Karahanlı, Gazneli Ve Selçuklularda Müzik Kültürü

Karahanlı, Gazneli Ve Selçuklularda Müzik Kültürü

12 Ocak 2019 0 Yazar: Fikir

Karahanlı, Gazneli Ve Selçuklularda Müzik Kültürü : İslam kültürü, Karahanlıların İslamiyet’i kabul etmesiyle Türk müzik kültürünün içine girmeye başlamıştır. İslam kültürünün etkileri Gazneliler ve Selçuklular Döneminde de sürmüştür.


A. Karahanlılarda Müzik Kültürü

İslam kültürü, Karahanlıların İslamiyet’i kabul etmesiyle Türk müzik kültürünün içine girmeye başlamıştır. İslam kültürünün etkileri Gazneliler ve Selçuklular Döneminde de sürmüştür. Karahanlı Devleti’nin (740 – 1212) kurulduğu ilk yıllarda müzik kültürü, Göktürk ve Uygur müziklerinin izlerini taşımıştır. MS 920 yılında Karahanlıların İslamiyet’i resmî din olarak kabul etmeleri ile müzikleri yeniden yapılanmış, dinî müzik türü oluşmaya başlamıştır. Türkistan’da İbni Sina (980 – 1037) Kitabu’ş- Şifâ (Şifa Kitabı) adlı eserinde çalgıların özellikleriyle birlikte müzik, nota, aralıklar, beste yapma ve ritim hakkındaki görüşlerini açıklamıştır.


Karahanlılar Döneminde Türk Müziğinin Özellikleri:

• Halk kesiminde kopuz eşliğinde şarkı söyleme geleneği sürerken aydın kesimde şarkılar, tambur eşliğinde söylenmeye başlamıştır.
• Türk sanat müziğinde perde sayısı artmış, müzikler makamsallaşmaya başlamıştır.
• Tambur, Karahanlılar Döneminden itibaren geleneksel Türk sanat müziğinde besteleme ve seslendirmede temel çalgı olmuştur.
• Tuğ müziği (Türk askerî müziği), tabıl müziğine ve tuğ takımı da tabılhaneye (devletin askerî müzik topluluğu) dönüşmeye başlamıştır.
• Günümüzde de kullanılan Geleneksel Türk sanat müziği ses sistemi, ilk defa Balasagun Türklerinden Mehmet Farabi (870 – 950) tarafından tambur üzerinde bu dönemde gösterilmiştir.
• Karahanlılar Döneminde Farabi, ilk Türk müzik kuramı kitabı olan İhsa elUlum Musiki el- Kebir (Büyük Müzik Bilimlerin Sayımı Kitabı)’i yazmıştır. Farabi, bu eserinde müziğin bilim ve sanat dalı olduğuna değinmiş, müziğin fizikle olan ilişkisini açıklamıştır.


Farabi (Ebu Nasr Muhammed El Farab MS 870 – 950)

Farabi (Ebu Nasr Muhammed El Farab MS 870 - 950)

Farabi (Ebu Nasr Muhammed El Farab MS 870 – 950)

Farabi, Türkistan’da eski bir yerleşim merkezi olan Otrar’da doğmuştur. Batı kaynaklarında Farabi’nin adı, Alpharbius veya Alpharabi olarak geçmektedir. İlköğrenimini Farab ve Buhara’da tamamlayan Farabi, buradan Bağdat’a gitmiştir. Bağdat’ta bulunduğu sürede ilim ve teknolojinin yanında farklı diller üzerinde de ustalık kazanmıştır. Farabi’ye felsefe ve çeşitli bilimlerdeki bilgisinin ve görüşlerinin derinliği nedeni ile Aristo’dan sonraki muallim- i sâni (ikinci öğretmen) denmiştir. Bir filozof ve bilim insanı olarak çeşitli bilim dallarında büyük ustalık kazanan Farabi, Kitabü’l Musiki’ül Kebir (Büyük Musiki Kitabı) adlı eserinde müziğin etkilerini açıklamıştır. El Medhal Fi’l- i Musiki adlı diğer eserinde kendinden önce yaşamış müzik üstatlarının, Aristo’nun ve Pythagoras’ın görüşlerine yer vermiştir. Farabi, sesin dalga boyunun, tel uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etmiş ve tambur üzerinde uygulamıştır.

Farabi’nin geleneksel Türk sanat müziği ses sistemini gösterdiği tambur resmi

Farabi’nin geleneksel Türk sanat müziği ses sistemini gösterdiği tambur resmi


B. Gaznenilerde Müzik Kültürü

Gazneli Devleti (963 – 1187), günümüzde Afganistan’ın bulunduğu yerde kurulmuştur. Adını başkent Gazne şehrinden almıştır. Gazne şehri, Sultan Mahmut döneminde Asya Türklerinin en büyük kültür, sanat ve müzik merkezlerinden biri durumuna gelmiştir. Gazneliler Döneminde gelişen Türk müziği, Büyük Selçuklu Devleti’nin müziğini tür ve biçim yönünden etkilemiştir.


Gazneliler Döneminde Türk Müziğinin Özellikleri:

• Türk müziğinde dinsel içerikli ilk makamsal örnekler oluşmaya başlamıştır. İslamiyet’in etkisinde ortaya çıkan Türk dinî müziğinin övgü amaçlı türü olan kasideler, doğaçlama ve usulsüz olarak seslendirilmiştir.
• Halk müziği, sarayın ve Gazne kentinin yüksek sanat çevrelerinden çok, halk kesimi ile ordudaki askerler arasında yaygınlaşmıştır.
• Askerî müzik ve halk müziği türlerinde davul ve zurna ikilisi önem kazanmıştır.
• Sultan Mahmut’un Kuzey Hindistan’ı kendi topraklarına katmasıyla Türk müziği, Hint müziğiyle etkileşime girmiştir. Geleneksel Hint müziğinin temelini oluşturan raga türünün makamsal özelliğinden etkilenmiştir.


C. Selçuklularda Müzik Kültürü

Türk müziği; Büyük Selçuklu Devleti (1040 – 1157) sınırlarının batıya doğru genişlemesiyle Mısır, İran ve Arap müzik kültürlerinden etkilenmiştir. Anadolu kapılarının 1071 Malazgirt Zaferi’yle Türklere açılmasından sonra Bizans müzik kültürü, Türk müzik kültürüyle tür, biçim ve anlatım yönünden etkileşim içine girmiştir. Selçuklu Devleti’nde Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasında etkili olan Yunus Emre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi Veli, Kadı Burhaneddin ve Nesimi gibi düşünürler, yaydıkları düşüncelerle insanların ruh dünyalarını etkilemiş, yaşama bakışlarını değiştirmişlerdir. Türk dinî müziği ve Türk halk müziği, bu düşünürlerden etkilenmiştir.


Selçuklularda Türk Müzik Kültürünün Özellikleri:

• Türk sanat müziği ve Türk halk müziği arasındaki farklılıklar belirginleşmiştir.
• Selçuklular Döneminde tamamen makamsal olan Türk sanat müziğinin, saray, konak ve köşklerde gelişimini sürdürmesiyle kaba saz (açık hava müziği), ince saz (kapalı yer müziği) dalları oluşmuştur.
• Türk halk müziği, köylerde ve göçebe obalarında etkinliğini sürdürmüştür.
• Halk müziğinde, kopuzdan sonra günümüzdeki bağlama formuna yakın olan uzun saplı, iki telli, perdesiz Anadolu sazı geliştirilmiştir.
• Sazın Selçuklular Döneminde kopuzun yerini alması, kopuzcu ozanlık geleneğinin sazcı âşıklık geleneğine dönüşmesini sağlamıştır.
• Bu dönemde tekkelerin dinî alanlarda eğitim merkezleri hâline dönüşmesiyle dinî müzik alanında da gelişmeler olmuştur. Böylece tekke müziği yaygınlaşmış ve baş çalgı olarak rebap kullanılmıştır.
• Selçuklular Döneminde ordunun disiplinli ve savaşa hazır hâlde olması ordu (askerî) müziğini kurumsallaştırarak mehter müziğini ortaya çıkarmıştır.

Selçuklu Devleti’nin ortadan kalkmasıyla Anadolu’daki beyliklerle İran’da ortaya çıkan feodal devletlerin müzik kültürlerinin gelişimleri, bir süre paralel olarak devam etmiştir. Bunun sonucunda İran ve Türk müziğinin ortak bilgini Abdülkadir Meragi yetişmiştir.


Abdülkâdir Meragi (1353 – 1435)

Türk müziği tarihinin gelişim sürecinde adından sıkça söz edilen önemli bir musiki üstadıdır. Azerbaycan’ın Meragi şehrinde doğmuştur. Babası, çağının bilginlerinden Gıyaseddin Gaybi’dir. Müzikle ilgili ilk bilgilerini babasından öğrenmiştir. Babasının ölümünden sonra Tebriz’e gelmiştir. Döneminin tanınmış musiki üstadı Rızaeddin Rıdvan Şah’ın düzenlediği musiki yarışmasını kazanmış olması ününü artırmıştır. Bestekâr, şarkıcı, kuramcı, şair, ressam, hafız ve hattat olan Meragi, ana dili Türkçenin yanında Arapça ve Farsça dillerini de bilirdi. Müziği, tını yönünden incelemiş, fizik yasalarına dayanarak deneysel yöntemlerle açıklamıştır. Meragi, etkisinde kaldığı Farabi’den sonra Türk müziği adına çalışmalar yapmış önemli bir sanatçıdır. Meragi; Türk müziğinin şekillenmesine, kendine özgü bir müzik biçimi hâline gelmesine, kuramının bir düzene sokulmasına da birinci derecede yardımcı olmuştur. Müziğimizi kullanılabilir kılmış, klasik ve halk müziği geleneğini birbirine yaklaştırmaya çalışmıştır. Klasik okulu başlatan bu büyük usta, kendinden sonra gelen müzik insanlarını yüzyıllar boyunca etkilemiştir.

Eserleri:

1. Kenzü’l Elhan

Melodilerin zenginliği anlamına gelen eserin, bugüne kadar hiçbir nüshası bulunamamıştır. Eserin varlığını Meragi’den öğrenmekteyiz. Meragi diğer eserlerinde de sırası geldikçe musiki konularının anlaşılması güç olan bölümleri için bu esere başvurulmasını önerir. Ayrıca pek çok bestesinin notasını bu eserine kaydettiğini de söyler. Özellikle Câmiü’l Elhan’ın ön sözünde Kenzü’l Elhan iyi incelendiğinde musiki sorunları için başka bir esere başvurmaya gerek kalmayacağını ileri sürer.


2. Camiü’l Elhan (Melodiler Topluluğu)

Bu kitabını, 1405’te oğlu Nureddin Abdurrrahman’a hediye etmiştir. Oğluna hediye ettiği bu kitabı sonradan (1423) geri alarak gözden geçirdiği ve esere bazı eklemeler yaptığı, eser üzerindeki notlardan anlaşılmaktadır. Kitabın üzerinde Sultan Şahrûh’a sunuş yazısı bulunan bir nüsha, İstanbul Nuruosmaniye Kitaplığında bulunmaktadır. Meragi Farsça yazmış olduğu kitabında bazı eserlerin notalarına da yer vermiştir.


3. Makasidü’l Elhan (Melodilerin Amacı)

1422 yılında Farsça olarak yazılan eser Sultan II. Murat’a sunulmuştur. Meragi, bu eserinde kendi buluşu olan sazlar hakkında bilgi verir. Değişik büyüklükteki çini kâselerden oluşan bir sazın nasıl çalınacağını anlatır.


4. Kitabü’l Edvâr (Devirlerin Kitabı)

Türkçe yazılmış bu eserin tek kopyası Leyden Üniversitesi kütüphanesinde bulunmaktadır. Bu kuram kitabında bazı bestelerinin notası vardır.


5. Şerhü’l Kitabü’l Edvar (Devirler Kitabının Açıklaması)

Safiyüddin Abdülmümin’in Kitabü’l Edvar’ının açıklamasıdır. Farsça olarak yazılmış olan bu eserin bir kopyası Nuruosmaniye Kütüphanesindedir.


6. Musiki Eserleri

Meragi, bazı müzik aletlerini bulmuş ve o zamana kadar bilinen müzik aletlerini iyileştirmiştir. Elimizde bulunan eserlerini ebced notası ile kaydederek onların günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Bu eserler, beste tekniği açısından ve formlaşmada kendisinden sonra gelen bestekârlara örnek olmuştur. Sözlü eserleri, değişik makam ve usullerde on üç kâr, beste ve nakış beste, nakış yürük semai, sengin semai ve aksak semai olmak üzere otuz kadardır. Devrihindî usulü ile bestelemiş olduğu rast makamındaki Kâr- ı Muhteşem ile segâh makamındaki Kâr- ı Şeşavaz ve Haydarname adlı eserleri en tanınmışlarıdır. Eserlerinin çoğu Kenzü’l Elhan’la birlikte kaybolmuştur.