Uluslararası İlişkilerde Aktörler ve Aktörlerin İlişki Türleri

 

A- Uluslararası Aktör Türleri

Bir ülkenin sınırlarını aşan toplumlar arası ilişkiler anlamında uluslararası ilişkilerin temel biriminin ne olduğu sorusuna, bilim insanlarının farklı yanıtlar verdiklerini görmüştük. Bu bölümde ise faaliyetleri ve etkileri birden fazla ülkede görülen birimlerin neler olduğunu ayrıntılarıyla ele alacağız. Bu birimlere, uluslararası aktörler de denilmektedir. Aktör kavramı ile kastedilen, uluslararası alanda varlığını bir süre devam ettirebilen ve belli düzeyde karar verme becerilerine sahip olan, diğer birimler tarafından tanınan (varlığı kabullenilen) ve bunlardan özerk eylemler geliştirebilen varlıklardır. Bu açıdan bakıldığında uluslararası aktör denildiğinde bankalardan çok uluslu şirketlere, sivil toplum örgütlerinden şehir devletlerine, ulus devletlerden imparatorluklara kadar karşımıza geniş bir yelpaze çıkmaktadır. Bu aktörlerin her biri uluslararası alanda önemli roller üstlenir. Her bir aktör, faaliyet gösterdiği alanda birtakım hak ve yetkilere sahiptir. Elbette ki bu aktörlerin hiçbiri uluslararası ilişkilerin gidişatını belirlemede aynı derecede önemli değildir ve etkililikleri duruma, zamana ve konuya göre değişmektedir. Uluslararası ilişkilerin açıklanmasında ülke sınırlarını aşacak şekilde faaliyet gösteren aktörler iki gruba ayrılmaktadır:

Devletler ve devlet olmayan aktörler. Bilim insanları tarafından uzunca bir süre yukarıda saydığımız uluslararası aktör özelliklerini taşıyan tek varlığın devlet olduğu iddia edilmiştir. Hatta uluslararası aktörler denince akla ilk gelen, devlet türlerinden yalnızca biri olan ulus devletler olmuştur. Ancak uluslararası ilişkiler, hem uygulama hem de disiplin olarak değiştikçe devlet dışı aktörlerin de önemi kabul edilmeye başlanmıştır. Hatta XXI. yüzyılda bireylerin dahi uluslararası ilişkilerin gidişatında önemli rol oynadıkları iddia edilmektedir.

Uluslararası Sistemde Temel Aktörler

1. Devlet

Uluslararası ilişkiler disiplininin temel aktörlerinden biri olan devlet, örgütlenmiş bir gücü ve otoriteyi ifade etmektedir. Devlet, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde siyasal egemenlik iddiası olan ve bu egemenliği kullanan hükûmetinin aynı toprak parçası içinde yaşayan halk tarafından meşru görüldüğü kurumdur. Dolayısıyla bir kurumun devlet olması için gereken unsurlar, toprak, bu topraklarda yaşayan toplum ve bu toplumu yöneten hükûmettir. Tarihsel olarak baktığımızda bu unsurlara sahip farklı devlet türleri görmekteyiz: Şehir devletleri, krallıklar, imparatorluklar ve nihayet ulus devletler gibi. Örneğin, ulus devlet, İlk ve Orta çağlarda hiç görülmezken XIX. yüzyıldan itibaren uluslararası alanda en yaygın görülen devlet türü olarak karşımıza çıkar.

Bu farklı devlet türlerini çeşitli ölçütlere göre sınıflandırmak mümkündür. Örneğin, yönetim şekillerine göre devletleri demokratik, otoriter ve totaliter devlet olarak sınıflandırabileceğimiz gibi sahip oldukları askerî ve iktisadi kaynakların miktarına bakılarak büyük ya da küçük güçler olarak da sınıflandırabiliriz.

Uluslararası ilişkilerin temel aktörleri olan devletler, varlıklarının öteki aktörler tarafından tanınmasıyla birlikte diğerleriyle eşit statüye sahip olurlar. Ancak buradaki eşitliğin, güç anlamında değil, devletlerin birbirleriyle ticari, askerî ve siyasi ilişki kurma hakkı çerçevesinde bir eşitlik olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Uluslararası ilişkilerin anarşik olması, bu eşitlikten kaynaklanmaktadır. Hiçbir devlet diğerleri üzerinde güç kullanma hakkına sahip değildir. Devletlerin birbirlerine karşı güç kullanmaları meşru bir hak olarak kabul edilemez.

Devletler, sahip oldukları askerî ve iktisadi kaynakların miktarına göre büyük, orta ve küçük güçteki devletler olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Büyük güçler, diğer devletlere kıyasla çok geniş askerî ve iktisadi kaynaklara sahip olan devletlerdir. Bir başka deyişle büyük güç adı verilen devletler, çok büyük ordulara, çok fazla ve çeşitli silahlara sahip olup iktisadi kalkınmışlık açısından çok ileri, çok zengin ülkelerdir.

Orta kuvvetteki devletler ise askerî ve iktisadi kaynakları fazla olmakla birlikte büyük güçler kadar değildir. Bazı orta güçteki devletler ise ya askerî yönden güçlü iktisaden az gelişmiş ya da iktisaden gelişmiş ancak askerî yönden zayıftırlar. Küçük güçteki devletler ise ne askerî yönden ne de iktisaden kuvvetlidir. Askerî ve iktisadi kaynakları çok az olan devletlere küçük ya da zayıf devletler adı verilmektedir.

XX. Yüzyılda Devletler

2. Devlet Dışı Örgütler

Devlet dışı aktörler, devletin taşıdığı özellikleri taşımamakla birlikte uluslararası alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlardır. Devlet olmayan aktörler olarak da adlandırılan bu grupta, uluslararası hükûmetler arası örgütler, hükûmet dışı örgütler ve çok uluslu şirketler bulunmaktadır.

a. Uluslararası Hükûmetler Arası Örgütler

Uluslararası ilişkilerin anarşik yapısı her bir birim (devlet) açısından belirsizlik ortamı yarattığından devletler, bir dereceye kadar düzen arayışında olmuşlardır. Bazı alanlarda düzen sağlayabilmek amacıyla devletlerin gönüllü olarak oluşturdukları varlıklara, uluslararası örgüt ya da hükûmetler arası örgüt adı verilmektedir. Günümüzde toplumlar, sürekli gelişme ve değişme içinde olduklarından, gittikçe artan ihtiyaçlarının tamamını kendi kaynaklarıyla karşılayamazlar. Bu sebeple pek çok alanda uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyarlar.

Uluslararası örgütler, devletler tarafından bir antlaşma ile kurulur. Amaçları, yetkileri, karar alma süreçleri, faaliyetleri ve mali kaynakları, kurucu devletler tarafından belirlenir. Dolayısıyla uluslararası örgütler, üye devletlerden bağımsız hareket edemezler. Ancak özellikle 1990’lardan itibaren üye ülkeler bazı uluslararası örgütlere sınırlı alanlarda özerklik vermişlerdir.

b. Uluslararası Hükûmet Dışı Örgütler (UHDÖ)

Bu grupta yer alan aktörler, devletlerin değil, bireylerin kurduğu örgütlerdir. Uluslararası hükûmet dışı örgütler kâr amacı gütmeyen siyaseten bağımsız, mali olarak özerk olup kamu yararı gözeten faaliyetlerde bulunan örgütlerdir. Uluslararası hükûmet dışı örgütler, ortak amaçlara sahip kişilerin veya grupların tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri etkinlikleri yapmalarıyla önemli bir boşluğu doldururlar. Bu örgütler, bir bölgede ya da bütün dünyada faaliyet gösterebilirler. Uluslararası hükûmet dışı örgütler, bir tek amaç doğrultusunda faaliyette bulunabildikleri gibi birden fazla amaç için de yapılanmış olabilirler. Özellikle XIX. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan bu aktörler, başlıca şu alanlarda faaliyet gösterir:
İktisadi kalkınma ve insani yardım yapmak (OXFAM), sağlık hizmetlerinde yardımda bulunmak (Sınır Tanımayan Doktorlar), uluslararası alanda insan haklarını savunmak (Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü), çocukları korumak (Save the Children-Çocukları Koruyun), çevreyi korumak (Greenpeace), yolsuzluklarla savaşmak (Transparency International) vb. Uluslararası hükûmet dışı örgütlerden bazıları, uluslararası hukuki kişiliğe sahip olmalarına rağmen çoğu hukuki statüde değildir.

Greenpeace, çevre konusunda çalışan uluslararası hükûmet dışı örgütlerden biridir.

c. Çok Uluslu Şirketler

Çok uluslu şirketler sanayi, ticaret, bankacılık, medya sektörleri başta olmak üzere çeşitli ekonomik faaliyetleri olan özel girişimlerdir. Bu aktörlerin, yönetim merkezleri belli bir ülkede olmakla birlikte faaliyetleri ülke sınırlarını aşan kâr amaçlı büyük şirketlerdir. Çok uluslu şirketler, diğer ülkelerdeki ofisleriyle ham madde, nitelikli iş gücü ve sermaye ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar.
Çok uluslu şirketlerin 1970’lerden itibaren uluslararası ticarette merkezî bir rol oynadıklarını söylemek mümkündür. Özellikle doğrudan dış yatırımlarıyla uluslararası ekonomide etkili olmaktadırlar. Bazı gözlemcilere göre çok uluslu şirketler, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde yetmişini kontrol etmektedirler. Bu şirketler, hükûmetlerin politikalarına doğrudan karışma hakkına sahip olmamakla birlikte, faaliyet gösterdikleri ülkelerin iç politikalarının şekillenmesinde etkili bir unsur olarak karşımıza çıkabilmektedir.

B. Aktörlerin İlişki Türleri

Uluslararası sistemde yer alan aktörler, birbirleriyle “çatışma” ya da “iş birliği” olmak üzere iki şekilde ilişki kurmaktadırlar. Bu bölümde, aktörler arasındaki ilişki türleri ile sorunların kaynağı ve bu sorunların çözüm yollarına yer verilecektir.

1. Çatışma Türleri ve Çözüm Yolları

Çatışma, uluslararası aktörler arasındaki uzlaşmaz çıkarlar nedeniyle doğan anlaşmazlıkları ifade eder. Uluslararası aktörler, çatışmacı bir tutum sergilediklerinde aralarında bir gerilim yaşanır ve bazen bu gerilimle başlayan anlaşmazlıklar uzlaşı ile çözülebilir. Tarafların geri adım atmadığı ve kendi çıkarları doğrultusunda ısrarcı oldukları en son aşamada ise şiddetin ve gücün kullanıldığı savaşlara dönüşebilir.
Uluslararası çatışmaların belli başlı nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
• İhtiyaçların sonsuz; kaynakların kısıtlı olması,
• Ya hep ya hiç tutumu (bencil insan doğası),
• Silahlanma yarışı,
• Uluslararası sistemin anarşik yapısı,
• Etnik milliyetçilik,
• Otoriter rejimler,
• İdeolojik, dinsel ya da etnik farklılıklardır.

Çatışma aşamaları tırmanma, caydırma ve savaştır.
Tırmanma: Herhangi bir tarafın güvenlik ve hayati çıkarlarının tehdit edildiği algısıyla başlar.
Caydırma: Potansiyel gücün karşı tarafı vazgeçirmek için kullanılmasına denir.
Savaş: İsteklerin karşı tarafa zorla kabul ettirilmesi için başvurulan şiddet yöntemidir.

Askerî güç, caydırıcılık açısından etkilidir.

Tırmanma, karar vericiler tarafından bilinçli bir şekilde tercih edilen bir yöntemdir. Burada amaç genellikle karşı tarafa gücünü göstererek kendi isteklerini kabul ettirmektir. Bu yolla çatışmanın kontrol altına alınması sağlanabilir. Taraflardan biri yaptığı bu güç gösterisi ile diğerini uzlaşmaya ikna edebilmişse “caydırma” yöntemini başarıyla kullanmış demektir. Çünkü hedefteki ülkenin davranışını savaşa başvurmadan akılcı yöntemlerle değiştirebilmiştir. Devletler arasında kullanılan stratejik yöntemlerden biri olan caydırmanın başarıya ulaşmasında önem taşıyan bazı etkenler vardır. Öncelikle karşı taraf diğer tarafın gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmeyeceğine inanmalıdır. İki tarafın güçlerinin farklılığı konusundaki algılamaları da aynı olmalıdır. Taraflardan birinin elinde nükleer silahların olması, diğerinin sınırlı sayıda konvansiyonel silahlara sahip olması gibi durumlarda güç farkına yönelik algılamalar gayet nettir. Ancak taraflar arasında güç dengesi olması durumunda bu tarz bir caydırma stratejisi genellikle işlevsel olmaz.

Caydırma,istikrarlı bir tutum sergilenmesi ve etkili iletişim yöntemlerinin kullanılması ile istenen sonuçların elde edilmesini sağlar. Aksi hâlde istenen sonuçların alınması yerine savaşa yol açar. Çözülemeyen çatışmaların tümü aynı nitelikteki savaşlara yol açmaz. Görüldüğü üzere çatışmalar, diplomatik yöntemlerin başarıyla kullanılması hâlinde barışçıl yollarla çözülüp uzlaşıya dönüşebilir. Çatışmada yer alan taraflardan birinin diğerinin gücünü kabul etmesi durumunda çatışmalar caydırma yoluyla çözülebilir. Bu iki yöntemle sonuca ulaşılamamasında ise çok daha büyük kayıpların yaşanabildiği savaşlar kaçınılmaz hâle gelebilir.

Devletler arasındaki anlaşmazlıkların ve gerilimlerin önlenmesinde dış politika araçlarının, yerinde ve doğru kullanılması önem taşır. Bu noktada devlet adamlarının verdikleri kararlar ve uyguladıkları yöntemler çok önemlidir. Uluslararası ilişkiler kuramlarına göre her devlet, anarşik uluslararası sistemde bir güvenlik ikilemi yaşamaktadır. Buna göre kendilerini koruyacak devletler üstü bir yapının yokluğunda devletler, daimî bir biçimde diğer devletlerin kendilerine zarar verebilecekleri korkusu içinde yaşarlar. Bu nedenle de askerî kaynaklarını sürekli artırmaya çalışır yani daimî bir silahlanma ve güç yarışı içindedir. Devletler, kendilerini daha fazla güvende hissetmek için güçlerini artırdıklarında aynı zamanda kendilerine yönelik tehditleri de artıracaklardır. Çünkü gücünü çok artıran bir devlet diğerleri için bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Sonuç olarak silahlanma ve güç artırımı, bir devlete hem güvenlik hem de tehdit getirdiği için güvenlik ikilemi ortaya çıkmaktadır.

2. İş Birliği

Devletlerin yürüttükleri ekonomik, ticari, askerî vb. etkinlikler devletler arasında çatışmaların yaşanmasına neden olabildiği gibi devletlerin birbirleriyle iş birliği yapmalarını veya ittifaklar kurarak ortak çıkarları doğrultusunda birlikte hareket etmelerini de sağlayabilir. Devletler, ulusal çıkarlarına kendi öz kaynakları ile ulaşamayacakları durumlarda diğer devletlerle iş birliğine giderek tek başlarına elde edecekleri yararın daha fazlasına ulaşabilirler. Günümüzde pek çok devlet, bu tür amaçlar doğrultusunda iş birliği çalışmalarının en somut göstergeleri kabul edilen uluslararası örgütlere üye olmaktadır.

Aktörlerin iş birliği yapmalarının temel nedenleri:
• Öz kaynakların yetersizliği,
• Maliyetleri azaltma çabası,
• Kazan-kazan tutumu (insan doğasının rasyonelliği),
• Uluslararası saygınlığını artırma isteği,
• Güç dengesi oluşturma veya mevcut güç dengesini kendi lehinde değiştirme isteği,
• Ortak kültürel ya da ideolojik değerlere sahip olmadır.

Birleşmiş Milletler Kuruluş Konferansı 1945

Nedeni ne olursa olsun iş birliği kararı, rasyonel bir karar verme sürecinin sonunda ve tek başına elde edileceğinden daha fazla yarar sağlama beklentisiyle ortaya çıkar. İş birliği yapılması kararı verildikten sonra devletlerin temsilcileri, söz konusu iş birliğinin hangi koşullarda gerçekleştirileceğine dair müzakerelere ya da diplomatik görüşmelere başlarlar. Devletler arasındaki görüşmeler sadece görüş ve bilgi alışverişinde bulunma (istişare görüşmeleri) amacı taşıyabileceği gibi devletler arasındaki belirli bir sorunun barışçıl yöntemlerle çözümlenmesi amacını da taşıyabilir. İş birliği ikili, çok taraflı ya da uluslararası örgütler tarafından yürütülen iş birliği olarak sınıflandırılabilir. Bu tür görüşmeler müzakere alanında uzmanlaşmış devlet temsilcileri yani diplomatlar tarafından yürütülür. Uzlaşma sağlanması durumunda devlet, hükûmet veya uluslararası örgütlerin temsilcileri tarafından imzaladıkları antlaşmalarla kalıcı hâle getirilir.

Uluslararası ilişkiler tarihine bakıldığında, çeşitli çatışmalar yaşanmasına rağmen oldukça yoğun iş birliği çalışmaları dikkati çekmektedir. Küreselleşme olgusu, dünyada yaşanan herhangi bir olaya karşı herhangi bir devletin duyarsız kalmasını, oldukça güç bir hâle getirmiştir. Çünkü dünyanın öbür ucunda meydana gelen bir olay, haberleşme ve ulaşım ağındaki gelişmelerle anında yayılır ve bütün dünyaya ulaşır. Böylece herhangi bir yerde yaşanan sorunlar, uluslararası aktörler arasında iş birliği yapılması sürecini hızlandırır. Deprem ve sel gibi doğal afet durumlarında uluslararası kurtarma ve yardım kuruluşları, anında faaliyete geçerek ilgili bölgelere ulaşabilmektedir. Küresel ısınma sürecinin ortaya çıkardığı iklim değişiklikleri veya çevre kirliliğini önleme çalışmaları gibi dünya devletlerinin iş birliği ile çözüme ulaştırılabilecekleri sorunlar üzerine, her gün biraz daha fazla duyarlılık gösterilmesi de dikkate değerdir.

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir