Sokrates’ten Önceki Yunan Felsefesi ‘Kosmologik Devir’

Milet Mektebi: Yunan felsefesi ilk önce, küçük Asya’da, eski bir İon kolonisi olan Milet’te doğdu.

Milet mektebinden üç temsilci tanıyoruz. Thales, Anaximandros, Anaximenes. Aristo’nun, fizikçiler adı altında topladığı bu düşünürler, (M.ö. VI. yüzyıl) mitos’u bir yana bırakıp deneme ve gözlemden kalkarak açıklamalarda bulunan ilk filozoflardır. Fizikçilerin eserleri, «tabiat hakkında» adım taşır.

Bunlar, tabiatın kaynağının ne olduğu sorusunu ortaya atar, tabiatın nasıl meydana çıkmış olduğunu açıklamaya çalışırlar. Bu meseleyi, yani, âlemin nasıl meydana gelmiş olduğu meselesini açıklamak için hipotezler kurar, astronomi ve coğrafya ile ilgili sorular ortaya atarlar.

Kosmologik Devir

Dünya’nın şekli ve yapısı ile Güneş’in, yıldızların mahiyet ve yapıları, dünya ile yıldızlar arasında münasebet meselesi üzerine düşünceler ileri sürerler. Buna karşılık, organik dünya ile ve insan konusu ile’ pek ilgilenmezler. En eski Yunan bilgini ve ilk fizikçi filozof Thales‘dir. Thales’e göre, her şey, sudan çıkmıştır. Hayatın kaynağı, okyanustur.

Aristo, Thales’in böyle bir düşünceye nasıl varmış olabileceği hakkında bazı tahminler ileri sürer. Aristo’ya göre, Thales’in bu kanaate, tabiatı gözleyerek varmış olması gerekir. Su, canlı hayatı için şarttır. Her şey, su ile ürün verir. Canlıyı meydana getiren tohumlar, yaşlık içinde gelişir. Bu suretle Thales, suyu, canlı varlıkların kaynağı olarak gösterir. Şu halde, bütün canlı varlıkların kaynağı, bir tek asil? Madde yani sudur.

Bu asil madde, yani, «arche» canlıdır ve canlılar yaratmak gücüne sahiptir. Aristo’nun bildirdiğine göre, asli maddede bir canlılık veya yaratıcılık kudreti bulunduğunu kabul eden bu anlayış, aynı zamanda, onun, Tanrılarla dolu olduğuna da inanmakta imiş işte, Thales’in, âlemin oluşması hakkında ortaya attığı düşünceler bunlardır.

Bu düşünürün âlem tasavvurunda, daha pek çok mitoloji ve şiir de vardır. Ona göre, üstü yarı küre şeklinde bir gök kubbesi ile çevrelenmiş olan arz, uçlan daha kalkık olan yuvarlak bir düzlem şeklinde, okyanusun üstünde yüzmektedir. Suların üstünde yüzen böyle bir dünya anlayışına Bolonya’da da rastlanır. Bu suretle, Thales’in, Babilonialıların tesiri altında kalmış olduğu da kabul edilebilir.

Milet mektebinin, birlikli dünya düzenini belirtmek yolundaki çabası, Anaximandrosla birlikte, metafizik bir kavramın, sonsuzluk kavramının ortaya konmasına kadar vardı. Anaximandros için realitenin gerçek prensibi sonsuzluktur. Ona göre, her şeyin başlangıcında bulunan, her şeyi harekete getiren, her şeyi kuşatan bu sonsuzluk, bitmek tükenmek bilmeyen bu sınırsız şey, «Apeiron» dur.

Kosmologik Devir

Apeironıun kendisi belirli bir şey değildir.

Çünkü her belirli olan şey, zıddının da varlığını şart koşan Bundan dolayı, başlangıçta hiç belirlenmeye gelmeyen ve her çeşit sıfattan yoksun olan bir şey vardır. Bu belirli olmayan şeyden sonradan, zıtlar şeklinde ayrılarak bütün varlıklar ortaya çıkmıştır. İlkin, ne sıcak ne soğuk olan nitelikler, yani karanlık ve soğuk olan toprakla, aydınlık ye sıcak olan hava yahut da ateş, birbirinden ayrılmıştır.

Ortada bulunan toprak kütlesi, yani, arz, bir ateş küresi ile çevrelenmiştir. Şimdi, bu ikisinin, toprakla ateşin birleşmesinden, su meydana gelmiştir. Sudan çıkan buharlar, ateş kütlesini, ayrı ayrı yerlerinden delerek parçalara bölmüş, gökteki cisimler de bu bölünme sonucunda meydana gelmişlerdir.

Güneş’in tesiri ile kuru toprak çatlayarak oyulmuştur. Isının tesir ile bazı cisimlerin gaz haline geçmeleri sonucunda ortaya çıkan şiddetli hava hareketlerinden rüzgârlar doğmuştur. Rüzgârların yeryüzündeki çatlak ve oyuklara yaptığı basınç sonucunda da depremler ortaya çıkmıştır. Anaximandros’a göre, arz, düzlem bir üstüvanedir ve âlemin merkezinde bulunmaktadır.

Arz, hava boşluğunda, hiç bir şeye dayanmadan hareket etmektedir. Anaximandros, arzın bir haritası ile birlikte, gökyüzünün kabartma bir modelini de yapmaya girişmiştir. Şüphesiz bu harita, dünyanın o zaman bilinen ve meskûn olan yerleri ile sınırlanmıştı.

Bu filozofun dünya görüşü, dini ve mitolojik tasavvurlardan tamamıyla bağımsız olarak ortaya konmuştur. Anaxnmandros’un hayatın kaynağı hakkında da, oldukça ilgi çekici ve istihale nazariyesini andıran bir görüşü vardır. Anaximandros’a göre, hayatın kaynağı sudadır. İnsan da içinde olmak üzere, bütün canlı varlıklar, suda yaşayan varlıklardan gelişmişlerdir. İnsanlar, sonradan karaya ayak basmış ve karada yaşamaya başlamışlardır.

Anaximandros tarafından tasvir edilen bu âlem, filozofa göre, günün birinde yok olmaya mahkûmdur. Apeironıdan çıkan her şey, günün birinde gene Apeironıa dönecektir. Apeironıdan çıkan her şeyin, günün birinde gene Apeironıa dönmesi, âlemin esas düzenini meydana getirir.

Anaximandros’da bir pantheism’in varlığı kabul edilebilir. Çünkü o, Âlemin içinde bulunan ve âlemi düzenleyen, bir tek prensibin varlığını ileri sürer. Anaximandrosla birlikte, felsefi düşünce bir gelişme kaydetmiş, âlemin prensibi olarak, mücerret ve metafizik bir kavram, göz önünde tutulmuştur. Bu suretle, olguların kavramlı bir tarzda incelenmesi mümkün olmuştur.

Milet mektebinin üçüncü önemli filozofu, Anaximenes’dir.

Anaximenes’e göre, eşyanın esas prensibi havadır. Anaximenes, Apeironıun yerine havayı koymakla asil maddeyi yeni baştan belirlemiş ve bir bakıma, Thales’e dönmüştür. Asil madde olarak, Thales’in göz önünde tutmuş olduğu suyun yerine bu sefer hava geçiyor.

Bunun neden böyle olduğunu anlamak güç değildir. Anaximenes, havamn hayat için, belki sudan da önemli olduğunu düşünmüş olsa gerektir. Hava, âlemdeki hayatın ve düşüncenin kaynağıdır. Gerçekten, tabiattaki bütün canlı varlıklar nefes alır. Balıklar bile suda bulunan havayı teneffüs ederler. Anaximenes’e göre, canlıyı canlı yapan havadır. Teneffüs edilen hava ruhtur.

Canlılar, son nefeslerini verirlerken ruhlarını da vermiş olurlar. Anaximenes, bu suretle ileri bir adım atmış ve ruh kavramını ortaya atmıştır. Yalnız canlı varlıkların bir ruha sahip olduklarını ileri sürerek, canlı varlıklarla cansız cisimleri de birbirinden ayırmıştır. Anaximenes de, Anaximandros gibi, tabiatın oluşmasının bir kanuna bağlı olduğunu kabul eder.

Anaximenes’e göre de, belli şekilleri olan ayrı ayrı varlıkların, ana maddeden yeni havadan çıkmaları, belli bir kanuna göre olur, Anaximenes, bu noktada, havanın sıkışması ve yayılması gibi hem çok yeni, hem de çok açık ve müşahhas bir kavram ortaya koyar. Hava, sıkışır yahut da yayılır ve genişler. Sıkıştığı vakit, sıkışma derecesine göre, sıra ile rüzgâr, bulut, yağmur, su, buz, çamur, toprak ve kaya olur. Yayıldığı vakit ateş olur.

Böylece, bütün bu nesneler havadan, havanın muhtelif sıkışma ve gevşeme derecelerinden meydana gelirler. Anaximenes, Thales gibi, arzın yuvarlık bir düzlem olduğunu kabul eder. Ama bu yuvarlak düzlem, su üstünde yüzmeyip, hava boşluğunda hiç bir şeye dayanmadan kendiliğinden durur. Dünyanın etrafı havanın sıkışarak sertleşmesinden meydana gelmiş olan şeffaf bir küre ile çevrilidir.

Milet mektebinin her üç filozofu da iyi gözlemcidirler. Bunlar, efsaneyi tamamiyle bırakmış ve algılarla bilinen gerçekliğin kendisine yönelmiştirler. Gerçi, tabiat açıklamaları, daha “naif„ ve “primitif„ dir. Bununla birlikte, çok Tanrılı olan eski Yunan dini ile ilgili olan açıklamaları bir yana bırakıp, tabiat olgularını ilmi bir şekilde açıklamak denemesine girmeleri bakımından ileri bir adım atmış sayılabilirler.

Aristo’nun, fizikçiler yahut tabiatçılar adı altında topladığı bu Miletli filozoflar, ahlâk ve dinle ilgili olan konulara pek önem vermezler. Bundan sonra gelen devrin ilgisi, (M.Ö. V. yüz yıl) daha çok, dinle ilgili olan sorulara yönelir.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir