Uluslararası İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

A. İlk Çağ'da Uluslararası İlişkiler

1. Genel Özellikler

Uluslararası ilişkiler, toplumlar arası ilişkilerin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Diğer toplumlarla ilişkiler kurma, ilişkileri düzenleyici kurallar geliştirme ve ortak düşmana karşı ittifaklar yaparak mücadele etme düşüncesi, çok eski çağlardan beri var olagelmiştir. Av alanlarının belirlenmesi, savaşlara ara verilmesi, sınır sorunları, ticari ilişkiler gibi nedenler, İlk Çağlarda toplumların birbirleriyle iletişime geçmelerinde etkili olan konulardır. Bunun yanında, tarihin ilk dönemlerinden itibaren toplumlar arasında ilişkileri düzenlemek ya da sorunları çözümlemek amacıyla diplomatik faaliyetler yürütülmüş, günümüzde elçi denebilecek özel yetkilere sahip kişiler görevlendirilmiştir.

İlk Çağ'da uluslararası ilişkilerin gelişiminde, devletlerin topraklarını genişletme politikaları etkili olmuştur. Bunun bir sonucu olarak devletlerin dış politika hedefleri, verimli tarım alanlarını ve zengin maden yataklarını ele geçirmek, fethedilen yerlerden ganimet ve köle toplamak ve önemli ticaret yolları ile merkezleri üzerinde egemenlik kurmak olmuştur.

İlk Çağ'da uluslararası ilişkilerde sorunlar daha çok savaş yoluyla çözülmekle beraber, diplomatik yöntemler de kullanılmıştır. Devletler arasında ittifakların kurulması ve barışın korunması için çeşitli antlaşmalar yapılmıştır. Antlaşmaların yanında, evlilikler yoluyla da devletler arasında birtakım siyasi ittifaklar kurulmuştur. Öte yandan devletler, düşman devletlerin içinde isyanlar çıkarmak veya çatışmaları körüklemek gibi faaliyetler içinde olmuşlardır.

lk Çağda Ön Asya devletleri 300x194 - Uluslararası İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

İlk Çağ'da Ön Asya devletleri

2. İlk Çağ'da Uluslararası İlişkilerin Niteliği

İlk Çağ'da uluslararası ilişkilerle ilgili ilk bilgiler, genellikle tarihin ilk toplumsal birimleri olan şehir devletleri dönemine aittir. Yine ilk Çağ'daki uluslararası ilişkilere dair bilgilerimiz Orta Doğu, Avrupa ve Afrika bölgeleriyle sınırlıdır. Bu döneme örnek olarak MÖ üçüncü bin yılda Sümer site devletleri arasındaki ilişkiler verilebilir. Ancak elimizde Sümer site devletleri arasındaki ilişkilerin nasıl yürütüldüğüne dair arkeolojik ve antropolojik verilerin dışında herhangi bir kaynak bulunmamaktadır.

Kadeş Antlaşması M.Ö.1280 300x243 - Uluslararası İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

Kadeş Antlaşması M.Ö.1280

Orta Doğu’daki devletlerin uluslararası ilişkilerde kullandıkları sözlü iletişimin yazılı hâle gelmesinde ve bir düzen kazanmasında, Mısırlıların etkisi büyüktür. Mısır’ın, ilk çağların büyük devletlerinden biri olması yönüyle bölgenin uluslararası yapısında belirleyici bir rolü olmuştur. Bugünkü Suriye’yi ele geçirmek için uzun yıllar savaşan Mısır ve Hitit devletleri, yeni ortaya çıkan Asur tehlikesine karşı aralarında barış yapmışlardır. Bir barış ve ittifak antlaşması olarak MÖ 1280’de imzalanan ve bir kopyası Birleşmiş Milletlerin merkezinde sergilenen Kadeş Antlaşması’nın uluslararası ilişkiler açısından çok dikkat çekici özellikleri şunlardır:

1. Tarihte devletler arasında yapılan ilk ittifak antlaşmasıdır.
2. Elimizde metni bulunan ilk uluslararası hukuk belgesidir.
3. Bütün uluslararası antlaşmaların ilk örneği kabul edilir.

Eski Yunan’ın genel siyasi yapısı, “polis” adı verilen şehir devletlerinden oluşmuştur. Site devletleri arasındaki ilişkilerin temel özelliğini, rekabete dayalı birlikte yaşama tecrübesi oluşturuyordu. Sayıları 1500’ü bulan irili ufaklı site devletinden oluşan eski Yunan dünyasındaki uluslararası ilişkiler hakkında elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Siyaset teorisinin klasik düşünürleri olarak nitelenen Platon ve Aristo da dâhil olmak üzere eski Yunan filozofları bu konu üzerinde fazla kafa yormamışlardır. Devletler arası ilişkilerde savaşı bir gerçeklik olarak kabul eden Platon ve Aristo, Yunan site devletleri arasındaki savaşları onaylamayıp kınarlarken Yunanlılar ile barbarlar arasındaki savaşları doğal karşılarlar.

Eski Yunan diplomasisi “açık diplomasi” anlayışını benimsemişti. Diplomatik görüşmeler, tamamen kamuoyuna açık yürütülür, elçilerle görüşmeler gizli tutulmazdı. Barış ya da savaşa yönelik tartışma ve planlar, halkın önünde yapılır, yapılan antlaşmalar ve sözleşmeler, herkesin görebileceği bir yere asılırdı.

Şehir devletleri arasında ortaya çıkan sorunların çözümünde elçiler görevlendirilirdi. Halk meclisi tarafından seçilen bu elçilere “mesajcı” ya da “eskiler” denirdi. Elçiler yola çıkarken görevlerine ilişkin bilgi ve emirleri ikiye katlanmış bir kâğıt (diploma) üzerine yazılı olarak alırlardı. “Diplomasi” teriminin buradan geldiği düşünülmektedir. Diplomasinin önemli kurumlarından olan konsoloslukların, Yunanca “proksenos”tan geldiği düşünülmektedir. Konsoloslar, gittikleri Yunan şehirlerinde sürekli kalır, diplomatik görüşmeleri yürütürlerdi. Ayrıca bulundukları şehirlerde, memuru oldukları devletin temsilciliğini yapar ve kendi vatandaşlarının haklarını korurlardı.

Eski Yunan’da uluslararası ilişkileri şekillendiren kurumlardan biri de “amfiksiyonik konseyler”dir. Bu konseyler, şehir devletlerinin ortak siyasi sorunlarının tartışıldığı ve çözümlendiği bölgesel konferanslar niteliğindeydi. Günümüzdeki modern uluslararası ilişkilerin önemli araçlarından biri olan kongre-konferans diplomasisinin ilk örnekleri, Yunanlılarda görülmektedir. Bu kongrelerde / konferanslarda savaşa ya da barışa karar verme gibi önemli konularda Yunan şehir devletlerinin eşit oy hakkı bulunurdu.

Eski Yunan’da tek ve bütün bir birim olan dünya kavramı, Romalılar tarafından da benimsenmiştir. Bu düşüncenin bir yansıması olarak Roma İmparatorluğu, evrensel sitenin pratikteki görünümü olarak algılandı. İşte bu nedenle Roma’da dış politika iki temel amaca yönelmişti: Bir dünya imparatorluğu kurmak ve bu imparatorluğun sınırlarını komşu devletlerin saldırılarına karşı savunmak. Bu politikanın bir sonucu olarak Roma, öteki devletlerle ilişkilerinde diplomasi yerine, genellikle üstün askerî gücünü ön planda tutmuş, imparatorluğun hâkim olduğu topraklar dışındaki bölgeleri, normal ilişki kurulacak birimler olarak değil, tehdit ya da ganimet kaynağı topraklar olarak görmüştür. Roma İmparatorluğu, uluslararası ilişkilerde bir araç olarak diplomasiden ancak zayıflamaya başladığı ve barbar saldırılarına maruz kaldığı son dönemlerinde etkili bir şekilde yararlanmıştır.

Roma İmparatorluğu, uluslararası hukuk alanına bugün bile kullanılan birtakım kavramlar kazandırmıştır. Birey ve toplum hukukunun yanı sıra imparatorluk içinde yer alan devletlerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen ve temeli 12 Levha Kanunu’na dayanan Roma Hukuku’nun da etkisiyle imparatorluk sınırları içinde “Pax Romana (Roma Barışı)” adı verilen ve iki yüz yılı aşan (MÖ 27-MS 180) bir barış süreci yaşanmıştır. Bu süreç daha sonraki dönemde hem Avrupa diplomasisince örnek alınmış hem de uluslararası antlaşmaların temel ilkelerinin belirlenmesinde etkili olmuştur.

Eski dünyanın bir diğer önemli toprak parçası olan Çin’de ise Roma İmparatorluğu’nun aksine hiçbir zaman politik bir bütünlük sağlanamamıştır. Çoğul toplumsal birimleri merkezî bir birim içinde eritememiş olan eski Çin’de bu gerçeğe çelişik olarak imparatorluğun, hep asıl birim olarak görülmesi sonucu kuşatıcılığı ve üstün otoritesi tanınmıştır. Bu çerçevede imparatorluk sınırları dışındaki toplumlar, ilişki kurulacak birimler olmaktan çok tıpkı Roma ya da eski Yunan’da olduğu gibi imparatorluğa tabi kılınacak barbarlar olarak kabul edilmişlerdir.

Çin, kapalı ve üstünlükçü tutumu nedeniyle uzun dönem yabancı temsilcileri ülkesine kabul etmemiştir. Bu nedenle diğer devletlerin Çin ile ilişki kurmaları da ancak savaşlar sonucunda olabilmiştir. 1793 yılında İmparator Ch’ien Lung (Şiyen Lan), Britanya Kralı III. George’a (Corc) gönderdiği mektubunda, imparatorluğunun Britanya Krallığı’yla ilişki kurmaya tenezzül etmeyeceğini açıkça ifade etmiştir. MÖ VI. yüzyılda yaşayan ve savaş stratejileri konusunda realist bir yöntem öngören ünlü general Sun Tzu (San Tuzu) da Savaş Sanatı adlı eserinde, uluslararası ilişkilerde belirleyici olanın, savaşlardaki başarı olduğunu vurgulamıştır.

in Seddi’nden bir görünüş 300x153 - Uluslararası İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

Çin Seddi’nden bir görünüş

İlk Çağ'da Hindistan’da MÖ birinci binde ortaya çıkan ve Hindistan’a özgü şartlara, inançlara ve geleneklere dayanan Manu Yasaları (Manu Öğretileri), diplomasi ve uluslararası hukuk açısından önemli belgelerden biridir. Manu Yasaları, eski Hint dış politika anlayışının oluşmasında etkili olmuş; diplomasi, savaştan kaçınma ve barışı pekiştirme sanatı olarak algılanmıştır.

Şunlara da Göz Atmalısın
Share

Bir Soru Sormak İster misin?

avatar
  Subscribe  
Bildir