Mikrobiyota ve Hastalıklar

Mikrobiyotanın kompozisyonun bozulması ile hastalıklar arasında ilişki vardır. Gelişmiş ülkelerde daha sık görülen inflamutuvar bağırsak hastalıkları (IBH) ile mikrobiyota sonucunda gelişen kronik intestinal inflamasyon arasında güçlü ilişki vardır.

Mikrobiyotaya karşı gelişen Th1 aracılı artmış sitokin yanıtı bu süreçte aktif rol oynamaktadır ve ek olarak makrofajlar tarafından mikrobiyotanın tanınmasındaki bozulmalarda IBH patojenezine katkıda bulunmaktadır.

IBH olan ülseratif kolit (ÜC) hastalarında mikrobiyotanın üyelerinden olan laktobasillerin düzeyi hastalığın remisyon ve aktif dönemlerinde farklılık gösterir. E.coli ve bakteriyal TLR2 yükünün artması ÜC hastalarında hastalık şiddetiyle ilişklidir. TLR2 ile nötrofil ve T hücre aktivasyonu ile IL-12, IL-23 hiperprodüksiyonu olur ve sonucunda kolit gelişir.

ÜC hastaları normal popülasyona göre farklı genetik özellikler taşımaktadır ve bu genetik değişiklikler ile mikrobiyotanın değişiklikleri paralellik göstermektedir. Diğer IBH olan Crohn Hastalığı (CH) otoimmün bir hastalıktır. Fekal mikroflora aktif ve inaktif CH hastalarında enterobakterler açısından farklıdır.

Mikrobiyota ve Hastalıklar

Mikrobiyota ve Hastalıklar

CH olanlar ve onların sağlıklı akrabaları arasında butirat oluşturan bakteriler ve müsin degarade eden bakteri sayıları farklıdır. Mikrobiyota obesite gelişiminde etkindir. Yüksek yağ içeren diyet alanlarda mikrobiyota bakteriyal kompozisyonu değiştirir.

Örneğin obes hastalarda mikrobiyotada firmukutes ve bakteriodes oranı değişmekte ve bu kronik inflamatuvar süreçte etkin olmaktadır. Tip1 ve Tip2 diyabet gelişiminde infantil dönemdeki beslenme özelliklerine bağlı olarak değişen mikrobiyota önemlidir. Tip 1 diyabet gelişiminde bozulmuş intestinal bariyer ve buna bağlı gelişen mukozal immünite değişiklikleri pankreas adacık hücrelerinin dekstrüksiyonunda rol oynarlar.

Butirat ve müsin intestinal bütünlüğün devamı için esansiyeldir. Tip 1 diyabetli çocuklarda klostridyum, bakteriodes, veinello sayıları artmış iken, laktabasillus, bifidobakteriyum prevotella düzeyleri anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Bakteri membran lipopolisakkaritlerine bağlı gelişen endotoksemi tip 2 diyabet gelişimine katkıda bulunmaktadır ve antibiyotik tedavisi alan hayvan modellerinde insülin direnci ile diyabet tablosu düzelmektedir.

Karaciğer ile intestinal sistem metabolizmada direk olarak birbiriyle ilişkilidir. Mikrobiyota üretiminin detoksifikasyonu ve desensitizasyonunda karaciğer birinci basamaktır. Non-alkolik hepatit (NASH) gelişiminde mikrobiyotanın özellikle ince bağırsakta aşırı gelişimi olmakta ve antibiyotik tedavisi ile NASH kliniğinde düzelme olmaktadır. Mikrobiyota kaynaklı TNFα bu süreci yönetmektedir. Mikrobiyota kardiyovasküler hastalıklarla direk ilgilidir. Mikrobiyotanın diyetteki kolinlerden ürettiği trimetilamin (TMA) proaterojenik bir molekül olarak kardiyovasküler hastalıkların (KVH) patojenezine katılır.

Bakteri kolonizasyonundaki farklılıklar ve intestinal bariyer bozulması sonucunda bakteriyel toksinlerin neden olduğu endotelyal hasar KVH gelişimi ve devamında önemlidir. Hiperkolesterolemi özellikle laktobasillerin sayıca artması durumunda şiddetlenmektedir ve kolesterol KVH ile direk ilişkilidir. Otizm hastalarında genetik ve çevresel faktörlerin yanında diyare, dispepsi gibi gastrointestinal semptomlarda yer alır. Bağırsak-beyin aksındaki patolojiler otizm gelişimine katkıda bulunmaktadır. Mikrobiyota merkezi sinir sistemi hücreleri ile nöral, endokrin ve immün yollar aracılığı ile iletişimde olmakta ve beyin fonksiyon ve davranışı etkilemektedir.

Şunlara da Göz Atmalısın
Share

Bir Soru Sormak İster misin?

avatar
  Subscribe  
Bildir