Jean Paul Sartre ve Varoluşculuk Felsefesi

Sartre, insan sorumluluğunu ve suçunu Çağımızın Gerçekleri isimli eserinde en başta açıkça dile getirir.

Dostoyevski der ki: “Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.” Bu söz, gün geçtikçe doğruluk kazanıyor. Millet topluluğu insan topluluğuna biraz daha katıldıkça, her insan millet topluluğunda biraz daha kaynaştıkça, her birimiz gittikçe daha geniş ölçüde sorumlu oluyoruz.

Nazi rejimine karşı koymamış olan her Almanı bu rejimden sorumlu saydık. İster bizde, ister başka bir memlekette olsun, ırksal ya da ekonomik bir baskı oldu mu bunu açığa vurmayanların her birini sorumlu tutuyoruz. (Sartre, 1961, s.15)

Bu söylem, başlangıçta vurgu yapılmış olan Jaspers’in suça yönelik görüşleriyle tamamıyla uyuşmaktadır.

İnsanı sorumluluğundan koparamayan bakış, olan bitene karşı sorumluluğun yerine gelmeyişinde, onu yaşanan sorunlara karşı tepkisizliğinde bir suç ortağı olarak görür. ^

Çünkü eylemde bulunan insanın seçimleri gibi sorumlulukları da yalnızca kendini kapsamaz.

Konuşma, bir şeyi adlandırma ve onu açıkça ifade etme, yapılan şeyin aracısız bir şekilde açığa vurulması anlamına gelir. İnsana düşen, sorunu dile getirerek ona dair bir bilinç oluşturmaktır.

Jean Paul Sartre ve Suç Kavramı

“Komşumun davranışına bir ad koyduğum zaman, ne yaptığını bilir artık, üstelik bunu benim bildiğimi de bilir, bu yüzden bana olan davranışı değişir. Başkalarının da bildiğini ya da bilebileceğini bilir ve yaptığı iş özellikten çıkıp, nesnel bir anlam kazanır.” (Sartre, 1961, s.22)

Sartre’a göre, özgürlüğü belirleme ve başkasının özgürlüğünü tanımada herkesin payına düşen görevler vardır. Örneğin yazarı, hiçbir zorbalık gözetmeden, yalnızca özgürlüklerin belirlenmesi ve kısıtlanmaması adına bir dikkat çekişe çağırır.

Bunu yerine getirmeyen yazar da özgürlüğüne engel olunmuş insan üzerinde baskı kuran taraf kadar suçlu konuma düşecektir. Hatta yazarın edebiyat ortamında özgürlüğü belirtme sorumluluğunu, hali hazırda almış olduğunu ve bunu yerine getirmediği takdirde yalnızca suçlu olmakla kalmayıp, yazar olmaktan da çıktığını ifade eder.

Yazarın yalnızca ezilmiş durumda olan insanların kurtulmasını sağlayan bir yönteme dikkat çekebileceğini, başka bir yönlendirme yapamayacağını söyler. Hatta bir yazarın duymaması gereken tek şeyin bu sorumluluktan kaçmak olduğunu belirtir.

“Biz yazarların önlememiz gereken şey, sorumluluğumuzun suçluluğa çevrilmesi ve elli yıl sonra bize şunun söylenmemesidir: Bu adamlar dünyanın en büyük felaketinin geldiğini gördüler ve sustular.” (Sartre, 1961, s.46)

Olanı, bütün çıplaklığı ile dile getirmek, yapılanlara dikkat çekecek bir görev üstlenmek yazarın görevidir. Jaspers gibi Sartre da, yönetimdeki hükümetin yaptığı iyi şeylerden nasıl halk olarak övünülüyorsa, yanlışların da sorumluğunun üstlenilmesinden bahseder.

Yapılan yanlış ile toplum olarak yüzleşilmesini ve hesabının vermesini ifade eder. Kurtuluş isteyen her insan, yapılanlardan sorumludur ve özgürlüğü gasp edilene karşı kendini suçlu hisseder.

Bir işçinin açlığının söz konusu olduğu yerde, o kişiyle beraber aç olan bütün işçilerin açlığı söz konusu edilmelidir. Bu “işçiler açtır” şeklinde, öncelikle dile dökülmelidir, zira bu herkesin sorumluluğundadır.

Sonrasında aç olanın hakları açığa vurulmalı, onların haklarının gözetilmesi için yapılması gerekenler açık açık dile getirilmelidir.

Susmak ya da görmezden gelmek insanın suçudur. Tüm bunlardan sonra Sartre, önce komşunun dilini öğrenmeyi ardından çevreye onun gözünden bakarak ortak bir dilde konuşmayı salık verir.

Birine dair herhangi bir şey isteyen insan, bu durumun sorumluluğunu almış demektir ve buna bağlı bir dil ile önce söylemini, sonra yapılan yanlışı giderebilir.

Aksi takdirde bu isteyişin ya da başkasıyla beraber yaşamanın sorumluluğunu almıyor demektir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir