Sosyolojide Sebeplerin Varlığını Tanıma ve Doğrulama Devresi

Sosyolojide Sebeplerin Varlığını Tanıma ve Doğrulama Devresi

9 Mart 2018 0 Yazar: uzun

İlkin toplumsal olayların sebeplere bağlı oldukları açıklandı. Bu kadarcıkla yetinilerek hiç bir suretle hâkim olguları araştırmaya ve ispatlamaya gidilmedi.

Bu konuda Robertson ve Ferguson Montesquieu‘den de ileri giderek çok kesin bildirilerde bulunmuş ve insanların adet ve yeteneklerini çeşitli toplumsallık durumlarına bağlamışlardı. Daha sonra toplumları zaruretlerin yönetmekte olduğu sık sık tekrarlandı.

Montesquie’ye göre kanun, insanları yönetmesi gereken bir akıl, adalet ve denkserlik (nasfet) münasebetinden başka bir şey değildir. 1800 yıllarında yaşayan ideologlara, Saint-Simon ve Auguste Comte’a göre kanun sebep ve sonuçlar arasındaki bağlılık ve bağlılaşma (correlation) münasebetleridir.

18. yüzyılın sonundan başlayarak Fransada ideologlar arasında kanun fikrinin ortaya çıktığı sanılıyor. Bu eşsiz düşünürler aynı zamanda değerli gözlemcilerdi. Bunlardan biri olan De Gerando vahşilerin durumlarını incelemek üzere bir soru kâğıdı bile yapmıştı. Volney ve Cabanis’ı de bu arada söylemek gerekir.

Volney tarih ve dil bilgini idi. Doğuyu dolaştı; Korsika’yı gezdi; Yeni Dünya’da ya şadı ve orada Amerika yerlilerine ait bir sözlük yazdı. Amerika yerlilerini gözlemlerken Thucydide Yunanlılarını, doğuda rastladığı bedevileri ve Korsikalıları düşünüyor ve hatırlıyordu. Yazar bilhassa toprakla ilgili olmak üzere onlar arasındaki benzerlikler kadar ayrılık ve aykırılıkları da not etmesini bilmiştir. Böylece Volney’in en yalınç toplumsal hayat şekilleri üzerinde doğru ve belirli bir görüşü vardı.

Yazar milletler arasındaki benzerliklerin özellikle iklim, toprak, besin ve âdetlerden ileri geldiğini söylüyor. İnsanların sebeplere boyun eğdiğini açıklayarak gözlemlerden bir ders çıkarıyordu. Fakat ancak Jean Baptiste-Say ve Saint-Simon‘da, aynı zamanda, sebeplerin varlığı bütün genişliğiyle doğrulanmış olacaktır.

Say‘in kendisi bir ideolog olup Adam Smith ve o yolla İskoçya Okulu (Ecole Ecossaise)nun bir öğrencisi idi.” 1803 yılında yayınladığı bir eserde manevi bilimlerin deneysel niteliğini ortaya atmıştı.

Böylece söz ağızdan çıkmış ve yeni bilim tümü ve bütünüyle objektif olgular üzerine temellenmişti. Öte yandan, bu olguları anlamak için onları birbirine bağlayan münasebetleri bilmek gerekiyordu. Say’e göre ekonomi, kimya ve fizyolojinin benzeridir. Bu ise, sosyoloji postulatının gerçekten ortaya konması ve açıklanmasıdır.

Saint-Simon gibi say de bu konuda asla bir uygulama yapmış değildir. Adam Smith’in yapmış olduğu gibi Toplumlarda olagelen eylemlerin nedenlerini bulmak için toplumlar üzerinde karşılaştırmalı bir araştırma yapmamış; sebeplerin varlığını tekrarlamakla yetinerek sadece karşılaştırma metodunun temeli sayılan sebep ve sonuç dayanışmasına işaret etmişti. Ortaklaşa yaşayışın bir alın yazısı ve zaruret olduğuna inanarak bunlardan bir takım kural ve kanunlar çıkarıp dogmatizmi resmen ilan etmişti.

Islahatçı Saint-Simon’da sebeplerin be şeri gruplar üzerinde etkisi olduğuna dair çok kuvvetli bir duyu vardı. Bu bilgin toplum biliminin kurulabileceğini söylediği halde bu ilkeye en ufak bir iltifatta bulunmadı. Çünkü bu ilke kendisinin aşırı istekleriyle hiç birzaman bağdaşamazdı. Kendini ihtirasa kaptırmış olan yazar, istikbalde yaşıyor gibiydi.

Yazar, Jean Baptiste Say’den daha ileri gidememiş ve insanların ahlak ve adetlerinin devamlı etüdü ve sabırlı gözlemi ile bu verimli fikrini uygulamayı düşünememişti. 0 mistisizmde karar kılarak kendini yeni bir Mesih sanmıştı; fakat Sâint-Simon’un en kuvvetli tarafı ilk yazılarında bile, çok mutlu terimlerle sosyoloji postulatını ortaya atmış olmasıdır.

1802 veya 1803 yılında başlayacak olan Cenevre mektuplarında (Lettres de Geneve) toplumsal münasebetlerin fizyolojik olaylar gibi incelenmesi ve onlara tabiat bilimlerindeki metotların uygulanması gerektiğini yazmıştı. Bu, pozitif metodun ta kendisi idi. Toplumlar gerçek varlıklardır.

Bu yönden kanunlara bağlıdırlar. Daha sonra yazar toplumun Büyük Varlık (Grand Etre) olduğunu söyleyecektir. Fakat bu fikir acaba kendisinin öz malı mıdır? Yoksa söylenildiği gibi bu fikri kendi sezgisiyle mi bulmuştur? Asla böyle bir şey söz konusu olamaz. Onda bir Montesquieu, bir Ferguson, bir Smith’in derin bilgi ve kavrayışı yoktu.

Bununla beraber bir kaç yıl önce ideologların toplantı ve konuşmalarına katılmıştı. Ortaya attığı fikirleri işte bu toplantı ve konuşmalar sonunda edinmiş bulunuyordu. 1800 yılına doğru kafasındaki bu fikirler karmakarışıktı. Toplumların organlara benzetilmesi fikri artık bayatlamıştı. Bu benzetmelerden biyolojide uygulanan metotların toplumlar bilimine uygulanabileceği sonucuna varıyordu.

sosyolojide sebeplerin varligini tanima ve dogrulama devresi 275x300 - Sosyolojide Sebeplerin Varlığını Tanıma ve Doğrulama Devresi

Sosyolojide Sebeplerin Varlığını Tanıma ve Doğrulama Devresi

Cabanis’e göre bir doktor için fizik olaylar ne ise bir ahlâkçı için ahlaki münasebetler de odur. Bir ahlâkçının gözlemle çeşitli durumları anlayabileceğini ve bu sebepten dolayı beşeri araştırmaların fizik alana girdiğini söylemektedir. Bu iddiaya göre toplumlar bilimi, insan tabii tarihinin bir dalından başka bir şey değildi. Enstitüde okunan bu muhtıralar 1802 yılında dergi halinde çıktı.

Az sonra Saint-Simon daha az açıklıkla fakat ısrarla aynı şeyleri söyleyecektir. Sait-Simon’un fikirleri ideologların bir yankısı idi. De Maistre, Bonald ve Ballanche aynı fikri ileri sürdüler. Bunlar, Saint Simon gibi sistemlerini kurmak ve rüyalarını gerçekleştirmek için kendilerini sıkıntıya koymadılar. Volney ile Cabanis, Saint-Simon‘dan daha önce ve ondan çok daha iyi bir şekilde sosyoloji postulatını ortaya atmışlardır.

Saint-Simonda zaruret ve hatta musibetlerin yer aldığı bir tarih görüşü vardı. Yeni bir Ansiklopedinin prospektüsünü kaleme alarak, 1810 yılından itibaren insanlığın uğursuz bir gelişmesinden söz açıyordu. Fakat bu Vico ve Herder’in kendinden önce yararlandığı ve sömürdüğü bir fikirdi. Saint-Simon tarih felsefecisidir.

Sebeplerin Varlığını Tanıma ve Doğrulama Devresi  (Laffırmation Des Causes)

Organik ve kritik devrelerin bölümü, fetişizm ve politeizm ile ilgili teizmden sonsal tek Tanrıcılığa giden dinlerin evrimi sentezi ve son olarak feodal tipten endüstriyel tipe doğru giden ilerleme görüş ve anlayışı kendisine kesin olarak tarih felsefecisi unvanını kazandırmıştır.

Üstadın pek çok verimli görüşleri bilimsel alan dışına taşar. Tıpkı Vico gibi filozof olan Saint Simon formülleri ortaya koymakla yetindi; fakat olguları karşılaştırmak suretiyle onları ispat etmek endişesini duymadı. Ona göre Hintlilerle Çinliler üzerinde yapılacak bir araştırma, bu milletlerin çocukluk çağında kalmış olmaları hasebiyle kafaları işgal edecek derecede önemli bir şey değildi.

O görüş ve anlayışlarını tırmaladığı anda tarihi bile hor görüyordu. İlerleme (progres) hakkındaki fikirleri çok kandırıcı ve etkin olmasına rağmen, sezgi, içe doğma ve temelsiz imgeler olarak kalmışlardır.

Saint-Simon için söylenenler, Auguste Comte için de söylenebilir.” Daha ilk günlerden başlayarak Comte toplumların bir kanunu olduğunu, toplumun tabiat düzeni içinde bulunduğunu ve bu sebepten sosyolojinin fizik gibi bir bilim olması gerektiğini çok açık olarak söylemek cesaretini göstermişti. Ona göre tarih insanoğlunun toplumsal gelişmesine hâkim olan kanunları araştıran bir bilim dalı olmalıdır.

Yeni Zelanda vahşilerinden başlayarak İngiliz ve Fransızlara varıncaya kadar, medeniyetin bütün dereceleri aynı zamanda var olmaktadır. Böylece zaman sırasına göre yapılan zincirlemeler mekân karşılaştırmalarıyla kontrol edilebilir. Bu son söz hiç bir zaman bu kadar güzel ifade edilmiş değildir.

Yapılacak şey sadece bu programı gerçekleştirmekti. Fakat Comte toplumu yeniden organize etmekte çok sabırsızdı. Saint-Simonda olduğu gibi onun salt tecessüsü ancak bir şimşek tesiri yapıyor ve düşüncesi harekete geçerek bu yolda birçok hakikatleri görüyordu. Meselâ, hukuk ve ahlâkın dini köklerden geldiğine işaret etmişti. Fakat Saint-Simon gibi o da öngörülerini ve beğendiği fikir yapılarını engeller ve tedirgin eder gördüğü andan itibaren karşılaştırma metodunu bile bir kenara bırakırdı.

Sıkışınca üç hal kanununun sadece beyaz ırk için geçerliği olduğunu ve kendisinin beyaz ırktan başka bir şeyle ilgilenmeyeceğini beyan ederdi. Öte yandan iyi bir ıslahatçı olarak ileri ve ergin toplumlarda bugünkü durumu meydana getiren sebepleri araştırıyor ve diğer toplumlarda evrimin durdurulması gerektiğini savunuyordu. Zira bu sonuncular üstadın çizdiği ilerleme yolundan gitmiyorlardı.

18. yüzyılın ileri görüşü karşısında Comte’un geri fikri ve meşum düşünceleri çok enteresandır. Comte’un bu geri düşünceleriyle karşılaştırılınca bir Montesquieu, bir Ferguson, bir Adam Smith ve bir İbn Haldun’un olayları ne kadar geniş bir açıdan gördükleri, ne kadar doğru tecessüslerde bulundukları ve ne kadar derin bir bilgiye sahip oldukları kolayca anlaşılır. Aug. Comte sentez ve inşa bakımından çok büyüktür.

Fakat sosyoloji onda gayretli, sabırlı ve gözlemci bir artizan özelliği bulamadı. Göze çarpan bir başka cihet te Comte zamanında tarihçilerin bile karşılaştırmalı bilgiyi küçümsemeleri ve hor görmeleridir. Savigny karşılaştırmalı hukuku reddediyor ve karşılaştırmaları Roma ve barbar kanunları dışında genişletmeyi hedef tutan her türlü teşebbüsü kısır görüyordu.

Bütün bu devir geriye doğru atılmış bir adım sayılır. Karşılaştırmalı araştırmaların yeniden canlanmasını görmek için 1857 yılına kadar gelmek, Grimm ve Michelet’yi beklemek gerekir. Fakat bütün bunlardan elde tek bir ilke kalmıştı ki o da toplumların ve toplumsal olguların sebeplere bağlı olduğu gerçeği idi.

Varılan bu sonuç hiç te küçümsenecek bir şey değildir. İngiltere’de Spencer, Fransada Espinas bu temelden işe başlayarak toplum biliminin tümünü kapsayan ilkelere varmışlardır. Böylece sebeplere dayanan bir toplum biliminin varlığı meydana çıkmış, bütün iş yalnızca sebepleri ispatlamaya kalmıştı.

Bilgilendirme:

İskoçya Okulu (ecole ecossaise): Çoğu, Edinburg Üniversitesinden çıkmış olup, toplumsal olguları incelemede ön ayak olan ve eserleri sosyolojik araştırmalarda kaynak sayılan bir bilginler zümresine verilen addır. Bunlar arasında Adam Smith, Ferguson ve Robetson Smith’i görmekteyiz. Bu okul sosyolojiyi bilimsel anlamda ele almıştır. Fransada bunları ideolog denilen bir zümre takip etmiştir.

Emil Faguet, Aug. Comte’un tarih felsefesinde dünyanın yarısı veya üçte ikisini maksatlı bir şekilde tetkik dışı bıraktığını karşılaştırma ve toplumun gerçek kanunların aramada köklü bir karışıklık kaynağı gördüğünü ve sabırlı araştırmaların kendisine vergi olmadığını açıkça belirtmektedir.