiklerinin akılla kavranamayacağına göndermede bulunmaktadır. Bu anlatım bilimsel olmaktan ziyade metafizik içeriğiyle ön plana çıkmaktadır

Akşemseddin’in Rolü

İstanbul’un fethini tarih biliminin inceleme nesnesi olarak ele alan diğer anlatımda Akşemseddin, fetihle sonuçlanan süreç boyunca yaşanan askeri, siyasi ve yönetsel nitelikli çekişmelerde aktif bir aktör olarak konumlandırılmaktadır. Çalışmada da Akşemseddin’in İstanbul’un fethindeki rolünün bu yönü itibarıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Konuya ilişkin olarak benimsenen bu yaklaşım, Akşemseddin’i bu süreçte doğaüstü bir konum temelinde ele alan çalışmaların kapsam dışı bırakılmasını gerektirmektedir. Bundan ötürü fethin yaşandığı dönemi

bilimsel olarak inceleyen çalışmalar temel başvuru kaynağı haline gelmektedir. Bu çalışmalar üzerinde yapılan bir tarama, iki kaynağı diğerlerine nazaran ön plana çıkarmaktadır. Bu çalışmalar, Halil İnalcık’ın “Fatih Devri Üzerinde Tetkik ve Vesikalar” isimli eseri ile Ali İhsan Yurd ile Mustafa Kaçalin tarafından hazırlanan “Akşemseddin Hayatı ve Eserleri” isimli eserdir. Öte yandan Yurd ile Kaçalin’in eseri, Akşemseddin’in yaşamı ve eserleri üzerine bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma olma özelliği taşımaktadır. Akşemseddin’in yaşamını konu edinen ilk müstakil eser olma özelliği taşıyan Emir Hüseyin-i Enisi’nin “Manakib-i Akşemseddin” isimli çalışmasına da yer veren bu eser, dönemi konu edinen diğer birincil kaynaklardan da yararlanarak Akşemseddin’e ilişkin bütünlüklü bir bakış açısı ortaya koymaktadır.

İlginizi Çekebilir : Fatih Sultan Mehmet’in Ölümü
İlginizi Çekebilir :
Fatih Sultan Mehmet’in Eserleri
İlginizi Çekebilir :
Fatih Sultan Mehmet’in Siyasi Basireti
İlginizi Çekebilir :
Fatih Sultan Mehmet’in Fetihleri ve Tarihleri

Akşemseddin’in fetih sürecinde oynadığı rolü tarihsel bir yaklaşım temelinde ele alan bir çalışmanın, sadece fetih esnasında yaşanan olaylardan hareketle bir analiz yapması beklenemez. Bundan ötürü öncelikle çalışmanın ilk bölümünde, Akşemseddin’i İstanbul’un fethine bağlayan ilişkiler ağı incelenmiştir. Bu bir bakıma Akşemseddin’in Osmanlı Devleti ile kurmuş olduğu ilişkilerin bir bütün olarak incelenmesi anlamına gelmektedir.

Bu inceleme dönemin koşulları çerçevesinde Fatih Sultan Mehmet ile Akşemseddin arasındaki ilişkinin istisnai bir nitelik taşımadığını, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren gözlemlenen siyaset ve tasavvuf kurumları arasındaki yakın ilişkinin bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır. İstanbul’un fethine giden süreçte Osmanlı yönetim katında fetih meselesi üzerinden bir iktidar mücadelesi yaşanmıştır.

Dolayısıyla, fetih sürecinde Akşemseddin’in yapıp ettiklerini yaşanan iktidar mücadelesinden soyutlayarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu bağlamda çalışmanın ikinci bölümünde, dönemin iktidar mücadelesi dikkate alınarak Akşemseddin’in yapıp ettikleri fetih öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana başlık altında analiz edilmiştir. Bu analiz, siyaset ve tasavvuf kurumları arasındaki yakın ilişkiye göndermede bulunan ilk bölümü desteklediği gibi çalışmanın sonuç bölümünde Akşemseddin’in İstanbul’un fetih sürecinde oynadığı role ilişkin yeni bir öneride bulunulmasını sağlamıştır.

A- Fethin Sebepleri

İstanbul Asya ile Avrupa kıtalarının kesiştiği yerde olması nedeniyle son derece jeopolitik ve stratejik bir konumdaydı. Boğaz’dan geçişi denetleme imkanına sahipti. Bizans, Osmanlı Devleti’nin Anadolu’dan Rumeli’ye, Rumeli’den Anadolu’ya kuvvet göndermelerine güçlük çıkarıyordu. Zaman zaman Avrupa devletlerini ve Anadolu beylerini Osmanlıya karşı kışkırtıyor, şehzadeleri isyana teşvik ediyordu. İstanbul aynı zamanda kara ve deniz ticaret yollarının üzerinde olması sebebiyle ekonomik yönden büyük önem taşıyordu.

Feth-i Mübin

II. Mehmet, boğazlara egemen olmadıkça yurdun tam bir güvenlik içinde olamayacağını biliyordu. Sıkışık anlarda Anadolu’dan Rumeli’ye ya da Rumeli’den Anadolu’ya rahatça kuvvet geçirebilmeliydi. Oysa İstanbul, Bizans’ın elinde bulunduğu müddetçe bu rahatlık mevcut değildi. Osmanlı Devleti, deniz ticaretini geliştirmek ve boğazlara hakim olmak için mutlaka İstanbul’u fethetmeliydi.

Burayı alarak Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirebilir ve Akdeniz ticaretinde söz sahibi olabilirdi. İstanbul’un fethiyle kuzey ve doğu Avrupa’dan gelen ticaret yolları ile Karadeniz Akdeniz arasındaki su yollarının denetimi de Osmanlıların eline geçeceği gibi Osmanlı Devleti ticari ve ekonomik bakımdan güçlenecekti. Bizans İmparatorluğu, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü bozuyordu. Osmanlılara karşı Hristiyan Batı alemini Haçlı Seferleri için tahrik ediyordu. Saltanat iddiasında bulunan Osmanlı şehzadelerini koruyup destekleyerek devleti devamlı bir iç savaş tehdidi altında tutuyordu. Yine İstanbul fethedilirse Katolik ve Ortodoks kilisesi birbirinden ayrılacak dolayısıyla Hristiyan alemi de birleşmemiş olacaktı.

Diğer yandan Türk İslam alemi için Hz. Muhammed’in “İstanbul muhakkak feth olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri ne güzel askerdir.” hadisi, ilahi bir vaat olarak görülüyordu.


Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) Biyografisi

Fatih Sultan Mehmed Han
Fatih Sultan Mehmed Han
  • Babası : II. Murad
  • Annesi : Huma Hatun
  • doğumu : 1432 (Edirne)
  • Vefatı : 1481 (İstanbul)
  • Saltanatı : 30 yıl

Çok küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitim ve terbiye alarak yetişmiştir. Döneminde iki imparatorluk, irili ufaklı on yedi devlet, iki yüzden fazla şehir Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fatih’in Osmanlı padişahları arasında ilmi, idari ve kültürel sahada ilk sırayı aldığı bilinmektedir. Gerçekten de o, Akşemseddin, Molla Gürani, Molla Hüsrev gibi büyük bilginlerden dersler almış; yabancı dillere, dini ilimlere, matematik, tıp ve edebiyata karşı özel bir ilgi duyarak yetişmiş; memleketin imar ve inşasında üstün bir gayret göstermiştir.


B- Fetih İçin Yapılan Hazırlıklar

II. Murad’ın vefatından sonra 1451’de tahta çıkan II. Mehmet, padişahlığının ikinci yılında fetih için hazırlıklara başladı. İlk olarak Karamanoğulları ile anlaştı ve Anadolu’da güvenliği sağladı. Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) yaptırdı. Böylece hem Bizans’a Karadeniz’den gelebilecek yardımları engellemek hem de Türk askerlerinin Rumeli’ye geçişini kolaylaştırmak istedi.

istanbul kuşatma planı
İstanbul Kuşatma Planı

Edirne’de ordunun hazırlanması çalışmalarına hız verdi. Şahi adı verilen büyük toplar döktürdü. Balkanlardan gelebilecek yardımlara karşı gerekli önlemleri aldı. Osmanlı Devleti’nin faaliyetlerine karşılık Bizans, Haliç’in girişini kalın zincirlerle kapattırdı. Surları güçlendirdi. Papa ve Macarlardan yardım istedi.

Osmanlı ordusu 6 Nisan 1453’te İstanbul’u kuşattı. 18 Nisan’a kadar top atışları ile surlar yıkılmaya çalışıldıysa da istenilen sonuç elde edilmedi. 20 Nisan’da denizlerde mücadele başladı. Ancak, Haliç’in ağzının büyük zincirlerle kapatılmış olması nedeniyle Osmanlı donanması Haliç’e giremedi. Bu sırada Bizans’a yardıma gelen Venedik, Papalık ve Ceneviz gemileri Osmanlı donanmasını yararak Haliç’e girdi. Bütün bu gelişmeler ordu ve halk üzerinde olumsuzluğa neden oldu. Genç padişah, tüm ümitlerin söndüğü anda 22 Nisan gecesi gemileri yağlı kızaklar üzerinde, karadan (Kasımpaşa sırtlarından) Haliç’e indirtti. Haliç’te Osmanlı donanmasını gören Bizans büyük bir çöküntü yaşadı. Karadan ve denizden saldırıya geçen Osmanlı kuvvetleri, 54 gün sonra 29 Mayıs 1453 Salı günü İstanbul’u fethetti.

Bir gün Gemiler Dağlara Tırmandı Denizden

Bir gece vaktiydi. İstanbul, gecenin koyu karanlığına yaslanmış, hala ayakta duruyordu. Ne zamandır uğraştığı halde şehri düşürememişti. Donanmayı Haliç’e indirecek bir çare bulamamıştı. Hala aynı konuyu düşünüyor, gecenin bu ilerlemiş saatlerinde çalışıyordu. Birden kafasında şimşekler çaktı. Güldü. Avuçlarını Bizans’a doğru açıp kapadı. “Artık avucumdasın Bizans! Artık avucumdasın!” diye bağırdı.
Ertesi gün, Fatih Sultan Mehmet, düşündüğünü adım adım uygulamaya koydu. Önce Boğaziçi ile Haliç arasındaki tepeye kızaklar döşetti.

Kızaklar yağlanarak kaygan bir hale getirildi. Sonra gemiler kızakların üstünden kaydırılarak Haliç’e indirildi. Gece boyu aralıksız sürdürülen çalışmalar sonunda, bütün gemiler Haliç’e indirildi. Ertesi sabah, güneç, bu muhteçem manzaranın üzerine doğuyordu. Bizans tam bir şaşkınlık içindeydi. Gördüklerine inanamıyor ve kendilerini korkunç bir rüyada zannediyorlardı. Ancak gülleler üzerlerine düşünce bunun bir rüya olmadığını anlayacaklar fakat ellerinden bir şey gelmeyecekti. Bu dahiyane buluş sayesinde Sütlüce’den Eyüp’e kadar olan bölge Osmanlı hakimiyetine girmiş ve Bizans surları Haliç tarafından da top ateşine tutulmuştu.

Böylece şehir iki ateş arasına alınmış, Bizans’ın fethedilmesine bir adım daha yaklaşılmıştı. İstanbul’un fethinde bu dahiyane buluşun çok büyük bir tesiri olduğu muhakkaktır. Bu da Fatih’in eşsiz dehasının eseridir.

Yavuz BAHADIROĞLU

C- İstanbul’un Fethi’nin Sonuçları

İstanbul’un fethinden sonra Fatih, duyurduğu fermanla halkı dini ve sosyal hayatta serbest bıraktı. Şehirden kaçanların dönmesini istedi. Rum Ortodoks Patrikhanesinin devamına izin vererek yönetimi altına aldığı Ortodokslara din ve vicdan hürriyeti tanıdı. İstanbul’un fethi Türk ve dünya tarihi açısından önemli sonuçlar doğurdu.

Türk tarihi açısından en önemli sonuç, son derece stratejik bir konuma sahip olan İstanbul’un, Osmanlı Devleti’nin başkenti ilan edilmesi oldu. Asya ve Avrupa kıtalarını; Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan yolların denetimi Osmanlılara geçti. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli arasındaki toprak bütünlüğü sağlandı. Diğer yandan II.Mehmet’e “Fatih” unvanı verildi.

İstanbul’un fethinin, dünya tarihi açısından sonuçlarını ise şu şekilde değerlendirebiliriz: Stratejik ve ekonomik bir öneme sahip olan İpek Yolu’nun büyük bir bölümünün Osmanlı Devleti’nin eline geçmesi Avrupalıları yeni yolların arayışına yöneltti. Bu olay coğrafi keşiflerin nedenlerinden birini oluşturdu. Yine büyük toplarla en güçlü surların bile yıkılabileceği görüldü. Bu durum da Avrupa’daki derebeyliklerin yıkılmasına zemin hazırladı. Diğer yandan fetihten sonra İtalya’ya giden bazı bilim insanları orada eski Yunan ve Roma eserlerini inceleyerek Rönesans’ın başlamasına katkıda bulundular. İstanbul’un fethi aynı zamanda Orta Çağ’ın sonu, Yeni Çağ’ın başlangıcı oldu.

İstanbul’un fethi, Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşmasında da önemli rol oynadı. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra devletin merkezi buraya taşındı. İstanbul kısa sürede imar edilerek adeta devletin simgesi haline geldi. Osmanlı Devleti İstanbul’a, İslambol ve Dersaadet (saadet kapısı) gibi adlar verdi. Bir süre sonra padişahlarının oturdukları ve devlet içlerini yürüttükleri Topkapı Sarayı inşa edildi. Şehre gelen yollar ve köprüler tamir olundu. Kapalıçarşı’nın çekirdeği olan Büyük Bedesten’in inşasına başlandı. Bunların dışında imarethane, çeşme, han, hamam, cami, medrese gibi tesisler yapıldı. Fatih yaptırdığı caminin etrafında Sahn-ı Seman Medresesi’ni, çocuklar için bir mektep (darü’t-talim) ve bir hastane inşa ettirdi. Padişah ve devlet adamlarının kurduğu vakıflar ile imar edilen şehir, Anadolu’dan gelen Türkmenlerin iskanı ile Türkleştirildi. Yerli Hristiyan halkın İstanbul’da kalması sağlanarak İstanbul, önemli bir dünya şehri haline getirildi.

Soru Cevap

1- Osmanlı Devletinin Kurumsallaşmasına Ne Gibi Katkılar Sağlamıştır?

  • İstanbul’un feth edilmesi ile Orta Çağ kapanmıştır. 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’a giren Osmanlı Devleti devletlikten İmparatorluğa geçiş yapmıştır.
  • Osmanlı İmparatorluğunun başkent olması ile İslam coğrafyasının merkezi durumuna gelmiştir. İslam coğrafyasında bulunan bilim adamları ve alimler İstanbul’a gelmeye başlamışlardır.
  • Osmanlı İmparatorluğu İstanbul Boğazını kontrol etmesi ile ticaret yollarını ele geçirmiştir. Ticaretin merkezi durumuna gelmiştir.
  • İstanbul’un feth ile sadece Müslümanlardan oluşan bir devlet değil  farklı milletlerden oluşan bir yapıya geçmiştir.
  • Kurulmaya başlayan medreseler ve eğitim kurumları ile kurumsallaşmaya başlanmıştır.
  • Bizans İmparatorluğunun sahip olduğu tecrübelerden yararlanarak imparatorluğun yönetimi ve gelişmesine katkı sağlamışlardır.

2- Bizans’ın Yaptığı Savunma Hazırlıkları Nedir? Kısaca

  • Haliç’ten gelebilecek Türk saldırılarına karşı Haliç’in ağzını zincirle kapattı.
  • Surları ve kaleleri tamir ettirdi. Halktan bir kısmını askere aldı.
  • Halkı silahlandırdı.
  • Avrupa devletlerinden yardım istedi.
  • Bizanslıların en önemli silahlarından biri de hem karada hem de suda yanabilen Grejuva ateşiydi.

3- Dünyadaki Türk İmajını Nasıl Etkilemiş Olabilir?

  • Mehmet, Fatih unvanını aldı
  • Anadolu ve Rumeli toprakları arasında bütünlük sağlandı
  • Osmanlı devletinin başkenti İstanbul oldu
  • Osmanlılar İslam dünyasında ki prestijini arttırdı
  • Osmanlı Devleti’nde yükselme dönemi başladı
  • Karadeniz ve Akdeniz arasında ki ticaret yolu ile ipek yolu Türklerin kontrolüne geçti
  • Türklerin Avrupa’da ilerleyişi hızlandı
  • Osmanlı padişahları Ortodoks halkının koruyucusu haline geldiler

4- Hangi Çağın Kapanmasına Neden Olmuştur?

1453 yılında İstanbul fethedilince Orta Çağ kapanmış, Fransız İhtilaline kadar sürecek Yeni Çağ başlamıştır.

5- İstanbul’un Fethi Sırasında Nasıl Bir Strateji İzlenmiştir?

Fatih Sultan Mehmet ilk tahta çıktığı 14 yaşında bile İstanbul’u fethetmeyi aklına koymuştu ki tahta tam anlamıyla ikinci defa oturduktan sonra İstanbul’un fethi için planını uygulamaya koydu. 1452 senesinde ki Karaman seferinden sonra Sultan 2. Mehmet, İstanbul’un fetih hazırlıklarına başlamıştı. Özellikle içeride Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul’un fethini sürekli engellemeye çalışmasına karşın, diğer paşaların da desteği ile ilk başlarda kendi otoritesini sağlamlaştırdı. Çandarlı Halil paşa İstanbul’un fethi ile Haçlı atakları yaşanacağı ve Avrupa ile ilişkilerin bozulacağından kaygı ederek İstanbul’un fethine karşı çıkıyordu. İçeride ona katılan bazı paşalar ve hatta uç beylerinden de bir kesim bulunmaktaydı. Bazı uç beyleri İstanbul’un fethinden sonra Devletin merkezileşeceği ve “gaza” anlayışının değişeceği mevzusunda endişelerini dile getirse de Fatih Sultan Mehmet planında emindi.

İstanbul yani Konstantiniyye surlarla çevrili deniz kenarında bir şehirdi. Kısaca o dönem Bizans’ın elindeki şehirden kasıt bugün bir tek surların içinde bulunan kısımdı. Bırakın Anadolu yakasını, bugünkü Beyoğlu ve Beşiktaş bile o dönem Konstantinopolis’e ait değildi. Şehir deniz kenarında olduğu için ve Bizans’ın çok güvendiği Rum ateşi (Denize döküldüğünde alev alan ve gemileri yakan bir kimyasal) bulunmuş olduğundan dolayı her türlü büyük bir donanma gerekiyordu. Bu sebepten Fatih Sultan Mehmet Han ortalama 400 gemiden oluşan bir donanma hazırlattı.

Trabzon bölgesinde bulunan Pontus Rum Devleti ve Karadeniz kolonileri devamlı Konstantinopolis’e yardım gönderiyordu. Bunu kesmek için Sultan 2. Mehmet o dönem esasen var olan, bugün Beykoz’da ki Anadolu Hisarının tam karşısına Rumeli Hisarını yaptırdı. Rumeli Hisarının yapımı İstanbul’un fetih hazırlıklarının en bilinen ve en önemli vakalarından biridir. Rumeli Hisarının yapımı ile Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethedeceğini açıkça belli etmiştir.

Rumeli hisarının zorlu şartlar altında yapımının tamamlanması ile artık boğazların güvenliği sağlanmış oluyordu. Böylelikle Karadeniz’den gelebilecek olan Venedik, Ceneviz ve Rum yardım gemileri engellenebilecekti.

Doğu Roma İmparatorluğu kendini korumak için kalınca sur duvarlarına güveniyordu ki surlar, daha önceki kuşatmalarda şehri koruyan önemli bir unsur olmuştu. Sultan Mehmet bunu bildiği için ve teknoloji, ilim gibi konularda bilgili ve hevesli olması sebebiyle, o dönem yeni yıldızı parlamaya başlayan topların (Şahi Top) yapım çalışmalarının emrini Saruca Sekban ustanın başında bulunduğu ekibe vermişti. Urban Usta da bu ekibin bir parçasıydı.

6- İstanbul’un Fethi Sırasında Bizans’ın Kullandığı Silah Nedir?

Kızgın kömür, kükürt ve zift karşımından oluşur. Daha sonra reçine, nafta, kireç ve güherçile eklenerek zenginleştirilmiştir. En büyük özelliği su eklendikçe alevlerinin artmasıdır. Bir diğer adı grejuva’ dır

7- Türkiye Ve Dünya Açısından Önemi Nedir?

a – Türk Tarihi Bakımından Önemi

  • İstanbul’un fethi ile Bizans İmparatorluğu Ortadan kalktı.
  • Osmanlı Devleti, Anadolu ve Rumeli’nin ortasında olan İstanbul şehrini başkent yaptı.
  • Osmanlı Devleti 1453’den itibaren İmparatorluk haline geldi.
  • Kalelerin ve surların ne kadar kuvvetli olursa olsun top gülleriyle yıkılabileceği anlaşıldı.
  • Boğazlar sayesinde kara ve deniz ticareti Osmanlı Devletinin eline geçti.

b – Dünya Tarihi Bakımından Önemi

  • İstanbul’un fethinden sonra bazı Bizans bilginleri İtalya’ya giderek eski Yunanca’yı bildikleri için İtalya’da Rönesansın geliş­mesine yardımcı oldu.
  • İstanbul’un fethi ile birçok tarihçi Ortaçağın sonu Yeniçağın başladığını kabul etti.
  • Avrupalılar doğu ile ticaret yapabilmek için yeni ticaret yolları aradı. Bu da Coğrafi Keşifleri başlattı.
  • Türkler kendi seslerini Avrupa’ya ve Dünya devletlerine duyurmuş oldular.
  • İslamiyet geniş alanlara yayıldı.

8- Fetih Sırasında Fatih Sultan Mehmet Kaç Yaşındaydı?

İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildi. Genç sultan şehri aldığında henüz 19 yaşındaydı.

9- Fetih Sırasında Bizans İmparatoru Kimdi?

Fetih esnasında Bizans İmparatorluğu lideri 11.Konstantinos’dur.

10- Kaç Gün Sürdü?

6 Nisan 1453 tarihinde Osmanlı Ordusu tarafından kuşatılan İstanbul, 53 günlük kuşatmanın ardından fethedilmiştir.

İstanbul’un Surları

Topkapı sarayı’nın bulunduğu mevkideki Lygos şehri milâttan evvel IX. yüzyılda tesis edilmiş ve yine milâttan evvel 660 senesinde burayı zabt eden Meğaralı Bizas şehre kendi adını vermiş ve Sarayburnu’ndaki ilk tesis olan Akropl’u ve şehri, sur ile çevirmiştir. Bu ilk sur, Ahırkapı feneri kuzeyinden başlayarak Ayasofya’nın bulunduğu mevkii içeride bıraktıktan sonra Yerebatan sarayının bulunduğu yerden.

Demirkapı’ya ve sonra oradan da Sirkeci limanına (Pros phorion mevkiine) inmekte idi. Ligos şehri yedi burçlu olan bu surun içinde bulunuyordu; sahil de surlarla çevrilmişti.Daha sonra Roma imparatoru Septim Sever (193-211) burasını genişleterek ikinci bir sur yaptırdı; bu sur, Portaperema yani Balıkpazarı’ndan başlayarak Nur-i Osmaniye camii mevkii doğuda kalıp Hamzapaşa mescidi yerinden ve Sokullu Mehmed Paşa camii doğusundan geçerek doğuya dönüp Ayasofya’nın güneyinden geçer ve Bizans surlariyle birleşir.

Bu ikinci surdan birbuçuk asır sonra Büyük Kostantin (306-333) Roma’yı sevmediğinden payitahtını Bizans’a, naklettirmek için faaliyete geçti (8 Kasım 324); ilk Ayasofya’yı ve diğer mâbedleri ve bazı binaları yaptırdı ve devlet merkezi olması sebebiyle şehir surların dışına taşmıştı; bunun için Kostantin kendi ismine mensup surları yaptırdı; bu yeni sur evvelkilere nazaran çok geniş sahayı içine aldı.

Yeni sur Haliç’teki Ayakapısı’ndan başlayarak evvelâ batıya giderek Sultan Selim Sarnıcı’nın (Bonos sarnıcı) kuzeyinden geçerek, sonra güneye doğru dönüp Bayrampaşa deresi, Altımermer, Çukurbostan, Davudpaşa, Hekimoğlu camii’nin yanından geçerek Samatya kapısı yakınından Marmara’ya, iniyordu. Kostantin, evvelce yapılmış olan sahil surlarını da tamir ettirdikten başka bu surları kendi yaptırdığı surlara kadar da uzattı.

http://www.ttk.gov.tr/tarihveegitim/istanbulun-fethi/