Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Adaylık Dönemi ve Türkiye ile Müzakerelerin Başlaması

Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Adaylık Dönemi ve Türkiye ile Müzakerelerin Başlaması

12 Şubat 2018 0 Yazar: uzun

Soğuk Savaş Sonrası dönemde Türkiye-AB ilişkileri dört önemli dönemden geçmiştir:

Gümrük Birliğine Hazırlık Dönemi (1990-1995)

1990’lardan sonra Avrupa ülkeleri arasında sınırların kaldırılması ve birleşik bir Avrupa kurulması, sık sık gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda “Avrupalılık” kavramı yeniden ele alınmış, Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı sorunu tartışmaya açılmıştır.

Sosyalist Blok’un çözülmesi sonucu Orta ve Doğu Avrupa’da serbest kalan ülkelerin AB’ye katılımlarını sağlamak, bu yıllarda AB’nin öncelikli hedefi hâline gelmiş ve Türkiye ile ilişkiler ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin önceliği bir an önce AB ile Gümrük Birliğine girmek ve böylelikle üyelik vizyonunu elde etmekolmuştur.

1990’lı yılların ortalarına kadar Türkiye-AB ilişkileri, oldukça gergin seyretmiştir. AB’nin, özellikle insan hakları alanında Türkiye’ye yönelttiği bazı eleştiriler, Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerin siyasi açıdan gergin seyretmesine neden olmuştur.

avrupa birligi ve turkiye 300x256 - Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Adaylık Dönemi ve Türkiye ile Müzakerelerin Başlaması

Avrupa Birliği ve Türkiye

Gümrük Birliği Dönemi (1996-1998)

Türkiye 1995’te imzalanan Gümrük Birliği Antlaşması ile 1 Ocak 1996’dan itibaren Gümrük Birliğine katılmıştır. Bu antlaşma ile AB’nin belirleyeceği dış ticaret politikalarına uymayı taahhüt eden Türkiye, AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine giren ilk ve tek ülke olmuştur.

AB Konseyinin, 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’yi aday ülkeler arasında göstermemesi, ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. AB Türkiye’den, insan hakları standartlarının yükseltilmesi, azınlık haklarının korunması, Yunanistan’la sorunların çözülmesi, Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda bir siyasi çözüme ulaşılmasını istemiştir. Bu isteklerden ulusal çıkarlara aykırı görülenler, Türk hükûmeti tarafından reddedilmiş, bu durum AB ile siyasi diyalogun askıya alınmasına neden olmuştur.

Adaylık Dönemi

Türkiye’nin aday ülke statüsü kazanması, 1999’da yapılan Helsinki Zirvesi’nde açıklanmış ve diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı ifade edilmiştir. Böylece Türkiye, Lüksemburg Zirvesi’nde verilmeyen katılım ortaklığı statüsünü elde etmiştir. AB Komisyonu, 8 Kasım 2000 tarihinde yayınladığı “Türkiye İçin Katılım Ortaklığı 2000 Belgesi”yle Türkiye’nin atması gereken adımları belirtmiştir. AB’ye adaylığının hukuki zeminini oluşturan bu belgenin onaylanmasının ardından, Türkiye AB Kriterleri’nin uygulanmasına ilişkin “Ulusal Program”ını, 2001’de Komisyona sunmuştur.

AB Konseyi, 3 Ekim 2004 tarihinde Türkiye ile müzakereleri başlatma kararı almıştır. Bu bağlamda açıklanan ilerleme raporunda Türkiye’nin siyasi kriterleri yerine getirdiği vurgulanmış ve katılım müzakerelerinin açılması önerilmiştir.

AB Konseyi, Brüksel Zirvesi’nde 3 Ekim 2005’te tam üyelik müzakerelerine başlama kararı almıştır. Türkiye, böylece önemli bir aşamayı geride bırakarak aday ülke konumundan katılımcı ülke statüsüne yükselmiştir.

avrupa parlamentosunda turkiye muzakere oylamasi 300x227 - Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Adaylık Dönemi ve Türkiye ile Müzakerelerin Başlaması

Avrupa Parlamentosunda Türkiye’nin müzakere sürecinin oylanması, 15 Aralık 2004

Türkiye ile Müzakerelerin Başlaması

AB Konseyinin üyelik müzakerelerine başlama kararı almasının ardından ortaya koyduğu şartlardan biri, Gümrük Birliğinin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde genişletilmesiydi.

Türkiye, bu talebin Kıbrıs Sorunu çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Öte yandan Türkiye, Rum gemilerine limanlarını açmak için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanmasını istemektedir. Bu sorun, Türkiye AB ilişkileri açısından müzakere sürecini her an kesintiye uğratabilecek en ciddi engel olarak görülmektedir.

Üyelik sürecinde Türkiye’nin karşısına çıkarılan diğer bir siyasi engel ise 1915 olayları sorunudur. 2005 yılı içinde hem AB Parlamentosunda hem de birçok üye ülke meclisinde sözde Ermeni soykırımını tanıyan kararlar alınmıştır. Türkiye karşıtlığının da körüklendiği bu durum, üyelik önündeki engellerden birini teşkil etmektedir.