Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Konu Anlatımı – Ders Notları

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Konu Anlatımı – Ders Notları

12 Nisan 2019 0 Yazar: Fikir

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Siyasi Olayları

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Siyasi Olayları : Osmanlı Devleti’nde, devletin ve toplumun var olabilmesi adalet kavramıyla eş tutulurdu. Adalete büyük önem veren Osmanlı Devleti bunu gerçekleştirebilmek için ilk dönemlerden itibaren adli sistemini kurdu. 16.yüzyılda hukuk sistemini daha da geliştirdi.

I. Süleyman Kanuni unvanını nasıl aldı? : Osmanlı hukuk sisteminin gelişmesinde hiç şüphesiz Kanuni Sultan Süleyman’ın payı büyüktür. Öyle ki Kanuni, mevcut kanunlara riayet etmiş, adaletten hiç taviz vermemiş, uygulamaya koyduğu kanunlarda hak ve hukuku gözetmiştir. Tüm bunlar kendisine “Kanuni” unvanını kazandırdı. Kanuni’nin hükümdarlığı boyunca başlıca uğraşlarından biri de yetkilerinin bir bölümünü devrettiği kişilerin bu gücü kötüye kullanmalarını önlemek oldu. Osmanlı Devleti’nde kanunların uygulanması ve tebaanın haksızlığa düşmemesi için adaletnameler yayımlattı. Onun kanunları ve adaletli yönetimi sayesinde Osmanlı topraklarına katılan Hristiyan ülke ve şehirlerindeki gündelik hayatta büyük değişiklikler yaşanmadı. Ülke genelinde huzur ve sükunet sağlandı.

ABD Kongre Binasında Kanuni’nin Portresi

“Capitol”, Amerika Birleşik Devletleri’nin Millet Meclisi binasıdır. Binayı yenileştirmek ve düzenlemek amacıyla 1945 yılında teşkil edilen bir heyet, ünlü kanun yapıcıların portrelerini, Temsilciler Meclisi galerisine koymayı kararlaştırmıştı. Karar, ABD Kongresi tarafından onaylandı. Bunun üzerine, Colombia Tarih Derneği, Pennsylvania (Pensilvanya) Üniversitesi ve ABD Temsilciler Meclisi Kütüphanesi uzmanları çalışmaya koyuldu. Uzun araştırmalar neticesinde tarihin büyük kanun yapıcılarından 23’ünün ismini tespit ettiler. Sonra, tanınmış heykeltıraşlara görev verildi. Heykeltıraşlar, 23 ismin kabartma portrelerini mermer plakalar üzerine işlediler. Temsilciler Meclisi galerisindeki portrelerden biri de Kanuni Sultan Süleyman’a aittir.

16.yüzyılda Osmanlı Habsburg Mücadelesi Ve Sonuçları Kanuni Sultan Süleyman Dönemi

Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra yerine, tahtın tek varisi olan I. Süleyman (Kanuni) geçti (1520). Yavuz Dönemi’nde doğuda Safevi tehdidi büyük ölçüde önlenmiş, Memlûklu Devleti’ne son verilmiş ve Osmanlı Devleti Türk İslam dünyasının lideri olmuştu. Kanuni ise Avrupa siyasetinde etkin olmak istiyordu. Bu yüzden bu dönemde ağırlıklı olarak Batı’ya seferler düzenlendi.

16.yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Doğu ve Orta Avrupa’da hakimiyet kurma çalışmalarında en büyük rakibi Avusturya oldu. Bu durum her iki ülke açısından çeşitli siyasi ve ekonomik sonuçlar ortaya koydu. Avusturya Kralı Ferdinand, Roma Germen İmparatoru Şarlken’in aynı zamanda kardeşi idi. Bu durumdan cesaret alarak Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da ilerlemesine karşı çıkıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın padişah olmasından sonra, Osmanlı Devleti’nin batı eksenli fetih politikası ivme kazandı. Kanuni, ilk olarak Orta Avrupa’nın giriş kapısı niteliğinde olan Belgrad’ı 1521 yılında fethederek önemli bir üs merkezi edindi ve Macaristan ile sınır oldu. Bu durum Osmanlı Macar ve dolayısıyla Avusturya ilişkilerinin gergin bir döneme girmesine neden oldu. Çünkü Macaristan Kralı II. Layoş ile Avusturya Kralı Ferdinand’ın akrabalık bağları vardı.

Osmanlı Devleti’nin 1526’da Mohaç Meydan Savaşı’nı kazanması sonucu Macar Kralı II.Layoş öldürüldü ve Macaristan da Osmanlı hakimiyetine girdi. Bu durum aynı zamanda yıllarca sürecek olan Osmanlı Avusturya savaşlarının fitilini de ateşlemiş oldu. Osmanlı Devleti, Macaristan’ı doğrudan Osmanlı topraklarına katmadı. Macar yerli halkından biri olan Jan Zapolya’yı, Macar kralı olarak atadı. Ancak Ferdinand bu duruma karşı çıktığı gibi, yeni Macar Kralını da tahttan indirdi. Bu durum Osmanlı Avusturya savaşlarının başlamasına neden oldu.

Osmanlı Devleti, 1529’da Viyana’yı kuşatsa da bir sonuç elde edemedi. Bu olaydan sonra Ferdinand yeniden Macar topraklarına saldırdı. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, Almanya seferini başlatarak hem Ferdinand’a hem de Şarlken’e iyi bir ders vermek istedi. Ancak Osmanlı Devleti’nin karşısına hiçbir güç çıkmaya cesaret edemedi. Bunun üzerine Avusturya, Osmanlı Devleti’ne barış teklif etmek zorunda kaldı. İki ülke arasında 1533 yılında İstanbul Antlaşması yapıldı.

Antlaşma’ya göre:

  • Avusturya arşidükü, protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk sayılacaktır.
  • Ferdinand, Macaristan üzerinde hak iddia etmeyecek ve elinde bulundurduğu Macar toprakları için Osmanlı Devleti’ne vergi ödeyecektir.

Macar Kralı Yanoş’un ölmesi üzerine Ferdinand, Macar topraklarına bir kez daha saldırdı. Bunun üzerine yeniden sefere çıkan Kanuni, Macaristan’ı doğrudan Osmanlı topraklarına kattı (1541). On iki sancaktan oluşan Budin Beylerbeyliği’ni kurdu. 1551 yılında Avusturya’nın Erdel’in iç işlerine karışması üzerine savaşlar yeniden başladı. Bu savaşlar 1562’de barış sağlanıncaya kadar sürse de daha sonraki dönemlerde artarak devam etti.

16.yüzyıl boyunca devam eden Osmanlı Avusturya savaşları sonucunda, Osmanlı Devleti, Avusturya’ya karşı siyasi üstünlük sağladığı gibi birtakım ekonomik kazanımlar da elde etti. Osmanlı Devleti, hakimiyet alanını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Ancak uzun yıllar süren Osmanlı Avusturya savaşları Osmanlı ordusunu da yıprattı. Aynı zamanda bu seferler yüzünden hazine giderleri de arttı. Yavuz Sultan Selim hükümdarlığında en zengin dönemini yaşayan Osmanlı hazinesi, Kanuni Dönemi’nde uzun süren seferler yüzünden ilk kez açık verdi.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Doğuda Hakimiyet Kurulması

Yavuz Dönemi’nde yapılan Çaldıran Savaşı’ndan bir süre sonra Safevi Hükümdarı Şah İsmail vefat etti. Ancak yerine geçen oğlu Şah Tahmasb da Osmanlı Devleti’ne yönelik aynı siyaseti devam ettirdi. Şii propagandaları yaparak Anadolu’da karışıklık çıkarmaya çalıştı. Osmanlı Devleti aleyhine Venedik ve Avusturya ile anlaşma yaptı. Bu gelişmeler üzerine Kanuni 1534, 1548 ve 1553’te İran üzerine üç sefer düzenledi. Osmanlı Devleti’ne karşı koyamayan İran barış istedi. 1555’te iki ülke arasında “Amasya Antlaşması” yapıldı.

Antlaşmaya göre Tebriz, Erivan, Bağdat, Irak ve Doğu Anadolu Osmanlı Devleti’ne bırakıldı. Osmanlı Devleti ile Iran arasındaki ilk resmi antlaşma ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin güvenliği sağlandı.

15 ve 16.yüzyıllarda Osmanlı Ekonomik Politikaları – Kanuni Sultan Süleyman Dönemi

Osmanlı ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayalı idi. Ancak zamanla sınırlarının genişlemesi, denizlerde hakimiyet kurulması ve birçok ülke ile sınır komşusu olunmasına bağlı olarak Osmanlı Devleti’nde ticari faaliyetler de gelişti. Özellikle Akdeniz ve Karadeniz arasında bağlantının kurulması, İpek ve Baharat Yolları’nın büyük ölçüde denetim altına alınması, Osmanlı ticari faaliyetlerine ivme kazandırdı. Ayrıca ticaretin gelişmesi için önemli tedbirler de alındı. Örneğin Fatih Sultan Mehmet, Venediklilerle uzun vadeli ticaret yapmak amacıyla kendilerine, İstanbul’da balyos (elçi) bulundurma hakkı verdi ve birtakım gümrük kolaylıkları sağladı.

Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu bölgeler İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerindeydi. Bu yollar üzerinde yapılan ticaret ve elde edilen gümrük gelirleri devletin önemli ekonomik kaynaklarıydı. Bu yüzden Osmanlı padişah ve idarecileri ticareti geliştirmeye yönelik birtakım tedbirler aldılar. Osmanlı ülkesiyle ticaret yapan ülke tüccarlarına gümrük kolaylığı sağladılar. Müslüman ve gayrimüslim tüccarların güvenliğini ve rahatını sağlamaya yönelik mekanlar inşa ettiler.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Konu Anlatımı - Ders Notları
Osmanlı Ticaret Yolları Haritası

İstanbul, doğu ve batı tüccarlarının bir araya geldiği uluslararası bir pazar niteliğindeydi. İç hanları, depolar ve limanlar, dünyanın her tarafından gelen tüccarlar için gerekli bütün hizmetleri veriyordu. Bunun yanı sıra Bursa, Kahire, Edirne ve Selanik önemli ticaret merkezleriydi. Bursa’dan doğunun baharat ve kahvesi karşılığında ipek, deri ve kereste ihraç edilirdi. Edirne’nin kumaş tüccarları Avrupa ile ticaret yaparlardı. İstanbul halkının et, tahıl, pirinç ve yağ ihtiyacını karşılamak için Balkanlardan ve doğu ülkelerinden ithalat yapılırdı.

Osmanlı Devleti 15. yüzyıldan itibaren denizlere egemen olunca deniz taşımacılığı ve ticareti de gelişti. Doğu ülkelerinden Avrupa’ya giden malların bir kısmı İskenderun ve Suriye limanlarından sevk edilmeye başlandı. Bu nedenle Akdeniz’deki gemi ticareti oldukça önem kazandı.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Osmanlı Fransız İlişkileri ve Kapitülasyonlar

Osmanlı ticaret hayatında 16.yüzyıla kadar büyük ölçüde Cenevizli ve Venedikli tüccarlar etkindi. Kanuni Sultan Süleyman Avrupa’da oluşan ittifakları parçalamak ve Şarlken’e karşı bir denge unsuru oluşturmak amacıyla Fransa’ya destek verdi. Öte yandan Hint deniz ticaret yolunun bulunmasıyla canlılığını kaybeden Akdeniz ticaretini yeniden canlandırmak isteyen Kanuni, Fransa’ya bazı ticari ve hukuki ayrıcalıklar vererek onlarla uzun vadeli stratejik ortaklık kurmayı planladı (1535). Türk tüccarlarını da aynı haklardan yararlandırdı.

Osmanlı Devleti’nin “İmtiyaz-ı Mahsusa”, Fransızların “kapitülasyon” dedikleri ayrıcalıklara göre;

  • Fransa, Akdeniz’de düşük gümrük vergisi ödeyerek serbestçe ticaret yapabilecektir.
  • Fransızlara ait ticari ve hukuki davalara İstanbul’a gönderilen bir yargıç bakacaktır.
  • Antlaşma her iki hükümdarın hayatta kaldığı sürece geçerli olacaktır.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Dünya Gücü Osmanlı

Osmanlı Devleti, 15 ve 16.yüzyıllarda stratejik rakiplerine uyguladığı uzun vadeli siyasi politikalar sayesinde dünya gücü haline geldi.

Osmanlı Habsburg İmparatorluğu İlişkileri

Avrupa’da akrabalık ilişkileri sonucu kurulan Habsburg İmparatorluğu (Macar, Avusturya ve Alman krallığı) 16.yüzyılda Osmanlı Devleti’nin en büyük rakibi oldu. Osmanlı Devleti bu imparatorluk ile mücadele edebilmek amacıyla uzun vadeli stratejiler geliştirmek zorunda kaldı.

Kanuni Sultan Süleyman hem Avrupa’da Türk ilerleyişinin sağlanabilmesi hem de Habsburg İmparatorluğu’na karşı üstünlük sağlayabilmek amacıyla ilk olarak Belgrad’ı ele geçirdi. Böylece Orta Avrupa’nın giriş kapısı niteliğinde olan önemli bir üs bölgesi Osmanlı denetimine girmiş oldu.

Kanuni daha sonra Habsburg İmparatorluğu ile mücadele halinde olan Fransa’ya destek verdi. Böylece Fransa’yı yanına çekerek Avrupa Hristiyan birliğini zayıflatmak istediği gibi Habsburg İmparatorluğu’na karşı önemli bir gücü de yanına çekmeyi planladı. Nitekim bu dönemde Fransa ile Habsburg İmparatorluğu arasında yapılan savaşta, Fransa Kralı I. Fransuva,

Alman İmparatoru Şarlken’e esir düştü. I. Fransuva’nın annesi Kanuni’den yardım istedi. Kanuni gerek Fransa kralını esaretten kurtarmak, gerekse Almanya’nın en büyük müttefiki ve akrabası konumunda olan Macarları saf dışı bırakmak amacıyla Macaristan üzerine yürüdü. 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Savaşı sonrasında Macar Kralı öldürüldü. Macaristan, Osmanlı Devleti denetimine girdiği gibi, Almanya da I. Fransuva’yı serbest bırakmak zorunda kaldı. Macaristan’ın Osmanlı Devleti denetimine girmesi Habsburg İmparatorluğu’nun diğer bir üyesi olan Avusturya ile uzun yıllar sürecek olan savaşlara neden oldu.

Osmanlı Devleti, Habsburg İmparatorluğu’na karşı Fransa’yı yanına çekmek dışında, Almanya’da patlak veren mezhep savaşlarında Protestanlara da destek vererek Avrupa’daki mezhep savaşlarını körükledi. Böylece Habsburg İmparatorluğu’nu siyasi ve askeri yönler dışında dini yönden de zayıflatmak istedi.

Osmanlı İspanya İlişkileri

16.yüzyılın başlarında İspanya Krallığı, gerek Katolikliğin savunucusu olarak gerekse dünya imparatorluğu kurma arzusuyla Akdeniz’de faaliyetlere başladı. Böylece Akdeniz’de egemenlik kurarak Doğu ve Batı arasındaki ticari trafiği kontrol ederek Akdeniz ve Afrika’nın kuzeyine hakim olmak istiyordu. Ancak Osmanlı Devleti’nin hem karada hem de denizde batıya doğru ilerleyişi, kısa sürede iki devleti karşı karşıya getirdi. Akdeniz’de birbirlerine rakip olarak ortaya çıkan bu iki devlet, yoğunluğu değişmekle birlikte üç yüz yıl sürecek bir rekabet ve mücadelenin içerisine girdi.

Osmanlı Devleti, bu mücadelede İspanya’yı yalnız bırakmak amacıyla Fransa, Venedik ve Cenevizlere birtakım ticari ayrıcalıklar verdi. Özellikle Fransa’ya büyük siyasi destek sağladı. Neticede 16.yüzyılda genelde Akdeniz’de gerçekleşen rekabet Osmanlı Devleti lehine sonuçlandı.

Osmanlı Portekiz İlişkileri

15 ve 16.yüzyılda Osmanlı Devleti, Portekizlilerle hem Akdeniz’de hem de Atlas ve Hint okyanuslarında büyük bir rekabete girişti. Osmanlı Devleti, Akdeniz’de güçlü bir donanma kurarak Portekizlilerle kıyasıya bir mücadeleye başladı. diğer yandan Hint ve Atlas okyanuslarında Portekiz hakimiyetini kırmak için Hint Deniz Seferlerini başlattı. Osmanlı Devleti her ne kadar okyanuslarda Portekiz hakimiyetini kıramadıysa da 16.yüzyıl sonunda Portekizlilerin Akdeniz’deki varlığına son vermeyi başardı.

Osmanlı Venedik İlişkileri

Kuruluş Dönemi’nde başlayan Osmanlı Venedik münasebetleri, Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki fetihleri sonucu, iki ülkeyi komşu haline getirdi. Fatih Dönemi’nde ise Osmanlıların Ege Adalarını ele geçirmeleri, bölgede çıkarları zedelenen Venediklilerin Osmanlı Devleti’ne savaş açmalarına neden oldu. Bu savaşlar 16 yıl sürdü (1463-1479). Bu savaşlar boyunca Osmanlılar Eğriboz başta olmak üzere birçok adayı ele geçirdiler. Savaşın sonunda Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı.

Antlaşma ile Venediklilere birtakım ticari ayrıcalıklar verildi. Fatih, bunu yaparak hem bölge ticaretini canlı tutmayı hem de Batı’nın en güçlü denizci tüccar devletinin gücünü yanına çekip onu, Avrupa Hristiyan birliğinden ayırmayı amaçladı.

Fatih Dönemi’nden sonra, Osmanlıların Akdeniz’de her geçen gün hakimiyet alanlarını genişletmeleri Venediklileri rahatsız etti. Bundan sonra Venedikliler Osmanlılara karşı oluşturulan Haçlı ittifaklarında yer aldılar.

Osmanlı Ceneviz İlişkileri

Cenevizler, 11. yüzyıldan 12. yüzyıl sonlarına kadar İtalya Yarımadası’nın kuzey batısında, bugünkü Cenova civarında hüküm sürmüş bir şehir devleti idi. İlk olarak Orhan Bey Dönemi’nde, Osmanlılar ile Cenevizliler arasında yoğun bir ticari ilişki başladı; daha sonra iki devlet arasında birçok alanda iç birliği ve ortak çalışma gerçekleşti. Osmanlı Devleti, Cenevizlere verdiği ayrıcalıklarla boğazlar çevresinde Osmanlı Devleti aleyhine oluşturulan Bizans Venedik ittifakını bozmak istedi. Bu ticari ilişkiler sayesinde iki ülke zaman zaman askeri konularda da birbirlerine yardımcı oldular.

İstanbul’un Fethi ve sonrasında Cenevizliler, Osmanlı Devleti’ne karşı olumsuz tavır takınmaya başladılar. Bunda Osmanlıların her geçen gün Akdeniz ve Karadeniz’deki hakimiyet alanlarını genişletmeleri ve Ceneviz kolonilerini tehdit etmeleri etkili oldu. Nitekim Fatih Dönemi’nde, Karadeniz’de Cenevizlerin en büyük kolonilerinden biri olan Kırım ve Kefe’nin ele geçirilmesi sonucu Osmanlı Devleti; Karadeniz’de üstünlüğü ele geçirdi. Bu durum iki ülke arasındaki gerginliği daha da arttırdı. Cenevizler, Osmanlılara karşı düzenlenen Haçlı ittifaklarında yer almışlarsa da, Osmanlılarla ticari ilişkilerini koparmamaya gayret göstermişlerdir.

Osmanlı Safevi İlişkileri

Fatih’in 1473’te Akkoyunlu Devleti ile yaptığı Otlukbeli Savaşı sonrasında Akkoyunlu Devleti dağılma sürecine girdi. 1502 tarihinde Akkoyunlu Devleti’ne son veren Safeviler bölgede büyük bir güç haline geldi. Osmanlı Safevi ilişkileri ilk olarak, II. Bayezid Döneminde başladı. Safeviler, kendilerine rakip olarak gördükleri Osmanlıları ortadan kaldırmak istedi. Bu amaçla Anadolu’da Şah Kulu İsyanı’nı çıkarttılar.

İlginizi Çekebilir : Osmanlı Safevi İlişkileri Detaylı Bilgi

Yavuz Sultan Selim, hükümdar olduktan sonra ilk iç olarak Safevi, dolayısıyla Anadolu’ya yönelik Şii tehdidini ortadan kaldırmayı hedefledi. Bu yüzden batıya sefer düzenleme içini sonraya bıraktı. Çünkü doğunun güvenliğini sağlamadan Batı’ya yapacağı seferlerden bir sonuç elde edemeyeceğini düşünüyordu. Ayrıca Anadolu’ya yönelik Şii tehdidini önleyerek, İslam dünyasına yönelik fitne ve fesatın önüne geçmek istiyordu. Bu sebeplerle yapılan Çaldıran Savaşı’nı Osmanlı Devleti kazandı (1514). Çaldıran Savaşı sonucunda Anadolu’ya yönelik Safevi ve Şii tehdidinin büyük ölçüde önüne geçilmiş oldu.

Kanuni Dönemi’nde yeniden başlayan Safevi tehdidi karşısında ise Osmanlı Devleti, batıdaki güvenliği sağladıktan sonra Safeviler üzerine yürüdü. Bu dönemde Iran üzerine yapılan üç sefer sonrasında, Safeviler barış istemek zorunda kaldı. Böylece 16.yüzyılda Doğu Anadolu Bölgesi’nin güvenliği sağlanarak batıya yapılacak seferler için uygun bir ortam hazırlandı.

Osmanlı Memlûklu İlişkileri

15 ve 16.yüzyılda Osmanlılar ve Memlûklular iki güçlü Türk İslam Devleti idi. İki ülke arasında Türk ve İslam dünyasının liderliği konusunda kıyasıya bir mücadele vardı. Ancak Abbasi halifesinin Memlûkların koruyuculuğunda olması, onlara İslam dünyasında ayrı bir itibar sağlıyordu.

İlginizi Çekebilir : Osmanlı Memlüklü İlişkileri Detaylı

Osmanlı Memlûklu rekabeti, II. Bayezid Dönemi’nde savaşa dönüştü. Savaş sonunda Memlûklular hakimiyet alanlarını Anadolu’nun güneyine kadar genişlettiler. Fatih Dönemi’nde de bu ilişkiler gergin bir şekilde devam etmişti. Türk İslam dünyasının liderliğini ele geçirmek isteyen Yavuz Sultan Selim padişah olduktan sonra hem Memlûklu Devleti’nin siyasi varlığına son vermeyi hem de halifeliği ele geçirmeyi amaçladı. Ancak doğrudan Memlûklulara tavır takınmadı. Hatta Memlûklularla çekli bir ittifak yaparak bütün gücünü Safevilere yöneltti. Çaldıran Savaşı sonrasında Safevileri bertaraf eden Yavuz, daha sonra Memlûkluların desteklediği Dulkadiroğullarına da son vererek Memlûklarla sınır oldu. Bu durum sonucunda iki ülke arasında önce Mercidabık, daha sonra Ridaniye savaşları yaşandı. Bu iki savaş sonrasında Memlûkluların siyasi varlığına son veren Osmanlılar hem Türk İslam dünyasının tek lideri oldu hem de halifeliği ele geçirdi.

Osmanlı Devleti’nin 15 Ve 16.yüzyıllarda İzlediği Siyaset Ve Etkileri

Osmanlı Devleti, 15 ve 16.yüzyıllarda Avrupa’daki stratejik rakipleri dışında merkezi Vatikan’da olan Roma Katolik Kilisesine karşı da uzun vadeli politikalar izledi. Çünkü Roma Katolik Kilisesi, İslam dünyasının lideri olan Osmanlı Devleti’ni büyük bir tehdit olarak gördü ve onu ortadan kaldırmak için çeşitli ittifaklar kurdu. Buna karşılık Osmanlı Devleti de Roma Katolik Kilisesini Hristiyan dünyasında yalnız bırakmak ve Avrupa Hristiyan birliğini parçalamak amacıyla çeşitli tedbirler alıyordu.

Osmanlı Devleti daha Kuruluş Dönemi’nden itibaren Balkanlarda yapmış olduğu fetihler sonucu ele geçirdiği bölgelerde çeşitli din ve mezheplere mensup yerli halka son derece iyi davrandı, kimsenin dinine, canına ve malına dokunmadı. İzlemiş olduğu adaletli ve hoşgörülü politika sayesinde bölge halkının güvenini kazandı. Bu durum Balkanlarda yaklaşık üç yüz yıl sürecek Osmanlı hakimiyetine ortam hazırladı. Hatta başta Bosna ve Hersekliler olmak üzere birçok Balkan halkı gönüllü olarak Müslümanlığı tercih etti. Balkanlara sahip olmak isteyen Habsburg İmparatorluğu ve Roma Katolik Kilisesi bu durumdan oldukça rahatsızdı. Bu yüzden Osmanlı Devleti’ne karşı yıllarca sürecek Haçlı savaşlarına ön ayak olmuşlardı.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra gerek İslamiyet’teki adalet ve gönül alma anlayışını göstermek gerekse Avrupa Hristiyan birliğini bozmak için birtakım tedbirler aldı. İlk olarak İstanbul’un fethi sonrası şehirdeki tüm gayrimüslimlere inanç ve ibadet özgürlüğü tanıdı. Daha sonra yayınladığı bir fermanla Ortodoks Kilisesinin varlığını devam ettirdi. Böylece Katolik Roma Kilisesine karşı, Ortodoksları himaye edecek Hristiyan birliğini bozmayı amaçladı.

16.yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’da Katolik Kilisesinin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşması, siyasetle ve dünyevi etkinliklerle daha fazla ilgilenmeye başlaması birçok din adamı ve halkın tepkisine yol açtı. Bu durum başta Almanya olmak üzere Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerine yayılan Reform hareketlerine neden oldu.

Almanya’da Reform hareketlerinin öncüsü, ilahiyatçı Martin Luther (Martin Luter) oldu. Luther 1517’de yayımladığı bildiride kilisenin yaptığı yanlışlara vurgu yaptı. Özellikle “Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini, öbür dünyada esenliğe kavuşmak için imanın yeteceğini, endüljans alarak kimsenin günahlardan kurtulamayacağını” bildirirdi.

Luther’in düşüncelerinden etkilenen fakir Alman köylüleri ve şövalyeler ayaklanma başlatarak kilise topraklarına ve mallarına saldırdılar. Bu ayaklanmalarından endişelenen Alman İmparatoru Şarlken, Reform Hareketlerinin yayıldığı yerlerde kalmasına dair bir karar çıkarttı (1529). Şarlken’in bu kararını beş Alman prensi ve on dört şehir protesto etti. Bu yüzden Luther taraftarlarına “Protestan” adı verildi. Şarlken ve Luther taraftarları arasında yirmi beş yıl süren savaşlar oldu. Bu savaşlar sonunda “Augsburg Antlaşması” ile Protestanlara inanç serbestliği tanındı (1555).

Bu gelişmelerin yanında Reform Hareketleri sonucunda Avrupa’da mezhep birliğinin bozulması, Otuz Yıl Savaşlarının başlamasına neden oldu (1618-1648). Savaş sonrasında Almanya zayıfladı, Fransa güçlendi. Fransa kralları merkezi yapılarını güçlendirdi. Otuz Yıl Savaşlarına katılmayan İngiltere’de ise I.Elizabeth (Elizabet) mutlak monarşi anlayışını ülkesinde daha da güçlendirmeye çalıştı.

Avrupa’da egemen olduğu topraklarda çok sayıda Hristiyan olmasına rağmen Reform hareketleri Osmanlı Devleti’nde etkili olamadı. Çünkü Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyanlar, din ve vicdan özgürlüğüne sahiplerdi. Avrupa’nın Reform’la ulaşmak istediği seviye Osmanlı Devleti’nde zaten yaşanıyordu. Hatta Reform’un öncüsü Luther, Osmanlı Devleti’nin farklı din ve mezheplere olan adaletli yaklaşımından ve tüm toplumlara sağladığı inanç özgürlüğünden etkilenmişti.

Osmanlı Devleti, Avrupa’daki Reform hareketleriyle siyasi açıdan ilgilendi. Dönemin hükümdarı Kanuni, Reform hareketlerinin Osmanlı Devleti’nin yararına olduğunu düşündü. Luther’e ve Protestanlara destek verdi. Avrupa’daki karışıklıklardan faydalanarak Viyana önlerine kadar ilerledi.

Osmanlı Devleti Ortodoks ve Protestan Hristiyanların dışında, Kuzey Afrika’daki Müslümanların da uzun yıllar koruyuculuğunu üstlendi. Bölge halkını başta İspanya ve Portekiz olmak üzere, sonraki dönemlerde İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin baskılarından korudu.

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki Müslümanlara yönelik himaye politikaları özetle şunlardı:

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki hakimiyeti 1517’de Mısır’ın fethiyle başladı. Bu dönemde İspanyolların Cezayir civarında birtakım yerleri ele geçirmesi, Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki çıkarlarının zedelenmesine neden oldu. İspanyolların Kuzey Afrika’yı ele geçirme ihtimalleri karşısında ünlü Türk denizcileri Oruç Reis ile Hızır Reis, bu bölgelerde Türk hakimiyetini tesis etme hedefine yöneldiler. İlk olarak Cezayir’i denetimleri altına aldılar. Böylece

Türklerin bölgeye gelişinden sonra İspanyolların bölgede ilerlemesi durdu. Dolayısıyla Kuzey Afrika’daki Müslümanlar kendilerine yeni bir koruyucu buldular. Oruç Reis’in ölümünden sonra Kanuni Dönemi’nde Osmanlıların hizmetine giren Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paça), Cezayir’i Osmanlı topraklarına kattı (1529) ve sağladığı maddi ve manevi destekle Avrupa’dan gelen Haçlı akınlarını başarıyla püskürttü. Kuzey Afrika’da uzun yıllar sürecek Osmanlı hakimiyetin tesisine ön ayak oldu. Barbaros’un ölümünden sonra yerine Turgut Reis geçti. Turgut Reis, Saint Jean (Sen Jan) şövalyelerinin denetiminde olan Trablusgarp’ı (1551), bir süre sonra da Tunus’u alarak Osmanlı topraklarına kattı.

Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’da, Doğu ve Batı Akdeniz’de Hristiyan devletlere karşı İslam dünyasının koruyuculuğunu üstlendi. Kuzey Afrika Müslümanları, Türkler sayesinde İspanya ve Portekiz’den kaynaklanan büyük bir felaketten kurtuldu. Çünkü aynı dönemde İspanya, Coğrafi Keşifler sonucu Güney Amerika’yı işgal etmiş ve bölge halkına karşı soykırım uygulamıştı. Eğer İspanya, Cezayir’den başlayarak Kuzey Afrika’yı işgal etmiş olsaydı, Endülüs’teki Müslümanlar ve Yahudiler ile Güney Amerika’daki halka yaptıklarını orada da yapması kuvvetli bir olasılıktı. diğer yandan Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’nın değişik bölgelerinde inşa ettirdiği han, hamam, cami, kervansaraylarla bölgeyi mamur hale getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Kronolojisi

  • 1520 – I. Selim’in vefatı, Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçişi
  • 1521 – Belgrad’ın fethi
  • 1521 – Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
  • 1522 – Kanuni Sultan Süleyman’ın validesi, Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa’da bimaristan inşa edilmesi
  • 1522 – Rodos’un fethi
  • 1524 – Mısır’da Hain Ahmed Paşa isyanı, Kazan Hanlığı’nın Osmanlı’ya tabiiyeti
  • 1525 – İlk Fransız elçisi İstanbul’da
  • 1526 – Mohaç Muharebesi
  • 1527 – Bosna’nın fethi’nin tamamlanması
  • 1528 – Pîrî Reis’in I. Süleyman’a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
  • 1529 – Viyana kuşatması, Budin’in geri alınışı, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Marsilya’ya çıkması
  • 1532 – Alman Seferi, Kanuni’nin Graz’ı fethi
  • 1533 – Osmanlı Almanya arasında İstanbul Antlaşması
  • 1533-1534 – Barbaros’un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir Beylerbeyliği’ne tayini
  • 1534 – Osmanlı-İran Savaşı’nin açılışı, Tebriz’e ikinci defa giriş ve Bağdat’ın alınışı
  • 1534 – Şeyhülislam İbn-i Kemal’in ölümü
  • 1535 – Tunus’un kaybedilişi
  • 1536 – Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi Barbaros Hayreddin Paşa
  • 1536 – Veziriazam İbrahim Paşa’nın idamı
  • 1537 – Körsof-Avlonya seferi
  • 1537 – Avusturyalılara ve Macarlara karşı Vertizo Zaferi
  • 1538 – Preveze Zaferi
  • 1538 – Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi, Aden ve Hadramut’un alınışı
  • 1540 – Venedik ahidnamesindeki Karadeniz’de ticaret imtiyazının kaldırılması
  • 1541 – Budin’in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
  • 1543 – Estergon ve Szekesfehervar’ın fethi
  • 1547 – İstanbul Antlaşması
  • 1547 – Avusturyalılar’a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
  • 1548 – 1534-1555 Osmanlı-İran Savaşı
  • 1550 – Süleymaniye Külliyesi’nin inşası
  • 1551 – Trablus Kuşatması
  • 1554 – Piri Reis’in ölümü
  • 1553 – Fransa ile İstanbul Antlaşması ve Fransa’nın Alman tehdidine karşı himaye altına alınması
  • 1553 – 1554 – Turgut Reis’in Akdeniz seferi, Korsika’yı fethi
  • 1553 – 1554 – Nahcıvan Seferi
  • 1555 – İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Antlaşması
  • 1555 – Kanem-Bornu devletiyle ticaret antlaşması
  • 1557 – Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas’ın fethi
  • 1559 – Konya Savaşı ve Şehzade Bayezid’in yenilerek İran’a sığınması
  • 1560 – Cerbe Savaşı’nda Osmanlı Donanmasının İspanyollara karşı zafer kazanması
  • 1562 – Osmanlı Almanya arasında 1547 antlaşmasının yenilenmesi
  • 1565 – Başarısız Malta kuşatması
  • 1565 – 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi
  • 1566 – Kanuni Sultan Süleyman’ın son seferi: Zigetvar Savaşı ve Sultanın vefatı, II. Selim’in tahta geçişi


Kanuni Sultan Süleyman Dönemi İle İlgili Sorular Ve Cevapları

1- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Antlaşmaları Nelerdir?

  • 1533 – Osmanlı Almanya arasında İstanbul Antlaşması
  • 1547 – İstanbul Antlaşması
  • 1553 – Fransa ile İstanbul Antlaşması ve Fransa’nın Alman tehdidine karşı himaye altına alınması
  • 1555 – İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Antlaşması
  • 1555 – Kanem-Bornu devletiyle ticaret antlaşması
  • 1562 – Osmanlı Almanya arasında 1547 antlaşmasının yenilenmesi

2- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi İsyanları Nelerdir?

  • Canberdi Gazali İsyanı.
  • Şahsuvaroğlu Ali Bey’in idamı.
  • Ahmet Paşa İsyanı.
  • Baba Zünnun İsyanı.
  • Domuzoğlu,Yekçe Bey ve Veli Halife İsyanları.
  • Kalender Çelebi İsyanı.
  • Üzeyr’li seyid İsyanı.
  • Molla Kabiz Olayı

3- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Batı Seferleri Hangileridir?

  • Ekim 1521’de Belgrad Seferi
  • Ocak 1523’de Rodos Seferi
  • Kasım 1526’da Mohaç Seferi
  • Aralık 1529’da Viyana Seferi
  • Kasım 1532’de Alman Seferi
  • Kasım 1537’de Korfu Seferi
  • Kasım 1541’de Budin Seferi
  • Kasım 1543’de Estergon Seferi
  • Eylül 1566’da Zigetvar Seferi

4- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Deniz Savaşları Hangileridir?

  • 1522: Rodos’un fethi
  • 1537: Korfu adasının kuşatılması. Venedik kıyılarının vurulması. Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan adaların ele geçirilmesi
  • 1538: Preveze Deniz zaferi, birinci hint seferinde Mısır valisi Hadım Süleyman Paşa’nın Aden’i ele geçirmesi
  • 1541: Cezayir’de Şarlken’in yenilgiye uğratılması
  • 1543: Barbaros’un Fransız donanmasıyla Nice’i kuşatması
  • 1551: Sinan Paşa ve Turgut Reis’in Trablusgarp’ı ele geçirmesi, Piri Reis’in Hürmüz kalesini kuşatması (ikinci hint seferi)
  • 1552: Murat Reis’in Hürmüz boğazında Portekiz donanmasıyla savaşması (üçüncü hint seferi)
  • 1553: Potekiz donanmasının iki kez yenilgiye uğratılması (dördüncü hint seferi)
  • 1565: Malta kuşatması

5- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Neden En Parlak Dönemdir?

  • Zengin bir hazine
  • Çağının en güçlü ve disiplinli ordusu
  • İyi yetişmiş devlet adamları ve usta komutanlar
  • Anadolu siyasi birliğinin sağlanmış olması

6- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Savaşları Hangileridir?

  • Belgrad’ın Fethi 18 Mayıs 1521 – 19 Ekim 1521
  • Rodos’un Fethi 16 1522 – 30 January 1523
  • Mohaç Muharebesi 23 Nisan 1526 – 13 Kasım 1526
  • I. Viyana Kuşatması 10 Mayıs 1529 – 16 Aralık 1529
  • Alman Seferi 25 Nisan 1532 – 21 Kasım 1532
  • Irakeyn Seferi 11 Haziran 1534 – 8 Ocak 1536
  • Korfu Seferi 17 Mayıs 1537 – 22 Kasım 1537
  • Boğdan Seferi 9 Temmuz 1538 – 27 Kasım 1538
  • Budin Kuşatması 20 Haziran 1541 – 27 Kasım 1541
  • Estergon Kuşatması 23 Nisan 1543 – 16 Kasım 1543
  • Osmanlı-Safevî Savaşı 29 Mart 1548 – 21 Aralık 1549
  • Nahcivan Seferi 28 Ağustos 1553 – 31 Temmuz 1555
  • Zigetvar Kuşatması 1 Mayıs 1566 – 6 Eylül 1566

7- Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Kaç Yıl Sürdü?

  • 46 yıl hükümdarlık yapmıştır.

Dış Link : Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Kronolojisi