Sosyolojide Kutsal Kitaplarla İlgili Karşılaştırmalar

Sosyolojide Kutsal Kitaplarla İlgili Karşılaştırmalar

9 Mart 2018 0 Yazar: uzun

Gözlemlenmiş olan toplumsal olguların açıklanmasını mümkün kılan bir takım karşılaştırmalar yapılmadıkça sosyoloji var sayılamaz.

Fakat karşılaştırmalar uzun zamandan beri hayali ölçülerle yapılagelmektedir. Henüz görülmemiş ve gözlemlenmemiş olan şeylerin tasarlanması ve hayal edilmesi ileri sürülüyor; ilkel toplum yapılarının bir takım varsayış ve tahminlerle meydana çıkacağına inanılıyordu.

Aynı tarzda, toplumun gelişme ve ilerleme doğrultuları çizilmişti. Görülmediği ve gözlemlenmediği halde, tarihi olaylar ve yabansı Ctdetler (l’exotique) hayal ediliyordu. Bütün bunlar, kesin olarak, sosyoloji araştırmalarıyla ilgisi olmayan şeyler değildir; insanlık alemi bu yolları izleyerek gerçek bilgiye varmıştır. Böylelikle eskiyi ve uzağı görme ve anlama isteği doğmuş ve gelişmiştir.

Ortaya atılan görüşlerin doğru veya yanlış uygun veya uydurma olduğunu anlamak için geçmişte (tarihte) veya uzakta (Afrika, Avusturalya ve Amerika’da) yaşayan insan ve toplumlarla ilgili belgeler aranmıştır. Kutsal Kitaplar bu devrenin belli başlı bilgi edinme araç ve gereçleriydi. Kutsal Kitaplardaki bilgilerle toplum olaylarını bu şekilde karşılaştırma bilimsel soruşturmaların (anketlerin) ilk dayanağı oldu.

Eskiler en eski insan gruplarının ne şekilde yaşadıklarını sezgi (intuition) ve kehanetle anlayacaklarım sanmışlardı. Her mezhebin inanç ve idealine göre yaşatmakta olduğu altın devrini veya demir çağın anlamak çabası bu gibilerdendir. Hıristiyanlık ortaya çıktığında Kutsal Kitap bu dinin iman ve akait kitabı oldu.

sosyolojide kutsal kitaplarla ilgili karsilastirmalar - Sosyolojide Kutsal Kitaplarla İlgili Karşılaştırmalar

Sosyolojide kutsal kitaplarla ilgili karşılaştırmalar

Kutsal Kitaplarla İlgili Karşılaştırmalar Kısmı (Comparaısons Bibliques)

Eski sözleşmede (Tevrat’ın) insanın çıkış ve düşüşü hakkındaki buyrukları imanın temel direkleri oldu. Böylece kutsal kitap, içinde karşılaştırmaların yapılacağı ilk metin oldu. Bu yolla Sosyoloji, her türlü insan bilimlerinde olduğu gibi, menşe efsanelerine (Mythes d’origine) kavuştu.

O halde ilk vasıflama ve karşılaştırma isteği, motiflerini din kitapları ve ilahiyat (Theologie) ta buldu. 17. yüzyılda belirli bir insan grubunda din ve yasaya ilişkin ilk vasıflamaları (descriptions) Kutsal Kitaba borçluyuz. Fobein, tarihçi Flavius Josephe’in Yahudiliğin Eski Çağları, (Les Antiquites Judaiques) adlı eserini 1545 yılında; İngiliz ilâhiyatçısı Kembriçli John Spencer ise ibrani yasa ve törelerine ilişkin büyük eserini 1686 yılında yayınlamıştı Spencer, üç kitap içinde İsrail’in bütün âdetlerini tasvir ediyordu.

Bu eser birçok karşılaştırmalar için kaynak vazifesi görmüştür. Burada Amerika yerlileri ile Kutsal Kitap’ta adı geçen kavmin özdeşlik ve benzerliğine işaret ediliyordu. Daha sonra gelen gözlemci yazarlar Kutsal Kitap’tan edindikleri fikir ve hatıraların etkisi altında kaldılar. Ellerinde Kutsal Kitap olduğu halde Amerika yerlilerinin yaşayışlarını incelemeye koyuldular.

XVIII. yüzyılda bu görüş değişti. Dinin etkisi altında kalmayan serbest düşünürler, yazdıkları eserlerle yavaş yavaş ilâhiyat ile sosyolojinin ayrılmasını sağladılar. Bu suretle karşılaştırmalar Kutsal Kitap’tan başka yerlerde de aranmaya başlandı. M. Lanson, Montesquieu’nün eserinde Tanrı Milleti (Yahudilik)ne ayrılan kısmın, Amerika veya Okyanus vahşilerine ayrılan kısımdan daha az yer tuttuğunu tespit etmişti.

De Brosses 1760 yılından başlayarak tarihi âdetlerle yabansı âdetleri karşılaştıran yazılarında çıkış noktası olarak, Yahudilerin yerine eski Mısırlıları koymuştu. O zamana kadar hemen hemen her türlü karşılaştırma Kutsal Kitap’la ilgili bulunmakta idi.

Frazer gibi İngiliz bilginleri bu geleneklere bağlı kaldılar.

Zamanımızda Robert-Louis Stevenson için Güney denizlerindeki yaşayış tarzı eski devirleri andırır. Ona göre Mikronezya şefi, İsrail’in ilk kralı olan Saül‘ün çok yakın bir benzeridir.

Aydınlanma devrinde hayal gücüne dayanan incelemeler değerini kaybetmedi. Teolojinin yerini felsefe aldı ve altın devri hülyalarına dönüldü. İlk Seyyahlar ve özellikle ilk incil vaizleri (Evangelisateurs) her türlü mantıki temelden yoksun olarak, vahşilerin fazilet ve mutluluğundan bahsediyor ve öteden beriden aldıkları bilgilerle Havarilerin gösterdikleri fazilet örneklerinden, iyi vahşi (Bon Sauvage) teorisini çıkarıyorlardı.

Jezvit,(Jesuites) masallarının Rousseau gibi bir düşünüre ilkel insanın iyiliği hakkındaki hülyayı ilham ettiğini görmek çok acıdır. Karşılaştırma metodunu boşa çıkaran bu kuruntulara, sadece işaret etmekle yetineceğiz. Burada biri ilkel öteki ileri, biri tabiat, öteki toplum içinde yaşayan iki hayali şahsiyet karşılaştırılmaktadır. İster mutlu, ister kara bahtlı olsun, insanların yasasız geçen bir anarşi devri yaşadığı üzerinde durulmaktadır.

Bu noktadan başlayarak özden imparatorluğa kadar giden ve hiç bir ciddi temele dayanmayan bütün bir tarih zinciri ortaya konmuştur. Karşılaştırmalarda çok kere hayal gücü düşünceyi, kuruntu gözlemi, dış görünüş gerçeği boğmuş ve karşılaştırma metodu başka bir kılığa girmiştir.

Bu arada bir Henri. Estienne, bir Bayle, bir Voltaire, bir Lucien’de olduğu gibi vahşilerin dini tören ve menseklerinin, Hıristiyan veya Roma dinlerindekilerle karşılaştırıldığı görülmüştür. Bu karşılaştırmalar bilimsel amaçlarla değil, sadece alay etmek ve sonuncuları gülünç bir duruma düşürmek için yapılmışlardı.

Bununla birlikte ilâhiyat ile felsefenin sosyolojiye giden yolu açmış oldukları şaşmaz bir gerçektir.