Kıtaların ve Okyanusların Önemindeki Değişimler | Coğrafya

Kıtaların ve Okyanusların Önemindeki Değişimler | Coğrafya

26 Haziran 2019 0 Yazar: Recep

Kıtaların ve Okyanusların Önemindeki Değişimler Nelerdir? diye merak ediyorsanız 12. sınıf coğrafya ders notları ve kitaplarından derlediğim konu anlatımı size gerekli cevabı kısaca verecektir.

Kıtaların ve Okyanusların Önemindeki Değişimler

Tarih boyunca kıtaların, okyanusların ve denizlerin jeopolitik değeri coğrafi gelişmelere bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Geçmişten günümüze kıta ve okyanusların konumsal öneminin değişmesinde; siyasi gelişmeler, coğrafi keşifler, doğal kaynaklar, teknolojik yenilikler ve ulaşım alanındaki gelişmeler etkili olmuştur.

Bu faktörler arasında jeopolitik konum üzerinde belirleyici olan unsurun çoğunlukla ekonomik faaliyetler olduğu görülür. Bir yerdeki stratejik doğal kaynaklar ve ticaret olanakları o yerin jeopolitik önemini artırmıştır. Doğal kaynakların ve ulaşım yollarının hakimiyet altına alınmak istenmesi bir yeri siyasi olarak da değerli hale getirmiştir. Dünya tarihindeki savaşların ve sıcak çatışmaların çoğu stratejik konumdaki yerlerle ilgilidir.

Dünya tarihinde kıta ve okyanusların önemindeki değişim örnekleri şunlardır:

Asya ve Avrupa Arasındaki Bağ: İpek ve Baharat Yolları

Orta Çağ’ın sonlarına kadar ipek ve baharat gibi ticari ürünlerin üretildiği Asya Kıtası ile bu ürünlerin pazarlandığı Avrupa Kıtası, bu iki kıtayı birbirine bağlayan ulaşım güzergahında yer alan Hint Okyanusu ve Akdeniz ticaret için oldukça önemliydi. Orta Çağ Avrupası’nda soyluluk göstergelerinden biri ipekli kumaşlardan dikilmiş kıyafetler giymekti ancak bu kumaşlar Avrupa’da üretilmiyordu. İpekli kumaşlar, kağıt, porselen ve değerli taşlar Çin’de üretilerek İpek Yolu üzerinden Avrupa pazarlarına taşınıyordu.

Yine Hindistan’da üretilen karabiber, zencefil, tarçın, muskat gibi çeşitli baharatların yanı sıra altın, gümüş gibi değerli madenler ve mücevherler Avrupa’da çok talep gören ürünlerdi. Bu ürünlerin üretildiği bölgelerden Avrupa’ya ulaştırılması çeşitli ulaşım yollarının oluşmasına neden olmuştur. Asya Kıtası’ndan yola çıkan bu ürünler; Hint Okyanusu üzerinden deniz yoluyla önce Mısır’a ve Anadolu’ya, Akdeniz limanları güzergahından da Avrupa’ya ulaşmıştır.

Önemli ticari ürünlerin taşındığı İpek ve Baharat Yolu güzergahları, Orta Çağ boyunca konumları sayesinde ön plana çıkan bölgeler olmuştur. Güvenliği önemli hale gelen bu yollara hakim olan devletler de siyasi ve ekonomik olarak gelişme göstermiştir.

Yeni Kıtalar ve Yeni Yollar: Coğrafi Keşifler

Orta Çağ boyunca ticaretin önemli bir unsuru olan İpek Yolu güzergahının büyük bölümü karalar üzerindeyken Baharat Yolu çoğunlukla denizler üzerindeydi. Bu yollar, uzunca bir süre Arap ve Cenevizli tüccarların hakimiyetinde kalmış, 14.yüzyılın sonlarına doğru ise büyük bölümü Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine geçmişti. Asya’daki ipekli kumaşlar, baharat ve diğer değerli ürünler Avrupa’ya ulaştırılırken birçok defa el değiştiriyor ve güzergah üzerindeki ülkelerin vergi talep ettiği bu ürünler Avrupa’ya pahalıya mal oluyordu.

Batı Avrupalı denizciler, özellikle deniz üzerinden ülkelerine ulaşan baharat ve altın gibi değerli madenlere ulaşabilecekleri yeni yollar bulmak umuduyla denize açıldılar. İspanyollar Atlas Okyanusu’nu geçerek, Portekizliler ise Afrika Kıtası’nı dolaşarak hedeflerine ulaşmayı istediler.

Portekizli denizcilerin yolculuğa çok önce çıkmalarına rağmen İspanya adına sefere çıkan Kristof Kolomb’un, 1492 yılında Atlas Okyanusu’nu geçerek ulaştığı adaları Hint adaları olarak dünyaya duyurması Coğrafi Keşiflerin başlangıcı kabul edilir. Ancak Kolomb’un ulaştığı adaların Hint adaları olmadığı, yeni bir kıta keşfedildiği yıllar sonra fark edilmiştir. Kolomb’tan yıllar sonra Amerigo Vespucci (Amerika Vespuçi) adında bir denizci bu yerin yeni bir kıta olduğunu dünyaya duyurmuş ve kıta onun adıyla anılmıştır.

Bakınız : Dünya’da ki Boğazlar ve Kanallar

Portekiz adına denize açılan Bartelemeo Diaz (Bartelmi Diyaz) 1487’te Afrika’nın en güneyinde bulunan Ümit Burnu’nu keşfetmiş, Vasko De Gama (Vasco da Gama) ise 1498 yılında Ümit Burnu’nu aşarak Hint Okyanusu üzerinden Hindistan’ın batı kıyılarına ulaşmayı başarmıştır. Ferdinand Magellan (Ferdinand Macellan) sürekli batıya giderek Dünya’nın etrafını dolaşabileceğini kanıtlamak için 1519 yılında İspanya’dan yola çıkmıştır.

Güney Amerika kıyılarından güneye doğru hareket ederek sonradan Macellan Boğazı olarak adlandırılan geçitten Pasifik Okyanusu’na ulaşmıştır. Magellan, Pasifik’te ilerleyerek Filipin Adaları’na gelmiş, burada yerli halkla yaptığı savaşta hayatını kaybetmiştir. Magellan’ın hayatını kaybetmesi üzerine ikinci kaptan olan Sebastian del Cano (Sebastiyan del Kano) seferi tamamlayarak 1522 yılında İspanya’ya ulaşmayı başarmıştır. Böylece Dünya’nın yuvarlak olduğu kanıtlanmıştır

Coğrafi Keşifler haritası
Coğrafi Keşifler haritası

Coğrafi Keşifler sonucunda Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının dışında yeni kıtalar keşfedilmiş, Asya ve Avrupa arasında deniz ulaşımının sağlanacağı yeni güzergahlar ortaya çıkmıştır. Böylelikle Asya ve Avrupa arasındaki ipek ve baharat ticareti sebebiyle ön plana çıkan Akdeniz limanlarının önemi azalırken Avrupa’nın Atlas Okyanusu’na kıyısı olan limanları önemli hale gelmiştir.

Afrika’nın batı ve güney kıyılarının keşfedilmesiyle bu güzergahtan Hint Okyanusu’na uzanan bir ulaşım yolu oluşmuştur. Kuzey ve Güney Amerika kıyılarının keşfedilmesi Atlas Okyanusu’nun önemini artmıştır. Coğrafi Keşiflerin öncesinde ham madde denince Asya Kıtası akla gelirken keşiflerden sonra kıtanın konumsal önemi azalmış ve Asya’nın yerini Amerika Kıtası almıştır. Bu gelişmelerle ticaret yolları değişmiş, İpek ve Bahar yolları önemini kaybetmiştir

Satranç Tahtasında Hamleler: Sömürgecilik

Coğrafi Keşifler ile yeni bir kıtanın bulunması; dünya ticaret yollarını değiştirmiş, geleneksel Doğu-Batı ilişkilerine farklı bir boyut kazandırmıştır. Akdeniz, önemini kaybederken Atlas Okyanusu önemli hale gelmiştir. Portekiz ve İspanya öncülüğünde başlayan Coğrafi Keşifler ile yeni yerler keşfedilmiş ancak keşfedilen bölgeler üzerinde hakimiyet kurma isteği ülkeler arasında çeşitli anlaşmazlıkların yaşanmasına neden olmuştur.

Krallıklar, bu sorunların çözümü için papanın yardımıyla bir anlaşma imzalayarak bu çekişmeye son vermiştir. İspanya ve Portekiz arasında yapılan anlaşmayla yeni keşfedilen Atlas Okyanusu’nun doğusundaki yerlerin Portekizlilere, batısındaki yerlerin ise İspanyollara ait olacağı kararlaştırılmıştır.

Todesillas Antlaşması
Todesillas Antlaşması

Portekizliler ve İspanyollar keşiflere öncülük yapmış olsalar da keşif yapan ulus sayısı zamanla artmış ve birçok Avrupa ülkesi yeni topraklar keşfetmiştir. Avrupa devletlerinin bu keşifleri yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeleriyle sonuçlanmıştır.

Coğrafi Keşifler sonrasında, 1550 yılında, sömürgeci devletler
Coğrafi Keşifler sonrasında, 1550 yılında, sömürgeci devletler

17. yy’da İspanya ve Portekiz arasındaki yarışa Hollanda, Fransa ve İngiltere’nin de katılmasıyla sömürgecilik hız kazanmıştır. Bu ülkeler, keşfettikleri bölgelerde merkezi yönetime bağlı ticaret merkezleri açıp koloniler kurmuştur. Merkezi yönetime bağlı kolonilerdeki ham maddelerin Avrupa ülkelerine aktarılması bu ülkelerin ekonomik açıdan güçlenmesine büyük katkı sağlamış, Asya Kıtası Coğrafi Keşiflere kadar Batılı ülkelerin ham madde kaynağı iken sonrasında bu rota değişmiştir.

Değişen bu rota ile ticaretin de yönü değişmiş ve Amerika Kıtası Avrupa’nın yeni ham madde sahası olmuştur. Sömürgecilik faaliyetleri; yeni keşfedilen Büyük Okyanus’taki adalar, Afrika’nın batı ve güney kıyıları ile Amerika Kıtası’nda yoğunlaşırken bu kıta ve okyanusları da konumsal açıdan önemli hale getirmiştir.

1754 yılında sömürgeci devletler
1754 yılında sömürgeci devletler

Yeni Su yolları: Kanallar

İnsanlar tarafından açılan, gemilerin geçişine elverişli su yolları kanal olarak adlandırılır. Kanallar yeni deniz yolu güzergahlarının ortaya çıkmasına neden olarak kıtaların, denizlerin ve okyanusların konumsal öneminin değişmesine yol açar. Boğazlar ve kanallar, ticari ilişkilerde önemli rol oynadığı gibi askeri açıdan da stratejik rol oynar.

Mısır’da yer alan Süveyş Kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birleştiren yapay bir su yoludur. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Güneydoğu Asya kıyıları, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz üzerinden Akdeniz’e bağlanmıştır. Kanal ile Avrupa ile Güneydoğu Asya arasındaki deniz ulaşımı yaklaşık 6 bin km kısalmış, Akdeniz limanları tekrar önem kazanmıştır. Süveyş Kanalı, I. Dünya Savaşı ve sonrasında hem ekonomik hem de siyasi açıdan önemini korumuştur.

1880 yılında yapımına başlanan ve 1914 yılında tamamlanan Panama Kanalı, Orta Amerika’nın dar bir kesiminde Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu deniz ulaşımı açısından birbirine bağlar. Kanal açılmadan önce gemiler Güney Amerika Kıtası’nı dolaşıyor, Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a geçmek için Macellan Boğazı’nı kullanıyordu. Panama Kanalı’nın açılmasıyla Macellan Boğazı önemini yitirmiştir.

Yılda yaklaşık 14 bin geminin geçtiği Panama Kanalı dünya ticaretinin yaklaşık %5’inin yapıldığı bir su yoludur.

Panama Kanalı
Panama Kanalı

Panama Kanalı, uluslararası ticaretteki öneminin yanında ABD’nin güvenliği için de stratejik bir öneme sahiptir. Panama Kanalı, gerektiğinde ABD donanmasının Atlas Okyanusu veya Büyük Okyanus’a geçişine olanak sağlar.

Süveyş ve Panama kanallarının deniz ulaşımında mesafelere etkisi
Süveyş ve Panama kanallarının deniz ulaşımında mesafelere etkisi

Panama Kanalı’na Alternatif: Nikaragua Kanalı

Nikaragua hükûmeti, Çinli bir inşaat firması ile anlaşarak Nikaragua’dan geçen Büyük Okyanus ile Atlas Okyanusu’nu birleştirecek yeni bir kanalın yapımına başlamıştır. Kanal tamamlandığında 50 yıllığına Çinli şirket tarafından işletilecektir. Nikaragua Kanalı, Panama Kanalı’na alternatif olarak Çin’in Güney Amerika’daki ticaretini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Kanal aynı zamanda uluslararası ilişkilerde küresel konumunu ve güvenliğini güçlendirmek isteyen Çin açısından stratejik bir yatırım olacaktır.

Nikaragua Kanalı Projesi
Nikaragua Kanalı Projesi

Orta Doğu ve Hazar Bölgesi’nin Stratejik Önemi

Petrol, 1900’lü yıllardan sonra enerji ve ham madde kaynağı olarak kullanılan stratejik bir kaynak haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerin her geçen gün artan petrol ihtiyacı, bu ülkelerin ilgisini petrol yatakları bakımından zengin olan bölgelere çevirmiştir. Dünya petrol yatakları rezervinin yaklaşık %50’sine sahip olan Orta Doğu, günümüzün en önemli bölgelerinden biridir.

Bölgede küresel güçlerin (ABD, Rusya, İngiltere, Çin gibi) mücadelesinin ve sıcak çatışmaların sonu gelmemektedir. Orta Doğu ülkelerindeki petrolün gelişmiş ülkelere ticareti ile birlikte Hürmüz ve Bab-ül Mendep boğazları ile Süveyş Kanalı’nın deniz ulaşımındaki kullanımı artmıştır. Orta Asya’daki Hazar Bölgesi de zengin petrol ve doğal gaz rezervleriyle stratejik önemi artan yerlerden biridir.