Jeopolitik Kavramı, Jeopolitik Önem ve Jeopolitik Konum

Jeopolitik, coğrafyadan faydalanarak çeşitli veriler üreten bir bilim dalıdır. Onun için, “coğrafyanın siyasi yorumu” ya da “coğrafyanın siyasete olan etkilerini inceleyen bilim dalı” denilebilir.

Jeopolitik tek başına politika üretmez. Amacı, yüksek siyaset belirleyicilerine veriler sağlamak, bu sayede belirlenen yüksek siyaseti isabetli ve tutarlı kılmaktır.

Nitekim İlhan jeopolitiği: “Bir ulusun, uluslar topluluğunun veya bir bölgenin; kendi coğrafi platformu üzerinde güç değerlendirmesini yapan, etkisi altında kaldığı o günkü dünya güç odaklarını, bölgedeki güçleri inceleyen, değerlendiren, hedefleri ve hedeflere ulaşma şart ve aşamalarını araştıran, belirleyen bir bilimdir” şeklinde tanımlamaktadır.

Ülkelerin gücü ve hâkimiyet alanlarının genişliği ile bu koşulların sağladığı siyasal politikalar üzerindeki araştırma ve düşünceler bazı jeopolitik teorilerin ortaya atılmasına ve zaman içinde gelişmelerine yol açmıştır. Jeopolitik anlayışına farklı dönemlerde; A.T.Mahan, Friedrich Ratzel, Halford J. Mackinder, Rudolf Kjellen, K.E. Haushofer ve N.J. Spykman gibi ünlü bilimciler teorileri ile imzalarını atmışlardır.

Türkiye'nin Jeopolitik Konumu

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu

Jeopolitik bilimi; disiplinler arası bir nitelik arz etmektedir. Tarih, Coğrafya ve Askeri Bilimlerle yakın ilişki içinde olan jeopolitik, en başta uluslararası ilişkiler bilimi ve ülkelerin yüksek siyasetleri için veri özelliği taşımaktadır. Coğrafi muhiti politikada kullanma sanatı olan Jeopolitik hükmetme görüşüdür, hükmetme ve iktidar olma bilimidir. İnsan sosyal zirveye yakınlaştıkça jeopolitiğin anlamını, yararlarını kavramaya çalışır. Jeopolitik, üst düzey siyasetçilerin bilimidir. Dolayısıyla ülke yönetiminde bulunan üst düzey siyasetçi, asker ve bürokratların jeopolitiği bilmeleri ve politikalarını buna göre geliştirmeleri kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Coğrafi konumun politik değeri, tarihte olduğu gibi bugün de uluslararası ilişkilerin belirlenmesinde önemli bir faktör olarak varlığını koruyor. Esasen mekâna dair tüm potansiyelleri kapsayan coğrafi konum, sahip olunan doğal kaynaklar, var olan coğrafi koşullar ve onların sunduğu imkânları içerir.

Tüm bunların politik değeri, ülkelerin politik tercihlerinde önemli bir yer tutar. Nitekim tarih boyunca uluslararası sistemin daima iştah kabartan, adeta sinir uçları merkezi işlevi görüp güç yansıtılan ve egemenlik kurulmak istenen coğrafi odakları olmuştur. Bu ilginin nedeni şüphesiz, coğrafi odakların sahip olduğu önemli yerüstü ve yeraltı kaynaklardır. Bahsi geçen türde kaynaklara sahip olan alanlar, tarihsel süreçte bir gücün mutlak egemenliği veya denetimine girdiklerinde, uluslararası sistemde küresel bir güç hiyerarşisi belirginleşir ve başka güçlerin aynı düzeye erişebilme çabasını tetikler. Tüm bu mekanizmanın en açık yaşanan coğrafi odağı, Orta Doğu ve Türkiye’nin yakın çevresidir (Hacısalihoğlu, 2010).

Ülkelerin coğrafi konumları ile jeopolitik konumları birbirinden çok farklıdır; jeopolitik konum, coğrafi konumu da içerir. Coğrafi konum ülke hudutları değişmediği sürece aynı kalıyor. Jeopolitik konum, iki durumda farklılaşıyor.

Birinci durum: Ülkelerin ekonomik, sosyal, politik, askeri güç ve değerlerinde olan değişiklikler sonucu olan farklılaşma. Örnek olarak II. Dünya Halkı sonundaki Almanya’nın jeopolitik değer, etkinlik ve konumu ile Soğuk Savaştan sonraki (1990 sonu) Almanya’nın jeopolitik değer, etkinlik ve konumu farklıdır. Aynı şekilde Soğuk Savaş dönemi SSCB’nin etkinliği ile sonrasının durumu çok farklıdır.

İkinci durum: Büyük savaşlardan önceki ve sonraki durumlarda hasıl olan farklardır. Almanya örneğini burada da kullanabiliriz: II. Dünya Harbi öncesinde evrensel etkinlikte bir güç odağı olan Almanya, Harpten sonra jeopolitik düzeydeki bütün etkinliğini kaybetmiştir (İlhan,2002;318-322).

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir